Amsterdam. Dünyanın en özgür şehirlerinden biri. En azından öyle anlatılır.
Kanallarıyla, kitapçılarıyla, üniversiteleriyle, fikir hayatıyla ve özgürlük geleneğiyle övünür. Yüzyıllardır farklı dinlerin, farklı kültürlerin ve farklı düşüncelerin sığınağı olarak tanıtılır.
Fakat şehirlerin de hafızası vardır. Ve bazen o hafıza, resmî tarih kitaplarının anlatmadığı çelişkileri sessizce saklar.

Tarih: 27 Temmuz 1656’dır.
Genç bir düşünür olan, Baruch Spinoza, Amsterdam'da “Portekiz Yahudi Cemaati” tarafından "herem" ilan edilerek cemaatten dışlanır.
Onunla konuşulması, aynı çatı altında bulunulması, hatta yazdıklarının okunması bile yasaklanır.

Bir kitabın kapağı açılmadan kapatılmak istenir. Bir fikrin duyulması engellenmeye çalışılır. Oysa tarih bize gösterdi ki, yasaklanan Spinoza değil, ‘yasaklama’ anlayışı olmuştur.
Bugün dünyanın dört bir yanında Spinoza okutuluyor.
Onu susturduklarını düşünenler ise tarihin sisleri arasında kaybolup gittiler.

Aradan tam üç yüz yetmiş yıl geçti.
Şimdi takvimler 2026'yı gösteriyor.
Bu kez mesele bir filozof değildi.

Amsterdam'daki Türk toplumunun ilk on yılını anlatan, "Mavi Minibüs – 1976–1986 Amsterdam Ülkücülerinin Mücadelesi" adlı kitabın tanıtım programı, birilerinin girişimiyle engellendi. Kitap yasaklanmadı. Ama kitabın okuyucusuyla buluşması istenmedi.
Tanıtımın yapılacağı mekân, telefonla gelen bir emirle iptal edildi. Emiri veren, kısa bir süre içinde kendini ifşa etti.

Veyis Ben Spinoza Degilim

İnsan düşünmeden edemiyor.

Amsterdam gerçekten değişmiş miydi? Yoksa yalnızca yasakların şekli mi değişmişti?
Çünkü yasak, sadece bir kitabı toplatmak değildir. Bazen bir salonun kapısını kapatmaktır.
Bazen bir konuşmayı yaptırmamaktır. Bazen insanların hafızasını tazeleyecek bir buluşmayı engellemektir.

Hepsinin ortak noktası aynıdır. Fikrin kendisiyle mücadele etmek yerine, fikrin insanlara ulaşmasını engellemek...

Hayat bana ilginç bir tevafuk gösterdi.
Gençliğimi geçirdiğim, eğitim aldığım, ömrümün büyük kısmını içinde yaşadığım, aidiyet duyduğum, sokaklarını karış karış ezberlediğim Amsterdam'da, üç yüz yetmiş yıl önce Spinoza'nın yaşadığı susturma refleksinin farklı bir biçimine ben de maruz kaldım.

Elbette tarihî hadiseler aynı değildir.
Ne ben Spinoza'yım ne de yaşananlar birebir aynıdır.
Ancak aynı şehirde, yüzyıllar sonra bile, düşünceyi konuşarak değil, susturarak yenebileceğini zanneden anlayışın, tamamen ortadan kalkmadığını görmek düşündürücü ve üzücüdür.

Oysa tarih bize başka bir şey öğretiyor:
Fikirler yasaklandıkça güçlenir. Hatıralar gizlenmek istendikçe daha çok merak edilir. Kitaplar engellenmeye çalışıldıkça daha fazla okunmak istenir.
Sonuçta, Amsterdam’daki cami derneklerinin başkanları gibi pek çok yurttaşımız, tanıtım toplantısı yasaklattırılan “MAVİ MİNİBÜS” kitabını okumak istediklerini beyan eden mesajlar gönderdiler.

Bugünkü Amsterdam’ın oluşmasında göçün çok önemli bir yeri vardır. Ve artık bu göç tarihinin içinde Türklerin de yarım asrı aşan bir geçmişi bulunmaktadır. Çalışan, üreten, iş kuran, çocuklarını yetiştiren, camiler ve dernekler kuran Türkler de bu şehrin tarihinin bir parçasıdır.

MAVİ MİNİBÜS tam da Amsterdamlı Türklerin bu değişim sürecini anlatıyor.

İşte bu nedenle özgürlük, yalnızca bazı insanların düşüncelerini rahatça ifade edebilmesi değildir. Gerçek özgürlük, hoşumuza gitmeyen düşüncelerin de konuşulabilmesine tahammül edebilmektir. Özgürlüğü savunurken, onun sınırlarını yalnızca kendi düşüncelerimize göre çizmeye başladığımız anda, savunduğumuz kavramın kendisiyle çelişiriz.

İlginçtir! Tarih, her defasında aynı hükmü vermektedir:
İnsanlar susturulabilir.

Salonlar kapatılabilir.
Programlar iptal edilebilir.

Ama fikirlerin yolculuğunu hiçbir yasak durduramaz.

Veyis Güngör
14 Ağustos 2026

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti