CHP yönetimi ve payandası olan besleme gazeteciler, ortaya saçılan pisliklerin toplumda oluşturduğu tepkiyi hafifletme gayretine girmiş bulunuyor.
Bir anlamda, suçlamaların yoğunluğunu seyreltmeye ve bulanıklaştırmaya çalışmak, diyebiliriz.
Bizzat partililerin ihbar, ifşa ve itiraflarıyla desteklenen somut iddiaları bulanıklaştırmak, hangi mantığa sığar?
Gazeteci olarak, ortaya saçılan iddiaları, raporları, tanıklıkları ve itirafları dikkate alarak, değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bundaki gayemiz; yetim hakkını, doğruyu, adaleti ve hukuku savunmaktır.
Dolayısıyla, beytülmale uzanan elin hangi partiye, dine, mezhebe, meşrebe ait olduğuna bakmıyoruz. Hırsız hırsızdır. Hırsızın partisi, dini, milliyeti gözetilmez.
Hal böyleyken, CHP kanadı veya bir şekilde iktidara öfke besleyenler, “Bunlar çaldı da ötekiler çalmadı mı? Adalet taraflı işletiliyor…” gibi söylemlerle tavır geliştiriyor.
Elbette hukuk, sosyal medya kanalizasyonlarında üfürülen ve faili belli olmayan uçuk suçlamalara göre değil; somut iddia ve delillere göre hareket eder.
ORTAYA KARIŞIK KURNAZLIĞI
CHP’li belediyelere yönelik yargının yaptığı operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve nihayet iddianameler, boşluğa sallanan yumruklar değil.
Yaşananlar karmaşıklaştıkça ve bulanıklaştırıldıkça, işin esasını kaçırma tehlikesi ortaya çıkıyor. Şunu akıldan çıkarmayalım: CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve taciz gibi suçlamaların çıkış kaynaklarının tamamına yakını aynı partinin mensuplarıdır.
Aynı şekilde, tanıklık edenlerin ve itirafçıların da çok büyük bölümü CHP’lidir.
Bu net hakikate rağmen, “Bize siyasî operasyon yapılıyor…” gibi bir söylemin karşılığı bulunmuyor.
Suçüstü yakalanmış mücrimlerin, “Bir ben miyim yani? Ötekiler yapmıyor mu?” gibi bir savunma yapması, kabul edilemez.
Eğer başka partilere mensup belediyeler hakkında da somut iddialar varsa, iddia sahipleri savcılıklara suç durusu yapmalı.
Nitekim son bir ay içinde en az 3 AK Partili belediye yöneticilerine gözaltı ve tutuklamalar oldu.
ŞIRACININ ŞAHİDİ BOZACI
Mevzuyu sosyal medya mecralarında ‘ortaya karışık’ kıvamında bulanıklaştırmaya çalışanların, somut iddia kabilinden dile getirebildikleri tek şey, Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek üzerine kurgulanıyor. Bu noktadaki iddiaların ‘delili’ diye sunulan söylem; “Gökçek, Ankara’nın yarısını kendine tapuladı…” palavrasıdır. Bu palavraya verilen payanda ise; 2019 Yerel Seçimleri öncesinde, Melih Gökçek’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği doğrultusunda, Belediye Başkanlığından istifa etmesidir. Güya Gökçek’in ‘suçları’ Erdoğan tarafından biliniyormuş ve bu yüzden görevi bırakmasını istemiş.
İyi de, Gökçek’le birlikte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Kadir Topbaş’ın da istifası alındı. Ona herhangi bir ‘kulp’ takılmadı.
Gökçek’e dair iddia sahiplerinin bir diğer dayanağı da AK Parti’nin ‘her zaman geriye doğru ateş eden’ silahşoru Bülent Arınç’ın içeriden ateş açmasıdır.
Hatırlanacaktır; FETÖ’ye yönelik yargılamalara itiraz eden, hatta onların avukatlığını üstlenme isteğini saklamayan Arınç, Melih Gökçek’e karşı, nedenini tam olarak bilmediğiz, bitip tükenmez bir kin sahibi.
2019 seçimleri öncesinde Gökçek’le bir kez daha takışan Arınç, “Ankara’yı parsel parsel sattı. Tepemi attırmayın, çuvalı deviririm…” anlamına gelen laflar etmişti.
BUYURUN AÇIKLAYIN
Tabi, Arınç’ın tepesi bir türlü atmadı, çuvalı da devirmedi. Fakat onun bulanık sözlerini payanda yapan CHP çevreleri, AK Parti’ye ne zaman ‘yolsuzluk’ makamında vurmak istedilerse, hep Gökçek konusunu köpürttüler.
