Son savaşın başlamasını müteakip, konuya dair yazılarımızda, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının kimin işine yarayacağı veya kime zarar vereceğine ilişkin, ‘genel kabule zıt’ kanaatimizi paylaşmıştık.
Hürmüz’ün kapatılmasının, İran için bir ‘koz’ değil; tam tersine, ‘kendi ayağına sıkma’ gibi bir anlam taşıdığında ısrarcı olduk.
Hatta ABD’nin, Hürmüz’ü kapatması için İran’ı tahrik edip. gazladığını da iddia ettik.
Yaşanan gerçeklik şöyledir:
ABD/İsrail eşkıyalığının İran’a saldırması…
Basra Körfezi’nde yaşanan ağır çatışmalar…
Gerek bu çatışmalar, gerek İran’ın ‘kapatma’ tehditleri ve gerekse ABD’nin ‘sakın kapatma’ kıvamındaki tahrikleri…
Dünya petrol, sıvılaştırılmış gaz ve bu ürünlere bağlı bir yığın hammadde ihtiyacının, yuvarlak hesap yüzde 20’sini karşılayan Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapanması veya daralması…
Artan petrol ve yan ürünlerinin fiyatları… Dünya ekonomisinin büyük bir durgunluk ve enflasyon tehdidi altına girmesi…
KİM KAZANIYOR, KİM KAYBEDİYOR?
Hürmüz buhranının net çıktısı, petrol ve türevlerinde ithalata bağımlı ülkelerin canını fena halde yakmasıdır.
Fiil ve ona bağlı sonuç belli…
Fail olarak da çoğunluk uzman, İran’ı gösteriyor.
Fakat… Bu işin ‘azmettiricisi’ ve ‘en çok kazananı’ kim?
ABD Başkanı Trump, bazı konuşmalarının satır aralarında, “Petrol fiyatlarının yükselmesinden dolayı iyi para kazanıyoruz…” mesajını veriyor.
Doğru mu? Doğru… ABD, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı… Sadece kendi topraklarındaki petrol ve kaya gazını ihraç etmekle kalmıyor; mesela Venezuela misali, çöktüğü coğrafyalardaki petrol ve gazı da iyi fiyatla satarak, tatlı kazançlar sağlıyor.
Rusya da Hürmüz’ün ekmeğini doya doya yiyor. Ukrayna Savaşı yüzünden yaptırımlara maruz kalsa da İran’a saldırılar ortamında elde ettiği gevşeklik sayesinde, petrol ve gazını iyi fiyata satabiliyor.
Hürmüz’den en çok etkilendiği varsayılan Çin, aslında geride kalan epeyce yıl içerisinde, dolar rezervlerini emtia rezervlerine dönüştürmüştü. Bu sünger siyasetiyle Çin, uluslararası piyasalarda; demir, bakır, kömür, buğday, pirinç, altın, gümüş, petrol, sıvılaştırılmış gaz ve dahi bir yığın kıymetli maden olmak üzere, satılabilir ne bulduysa hüpletmişti.
Dünya emtia piyasalarında son yıllarda yaşanan inanılmaz fiyat artışları, durup dururken olmadı. Hatta altın ve gümüşün, her ne kadar son bir-iki haftadır gerilese de, tarihin en pahalı dönemlerini yaşaması da ancak Çin’in stokçuluğuyla açıklanabilir.
KİM, KİME GOL ATIYOR?
Dolayısıyla, Hürmüz krizinin, kısa vadede Çin’e çok büyük etkisi olacağı beklenmemeli.
Krize ‘fenersiz’ yakalananlar; Avrupa ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve aradaki hafif sıklet ülkeler oldu.
Galiba İran’ın Hürmüz’den geçişleri sınırlaması yetmemiş olacak ki; ateşkes müzakerelerini yokuşa süren ABD, yine aynı gerekçeyle Hürmüz girişini ablukaya aldı.
Kim, kime gol atmaya çalışıyor?
Hürmüz, neredeyse tüm ‘uzman’ların üzerinde ittifak ettiği gibi, ‘İran’ın en büyük kozu’ mu?
Yoksa İran’ı gazlayarak giydirilen ‘intihar gömleği’ mi?
Hürmüz, en fazla kimlerin başını ağrıtıyor?
İran’a bakarsanız; Hürmüz’ü, dünya ülkelerinin ABD/İsrail’e, ‘savaşı durdur baskısı’ yapmasını sağlamak amacıyla kullanıyor.
Bir de İran, savaş sonrasında da geçerli olmak üzere, Hürmüz geçişlerinden, kayda değer bir haraç alma niyetini dillendiriyor.
İran’a, güya, ‘Hürmüz’den geçişleri engellemekten vazgeç’ çağrısı yapan ABD, boğazın kapanmasından en fazla nemalanan ülke…
Dahası, Çin, İran, Rusya ve Türkiye başta olmak üzere, uluslararası ticarette ABD doları boyunduruğundan kurtulmaya çalışan ülkeler, bu amaçlarını, en azından şimdilik, ertelemek zorunda kalacağa benziyor. Bu da Trump’ın, İran’a saldırmasının ‘esas gerekçesi’ sayılsın.
YA TRAFİK BAŞKA COĞRAFYALARA KAYARSA?
Rusya da aynı şekilde, Hürmüz’den rızıklanıyor. Hatta Ukrayna Savaşı maliyetinin yarısını, Hürmüz krizi sayesinde çıkardığı iddia ediliyor.
Hürmüz’ün, hatta Kızıldeniz’in kapısı olan Babülmendep Boğazı’nın, dünyanın nefesini kesmek için kullanılması, acaba yarın başka arayışları ve seçenekleri tetiklemeyecek mi?
Türkiye’nin yıllardır yürüttüğü, ‘enerji dağıtım merkezi’ haline gelme siyaseti, nasıl bir ‘agâh oluşun’ eseridir?
Basra’dan Anadolu’ya ulaşacak Refah ve Kalkınma Yolu Projesi…
Ermenistan’ı akıl çizgisine çekerek, Zengezur Koridoru Projesi’ni hayata geçirme çabaları…
Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı dâhil, çevredeki tüm ülkelerle Türkiye arasında yıllardır örülen enerji nakil ağları…
Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkelerinin, yalnızca Hürmüz Boğazı’ndan değil, mümkünse Babülmendep Boğazı’ndan –ki, Süveyş Kanalı da bu hesaba dâhildir- bile kurtulma arayışları…
Neticede tüm enerji nakil hatları, demir ve karayolu ulaşım bağlantıları, tarih boyunca olduğu gibi, yine Anadolu coğrafyasını işaretliyor.
Evet… Coğrafya kaderdir… Sadece birlikte yaşamak zorunda kaldığımız şer unsurlardan dolayı değil; aynı zamanda, sağladığı faydalarla da…