Türkiye-AB hattında ciddi gelişmeler yaşanıyor. Şimdilik, akan sular saman altında ilerliyor.

Geçen hafta (27 Nisan) bu sütunda değinmiş, AB, Türkiye’yi ve Türk Milleti’ni ‘nereye oturtacağını’ bilemiyor.” ifadesini kullanmıştık.

AB mahfillerinden gelen çatlak sesler için de, çok sesli orkestradan ziyade Bremen Mızıkacıları benzetmesini, Hani; eşeğin anırdığı, horozun öttüğü, kedinin miyavladığı, köpeğin havladığı kakofoni…” cümlesiyle bağlamıştık. (https://www.yeniankara.com.tr/yazarlar/nihat-kasikci/ab-hem-kel-hem-fodul-166614)

Tam da ertesi gün, MHP Genel Başkanı Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli’nin, Avrupa Birliği’ne ‘had çizen’ sert çıkışı gelmişti. Sonraki (29 Nisan) yazımızda, bu had çizmeyi, ‘Türk Devlet Aklının kamuoyuna dönük beyanları’ mertebesinde değerlendirdiğimizi vurgulamıştık.

Bahçeli’nin, MHP TBMM Grubu Toplantısındaki uzun ve köşeli konuşmasının, AB mahfillerine ültimatom niteliği taşıyan cümlelerini sıraladıktan sonra, Türkiye’nin, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan bu yana, Avrupa’ya en sert mesajları verdiğini dile getirmiştik.

Nihayetindeki hüküm cümlemiz ise; “O halde, bundan sonrası için, Türkiye’nin Avrupa’ya karşı resmî söylemlerinde ciddi değişimler beklemeli miyiz? Soruya naçizane cevabım, ‘evet’ olacak. Önümüzdeki süreçte, Türkiye-AB ilişkilerinde, devletimizin ses tonunun yükseldiğine ve daha ‘köşeli’ ifadeler kullandığına tanık olmak, bizi şaşırtmayacaktır.” olmuştu.

(https://www.yeniankara.com.tr/yazarlar/nihat-kasikci/bahceli-abnin-haddini-cizdi-166868)

O SES, TÜRK HAKANI’NDAN GELDİ

Öngördüğümüz ses tonu ve köşeli ifadeler için fazla beklememiz gerekmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dr. Bahçeli’nin işaret fişeğini çaktığı ‘Yetti artık!...’ mesajını, Pazartesi günkü Kabine Toplantısından sonra, AB’nin anlayacağı dilden verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; AB’nin kuruluşunu müteakip, Türkiye’nin 1959’daki üyelik başvurusu ve 1963’te Ankara’da imzalanan ‘Türkiye-AET Ortaklık Anlaşması’ndan başlayarak, 67 yıllık ‘yılan hikâyesinin’ kilometre taşlarını özetledi. Türkiye’nin AB’den; samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler beklediğini vurguladı.

Diplomasi dilinin izin verdiği en sert ve yüksek perdeden ifadelerle, Avrupa Birliği siyaset yapıcılarına güçlü mesajlar ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki, ‘ana fikir’ diyebileceğimiz cümleleri hatırlatalım:

  • Türkiye değişti, dönüştü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdi. Ama bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında değişiklik olmadı. (…) Kimi zaman demokrasimizi dillerine doladılar, kimi zaman ekonomimizi tehdit olarak gördüler, kimi zaman nüfusumuz üzerinden korku yaydılar, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirdiler ama her seferinde Türkiye'yi dışlayacak, Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak, Türkiye'yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular.
  • Mesele Ankara’nın nerede durduğu değil; Brüksel’in, geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir. Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı AB’nin, küresel aktör ve çekim merkezi olmayacağı anlaşılmalıdır.
  • Biz, hin-i hacette varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sair zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir.
  • Bugün Avrupa’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç Türkiye’nin Avrupa’ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye’nin küresel ağırlığını Birlik için fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa’nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler.

AB’YE SON UYARI YAPILDI

Türk Devleti, Dr. Bahçeli’nin işaret fişeğinin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üst perdeden kurduğu cümlelerle, Avrupa Birliği’nin kaşalot siyasetçilerine, tam da anlayacakları dilden hakikatleri anlattı. Yani AB’ye ‘son uyarıyı’ yapmış oldu.

Peki, bundan sonra neleri beklemeliyiz?

Bu köşeyi takip edenler, futbol tabiriyle ‘üç ihtimale’ oynama kolaycılığına gitmediğimize tanıktır. Yanılma pahasına da olsa…

Şimdi…

Türk Devleti’nin, 200 yıllık Batılılaşma siyasetinde ciddi bir revizyona hazırlandığını öngörmek, hiç de yanlış olmayacaktır. Ki, olması gereken budur.

Önümüzdeki süreçte; AB’ye uyum amacıyla Türk Milleti’ne dayatılan bazı abesliklerden yavaş yavaş ricatlar olmasını beklemeliyiz. Yani, özümüze dönüş…

AB yüzsüzlerine gelince…

NİZAM-I ÂLEMİN TAŞLARI

Türk Hakanı’nın dediği gibi; artık AB, eski tahakküm gücüne sahip değildir. Türkiye de kendisine yol ve yön belirlenecek ülke değildir.

Ya bundan sonrasında, Türkiye ile olan ilişkilerini ‘efendice’ yürütmeye çalışacaklar…

Ya da kendi çözülüş ve çöküşlerini hüzünlü bakışlarla seyredecekler.

Zira yeni bir dünya kuruluyor. Ve bu dünyada, yaşlı Avrupa’nın emperyalist konumlanmasına yer olmayacak.

ABD’den dirsek yemiş, askerî üstünlüğünü ‘refahına’ kurban etmiş, ekonomik üstünlüğü Çin başta olmak üzere Asya’ya kaptıran ve bundan sonrası için Türk Yüzyılı ile yüzleşmek zorunda olan Avrupa için pek de parlak bir gelecek görünmüyor.

Belki AB’den kopan İngiltere’nin bir şansı olabilir.

Türkiye ise, yeni bir Nizam-ı Âlem döneminin taşlarını döşüyor.

Bir 50 yıl sonra hayatta olanlar, bu satırları okuduğunda hak verecektir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti