Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi, 15 Mayıs günü Kazakistan’ın Türkistan şehrinde yapıldı.

Zirve öncesinde, Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in, Kazakistan’ın en büyük devlet nişanı olarak ihdas edilen ‘Hoca Ahmet Yesevî Nişanı’nın ilkini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a takdim etmesi, not edilmesi gereken önemli bir taltiftir.

Tokayev’in, Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dair kurduğu ‘değer atfeden cümleler’, altı çizilerek not edilmelidir.

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da Türkistan’daki zirveye ‘gözlemci’ statüsüyle katılması da pek kıymetlidir.

Zirve sonrasında yayınlanan 20 maddelik bildiride dile getirilen tespit, tavır ve önerilerin özetini şöyle yapabiliriz:

ZİRVE BİLDİRGESİ

  • Ortak dil planlaması ve tüm Türk ağızlarını karşılayacak ortak alfabe havuzu oluşturulmalı.
  • Bütün Türk cumhuriyetlerinde ayrı bir bakanlık olarak Türk Devletler Birliği Bakanlığı kurulmalı.
  • Ortak üst eğitim kurumu oluşturulmalı, ortak ders programları yapılmalı.
  • Türk lehçeleri karşılıklı öğrenilmeli ve öğretilmeli, ortak gramer oluşturulmalı.
  • Türkçe lehçeleri sözlükleri oluşturulmalı, yeni ortak terimler geliştirilmeli.
  • Bilgi savaşına karşı ortak savunma stratejileri geliştirilmeli, bilgisayar oyunları ve sinema sektöründe Türk kimliğini yansıtan kültür politikası oluşturulmalı.
  • Türk devletleri arasında ekonomik ve ticari ilişkiler yaygınlaştırılarak, gümrük birliği ortak pazar ekonomisi ve yeni ortak para birimi oluşturulmalı.
  • Ortak merkez bankası kurulmadır
  • Türk devletlerinin uluslararası zeminlerde ortak hareket etmesi için diplomasi komitesi kurulmalı, Türk dünyasını ilgilendiren konular burada görüşülerek, ortak hareket planları hazırlamalı.
  • Zulüm altındaki Türk azınlıklarının haklarını korunmasında ortak siyasî irade ortaya konulmadır.
  • Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk devletleri tarafından tanınmalı.
  • Türk cumhuriyetleri arası yüksek ulaşım ücretleri ucuzlaştırılmalı.
  • Hazar Denizi altından yeni fiber optik kablo döşenmeli ve bağımsız Türk telekomünikasyon ağı kurulma.

PİRİ TÜRKİSTAN’IN MANEVÎ HUZURUNDA

Özetin özeti olarak buraya aldığım bildirinin her bir maddesi, deyim yerindeyse bir ‘uluslararası manifesto’ niteliği taşımaktadır. Aslında bu manifesto, ‘Turan’ın kuruluş manifestosu’ kıymetindedir.

Bildiride sıralanan amaç ve hedeflerin büyük bir bölümü, uluslararası ilişkiler bağlamında, hayli ‘radikal’ kabul edilebilecek niteliktedir. Zikredilen hedeflerin her bir maddesi, müstakil bir yazı konusu yapılabilir.

Türk Birliği’nin kuruluş sürecinde önemli bir dönemeç olan zirvenin, Müslüman Türklerin hamurunu mayalayan Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’nin manevî huzurunda yapılması ise, başlı başına bir mesajdır. Yesevî Ata, bütün Türk Dünyasının manevî önderi ve birleştiricisidir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın ‘beyan edilmemiş temel politikasının’, tüm Türk ülkelerinin ortak bir çatı altında birleştirilmesi, yani ‘Turan’ olduğu, herhalde itiraza konu bir tespit değildir.

SAVAŞARAK DEĞİL, KONUŞUP ANLAŞARAK

Yazılı tarihe konu olan Türk geçmişi, 5 bin yıl gerilere kadar götürülebilmektedir. Bu tarihin, neredeyse her bölümünde, Türk halklarını tek bir bayrak altında birleştirme ülküsü güdülmüştür. Bizim kısaca ‘Turan’ dediğimiz bu ‘tek çatı ülküsü’, ilk defa Ziya Gökalp veya Gaspıralı İsmail tarafından ortaya atılmış bir fikir değildir.

Şöyle bir tespitte bulunursak, herhalde çok fazla itiraza konu olmaz:

Geride kalan 5 bin yıllık tarihte, Türk Birliğine ulaşmanın yolu; tüm beylik ve devletleri savaş ve fetih yoluyla ele geçirmek olarak görülmüştür. Ki, zamanın ruhuna göre değerlendirirsek, bunu fazlaca eleştirmenin yeri yoktur.

Nitekim; anılan tarihin derinliklerinde, ne iletişim ve ulaşım, ne de ticaret imkânları bu ölçüde erişilebilir değildi. Egemenlik kurmanın yolu, güç kullanarak itaat ettirmekten geçiyordu.

Nitekim, savaş ve ele geçirme yoluyla, Türk Birliğine ulaşılamamıştır.

Bugünün iletişim, ulaşım, ticaret, diplomasi ve siyaset imkânları, savaşarak değil, konuşup anlaşarak birlik kurmaya fırsat vermektedir.

ZAVALLILARI SAYMAYA GEREK YOK

İlaveten, dünyanın genel gidişatı da Türk Devletlerinin her alanda işbirliğini dayatmaktadır.

Yazı başlığımızı, ‘Turan’a doğru…’ diye belirledik. Elbette, hayatın bütününü, kendi hazlarının ve rahatının tatmin edilmesinden ibaret görenler için, Türk Birliği veya Ümmet İttifakı’nın çok bir anlamı olmayabilir.

Nitekim bu ülkenin ‘kimliğini’ taşıyan bazı zavallıların, İstanbul’da duvarlara ‘Zulüm 1453’te başladı’ diye yazacak kadar soysuzlaşabildiği vakidir. Fakat bu zırvayı dillendiren hödükler, İstanbul’dan vazgeçmeyi de akıllarından geçirmez.

Aynı soysuz kafa, Kurtuluş Savaşı veren Türk Milletiyle de alay etmişti. O soysuzların dişi olanları da İstanbul’daki parti ve balolarda işgalci subaylarla dans etmeyi ‘onur’ sayabilmişti.

Türk Birliği Ülküsü’nün, bahsettiğimiz insancıkları ilgilendirmediğini biliyoruz.

Dolayısıyla onları, hesabımızda, sadece ‘katlanılması gereken safralar’ kabul ederek, yolumuza devam ediyoruz.

Bugünden ileriye 50 yıl daha yaşayacak olanlar, hem Turan’ı hem de Türklerin dünya sahnesinde başat bir millet haline geldiğini göreceklerdir.

Şimdiden kutlu olsun.