O halde şunu sormak hakkımızdır: Melih Gökçek başkanlığı bırakalı 8 yıl oldu. CHP Ankara Belediyesi’ni alalı da 7 yıl oldu.
Bir insanın üzerine kayıtlı herhangi bir tapu varsa, bu kesinlikle belediyenin veri tabanında olmak zorundadır. Nitekim belediye, herkesin tapusu üzerinden emlak vergisi alır.
Yani Melih Gökçek ve birinci derecede yakınlarının adına Ankara sınırları içinde ne kadar tapu kaydı varsa, mevcut Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın elinin altındadır.
Bu noktada önerim şudur: Mansur Bey, Gökçek ve yakınlarının adına ne kadar tapu kaydı varsa, bunların hepsini, kapsamlı bir basın toplantısıyla açıklamalıdır.
Ankara’da herhalde 1 milyonun üzerinde tapu vardır. Yarısı 500 bin eder. Bundan vazgeçtik; varsa 500 tane tapu kaydı, Mansur Bey’in bunu açıklaması halinde, AK Parti bunun altından kalkamaz.
Hatırlayalım; Mansur Bey’in karşısına AK Parti’nin aday yaptığı Turgut Altınok’un, ata mirası araziler üzerine yapılan binalardan kat karşılığı sahip olduğu 100’den fazla tapu, CHP tarafından beyan edilmiş, Altınok da bunu doğrulayıp, varlığın kaynağını izah etmişti.
Adalet Bakanı’nın adına kayıtlı 4 tapuyu, oradaki buradaki tapu müdürlükleri üzerinden usulsüzce devşirip, sonra da 16 tapusu var yalanını üfürenlerin; şayet Gökçek adına, vazgeçtik Ankara’nın yarısından, 500 tane tapu olsaydı, bütün Türkiye’yi boğacak kadar köpürtürlerdi.
YOLSZLUKTAN BETERİ: MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI
Aslında, yolsuzluk yargılamaları bağlamında çok daha tehlikeli bir durum yaşanıyor. Nedir bu tehlike? CHP belediyeleri eksenli yolsuzluk salgınını normalleştirme çabalarıdır.
CHP yöneticileri ve gazetecileri, ‘teknik olarak’ parantezi içinde, yapılan soygunu makul ve masum gösterme gayretine girdi.
Neymiş efendim? Belediye paralarının CHP’liler tarafından iç edilmesi, ‘teknik olarak’ suç teşkil etmezmiş. Bu tuhaf söylemi, birkaç ay önce, ilk defa bir CHP gazetecisinden duymuştuk. Anılan gazeteci, İBB yolsuzluk soruşturmaları kapsamında, bazı belediye çalışanlarına 100 binli rakamlarda aylık ekstra paralar ödenmesini, “Ekrem Başkan, elamanının çalışmasından memnun olmuş, cebinden ilave maaş ödemiş. Ne var bunda?” gibi sözlerle masumlaştırmaya çalışmıştı.
Tabi ‘SİSTEM’ denilen yapı, Ekrem Bey’in şahsi malıysa, orada biriken milyarları istediği kişilere paylaştırabilir. Tabi, ‘SİSTEM’in kaynağını görmezden gelmek kaydıyla…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, ‘kamunun bir cebinden çıkıp öbürüne girme ‘ söylemi de, yolsuzluğu meşrulaştırmayı amaçlıyor.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı kamu kaynaklarının ‘ortağı’dır. Eğer kamu kaynaklarının, bir cepten ötekine yer değiştirmesi suç teşkil etmiyorsa, herkes tuttuğunu cebine indirsin. Böyle bir mantık olamaz.
Bir de yine CHP çevrelerinin, ‘henüz ispatlanmış bir suç yok, masumiyet esastır’ yollu kurnazlıklarla, mevzuyu basitleştirme gayretidir.
Ortada hiçbir suç unsuru yokken, olmayan tapular ve denizi olmayan bir ülkedeki ‘olmayan bir yat’ üzerinden, ülkenin Adalet Bakanı’na dönük ağır suçlamalar üretenlerin, ‘masumiyet karinesi’ gibi bir kavramı ağızlarına almaması gerekir.
Evet, ortalığa saçılan suçlar gerçekten vahim. Fakat daha vahimi, bu suçların, ‘ortaya karışık’ kurnazlığıyla masumlaştırmaya, normalleştirmeye çalışılmasıdır.
