Herkes mutlaka tecrübe etmiştir… Bir sohbet ortamında bulunduktan sonra telefonu elimize aldığımızda; o sohbette hangi konu konuşulmuşsa o konuya ait reklam mesajları anında yağmur gibi ekrana yağıyor…
Teknoloji öyle ilerledi ki; telefonunuz kapalı olsa bile ortamda konuşulanlar casus yazılımlar üzerinden sizin profilinize ait bir veri tabanına eş zamanlı işleniyor…
Tabiri caizse, kullandığımız akıllı telefonların bizi 7/24 izleyen bir ajandan farkı yok!...
Telefondan uzaklaşmak bir çözüm değil… Televizyonlar başta olmak üzere diğer akıllı cihazlar da “wifi” ağları üzerinden birbirine otomatik olarak entegre olmuş durumda…
Yani yağmurdan kaçarken doluya tutuluyorsun!...
Ekranlar her saniye bizi analiz eden, profilimizi güncelleyen aktif bir veri madencisi!...
Bu durum, yalnızca algoritmik tahminlerin başarısıyla açıklanamayacak kadar “isabetli” örnekler içeriyor. Modern teknolojinin ulaştığı nokta, kullanıcı davranışlarını izlemekten çok daha öteye geçmiş durumda.
Günümüz insanı artık yalnızca yaşadığı dünyada değil, aynı zamanda görünmez bir dijital evrende de varlık gösteriyor. Bu evren, davranışlarımızı kaydeden, tercihlerimizi analiz eden ve alışkanlıklarımızı öngören karmaşık bir sistem üzerine kurulu. Çoğu zaman farkına bile varmadan bu sistemin bir parçası haline geliyoruz.
Mevzuyu biraz araştırmaya kalktım…
Apple ve Samsung başta olmak üzere dünyada bu teknolojinin öncülüğünü yapan uluslararası şirketlere artık ABD’de bile “casus yazılım” üreticileri olarak bakılmaya, bu yönde dava açılmaya başlanmış…
Bir örnek verelim… Samsung marka telefonlara otomatik olarak yüklenen “AppCloud” isimli uygulamanın temel görevi, önce kullanıcı alışkanlıklarını öğrenmek ve daha sonra da o kullanıcının profiline uyan ticari reklamları onun ekranına yönlendirmek…
İsrail merkezli “ironSource” firması tarafından geliştirilen bu sistemin ileride başımıza neler açacağını maalesef henüz bilmiyoruz…
İşin içinde eğer İsrail varsa, konunun basit bir pazarlama meselesinden ibaret olmayacağı açık!...
Benzer bir durum akıllı televizyonlarda da varmış… Buradaki sistemin adı da kısaca “ACR” imiş… O da şöyle çalışıyormuş…
Televizyonumuz her 500 milisaniyede ekrandan anlık görüntü alıyor... Bu görüntüler gri tonlamaya çevrilerek dijital birer parmak izine yani “hash verisine” dönüştürülüyor… Sonra bu izler her 2 ila 5 saniyede devasa veri merkezlerine gönderiliyormuş…
Şifreli, kablolu, ücretli bir yayın paketi izlemeniz, televizyonunuza oyun konsolu bağlamanız fark etmiyor yani…
Ekranınıza düşen her görüntü karesi mülkiyeti sizden alınan (çalınan) bir veri paketine dönüşüyormuş anlayacağınız!...
Firmaların da topladıkları bu verileri ciddi bir para karşılığında “veri brokerlarına” sattığı söyleniyor…
İşin asıl tehlikeli yanı da burası esasında…
Brokerların bu verileri işleyerek, kişinin siyasi görüşünden dini inancına, cinsel tercihinden satın alma potansiyeline varıncaya kadar her şeyi içeren karanlık bir profil oluşturdukları iddia ediliyor…
Sonra da bu profillerin sadece reklam verenlere değil, kitleleri manipüle etmek isteyen yapılara, istihbarat odaklı çalışan dev şirketlere ve sizin hakkınızda karar verici konumda olan karanlık odaklara pazarlandığı söyleniyor…
Bu vahim durumu özetlersek;
İzlediğimiz ekranlar aracılığı ile evlerimizin en mahrem odalarına giriyorlar!...
Akıllı cihazlarla her an her dakika bizi fişliyorlar…
Siz uyuyorsunuz ama o asla uyumuyor… Üstelik bu takip mekanizması için size herhangi bir onay tercihi de sunmuyor... Sistemin sigortasını “fabrika ayarlarının” içine gömmüşler!...
On binlerce lira vererek satın aldığımız bu şeyler gerçekte bir teknoloji değil; konfora olan zafiyetimizi kullanıp mahremiyetimizi sermayeye dönüştüren bir gözetim altyapısı!...
Şu an televizyonumuzun ayarlarına girip izleme verisini veya ACR bölümünü kapatabiliriz...
Ancak bu sistemin sizi tamamen serbest bıraktığı anlamına gelmiyor. Akıllı cihazlar geliştikçe dijital kölelik normalleştiriliyor…
Fransız düşünür M. Foucault’nun “Görünürlük bir tuzaktır” sözü, içinde bulunduğumuz dijital çağın ruhunu adeta özetliyor…
Artık gözetlenmek için fiziksel bir kuleye gerek yok; cebimizde taşıdığımız cihazlar bu işlevi fazlasıyla yerine getiriyor!...
Yine G. Orwell’ın yıllar önce dile getirdiği “Büyük Birader seni izliyor” ifadesi, bugün metafor olmaktan çıkıp teknik bir gerçekliğe dönüşmüş durumda…
Teknoloji şirketlerinin geliştirdiği sistemler, yalnızca mevcut davranışlarımızı analiz etmekle kalmıyor; aynı zamanda gelecekteki davranışlarımızı da şekillendiriyor…
Kabul edin etmeyin; “özgür irademiz” yeniden ipotek altında!...
Elbette çözüm tamamen teknolojiden uzaklaşmak değil. Bu, günümüz dünyasında ne mümkün ne de sürdürülebilir. Ancak bilinçli kullanım, veri izinlerinin kontrolü ve dijital okuryazarlığın artırılması önemli bir başlangıç noktası…
Sonuç olarak, mesele basit bir “reklam hedefleme” meselesi değil…
Karşımızda, bireyin mahremiyetini ekonomik değere dönüştüren küresel bir sistem var...
Bu sistemin sınırları henüz net olarak çizilmemiş…Sistem büyümeye devam ediyor…
Sorulması gereken temel soru şu: Acaba teknoloji mi bize hizmet ediyor, yoksa biz mi teknolojiye hizmet ediyoruz?
Ya da daha amiyane bir tabirle; kim kimi izliyor acaba?
Galiba cevap, sandığımızdan çok daha karmaşık…