İkametim Ankara olsa da yılın yarıdan fazlasını Kapadokya’da geçiriyorum. Her sabah güneş doğmadan, Erciyes Dağı istikametine baktığımda, gökyüzünde onlarca sıcak hava balonunun dansını seyrediyorum.
Sıcak hava balonları, kendi haline bırakılırsa, az bir zamanda yere iniverir. Onun için balon pilotları, sürekli gazlayıp, sıcak hava üfleyerek, balon ve taşıdığı yükün yerçekimine karşı koymasını sağlar.
Siyasetin de balonları var. Bir anda şişirilir, göklere çıkarılırlar. Oysa biçildikleri kumaş liderlik kumaşı değildir. Bazı menfaat gruplarının veya hasım ülkelerin ittirmesiyle öne çıkarılır, bir anda parlatılır ve zirveye taşınırlar.
Yakın siyasî tarihimiz, böylesi 2 politikacının, tam olarak bilemediğimiz mahfillerin ittirmesiyle, Kapadokya balonları misali şişirilip, göklere çıkarıldığına şahit oldu.
Hoş, ‘bilemediğimiz mahfiller’ tanımlamasına rağmen, biz sıradan vatandaşların dahi bilgisine ulaşan bazı emareler yok değil.
‘BAŞBAKAN’ KİBRİ KAYBETTİRDİ
Mesela o şişirilmişlerden birisi, İstanbul ahalisi, iş çıkışı evine ulaşabilmek için, tuzlanmamış yollarda 8-10 saat boyunca karla mücadele verirken, İngiliz Büyükelçiyle ünlü bir lokantada balık tuzluyordu. Kendisinden sonraki 2 numarası da, yer belirtmeksizin İsviçre’den mesajlar atıyor, canla başla kar mücadelesi yürüttüklerini üfürüyordu.
Diğer şişirilmiş politikacı da, zamanının çoğunu, yönettiği şehirde değil de Londra’da geçiriyordu. Anlatılara göre, Londra’da kızı için bir daire bile alınmıştı.
Dolayısıyla, şişirme gazının membaını tam olarak bilemesek de, aklımıza hep İngiltere geliyor.
Bu noktada, o şişirilmiş balonların, bulundukları fildişi kulelere nasıl kondurulduklarına da bir bakmak lazım.
Birincisi, henüz yönettiği ilçe belediyesi dışında kimse adını-sanını bilmezken, 2019 seçimlerine doğru, bir anda CHP’nin büyükşehir adayı olarak parlatıldı.
20 yıldır İstanbul’u yönetmeye alışmış ve seçim başarısını kesin diye vehmeden AK Parti, Başbakanlık yapmış bir ismi, İstanbullulara bir lütuf olarak belediye başkanı yapmak istiyormuş tavırlarına girince, ahalinin tepesini attırdı. Ve kaybetti.
HEMŞERİCİLİK MİLLİYETÇİLİĞE GALEBE ÇALDI
AK Parti, aynı kibir kokulu tavrı Ankara’da da sahneledi. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığında çok büyük başarılara imza atmış, akabinde de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı makamına getirilmiş Mehmet Özhaseki’yi, aynı şekilde bir lütuf olarak Ankaralıların önüne koydu.
Ankaralı ise, “Bu şehirde doğup büyümüş bir aday bulamadınız mı ki, Kayserili birini aday olarak önümüze getirdiniz…” itirazıyla sandığa gitti. AK Parti yine kaybetti.
O seçimde, kendi çevremden onlarca milliyetçi muhafazakâr Ankaralının, ‘milliyetçilik’ kavramının yerine ‘hemşericilik’ gerçeğini koyarak oy kullandığına bizzat tanık oldum.
2024 seçimlerine, AK Parti iktidarının yorgunluğuyla gidildi. Ayrıca vatandaşlarda, “Bunların burnu fazla büyüdü. Bizim oylarımızla geldikleri makamlarda bize tepeden bakar oldular. Kulaklarını çekmemiz gerekiyor…” anlayışıyla sandığa gitti.
Kitle, bir yıl önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’dan esirgemediği oylarını, yerel seçimlerde esirgedi. Çekilen ‘kulak’, seçmenin elinde kaldı.
Elbette eşyanın tabiatı diye bir şey var. Her iki şişirilmiş politikacı, 6-7 sene yönettikleri dev şehirlere, kendilerini hayırla andıracak tek bir eser dahi kazandıramadı.
AKILDA KALACAK TEK BİR ESER YOK
Birisi, Marmara’nın geleceği demek olan ileri biyolojik arıtma tesisi için planlanmış temel atma törenini, ‘Temel Atmama Töreni’ olarak icra etti. Başlatılmış metro çalışmalarını durdurup, açılmış tünelleri dahi kapattı. Ve ilk defa onun döneminde, yanan otobüslerle, yolcuların iteklediği otobüslerle, her gün en az birisinin kaza yaptığı otobüslerle tanıştı İstanbul ahalisi.
İkincisi de, bence pek de gerekli olmayan fakat büyük paraların harcandığı Ankapark’ı 7.5 senedir çürümeye terk etti. Ha, bir de Hıdırlıktepe’ye, bedeli 2 milyar TL olan 2 adet beton kazık çaktı. İleride ‘Kazıklı Başkan’ namıyla anılırsa, şaşırtıcı olmaz.
Zübükzade politikacılardan birisi, seçilir seçilmez gözünü Cumhurbaşkanlığı makamına dikti. Bunun için kurduğu ‘Sistem’ üzerinden, İstanbulluların milyarlarca dolarına çöktü. Şimdi hesap veriyor. Ha, bir de usulsüz şekilde aldığı diploması iptal oldu. Yani Cumhurbaşkanlığı hayalleri suya düştü.
İkinci kasaba politikacısı, birincisi kadar konuşkan değildi. Konuşup, herhangi bir ülke sorununa dair parlak fikirler serdederek değil de, her konudaki kıymetli suskunluğuyla balonunu şişirdi.
FİLDİŞİ KULELER ÇÖKTÜ
Kader ağlarını ördü. CHP’nin tepesine hile ve entrikayla çökenler, yargı kararıyla boşluğa düştü. Çareyi firarda buldular. Gidip başka bir parti kurdular.
Tam da bu noktada, sessizliğin siyasetçisi iki arada bir derede kaldı. Üzerine kurulduğu fildişi kulenin kaidesi, tam ortadan ikiye ayrılmış, giderek birbirinden uzaklaşıyordu.
Sessizliğin politikacısı, iki parti birbirinden uzaklaştıkça, bacaklarını pergel gibi açarak, her iki kulenin üzerinde kalmaya çalışıyordu. Sonunda pergelin çapı, oluşan aralığı karşılayamaz hale geldi. Siyasetsiz siyasetçi, ikinin birini seçmek zorundaydı. Biliyordu ki, bölünmüş halleriyle ne CHP, ne de Yeni Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı olması seçilmeye yetmezdi.
O yüzden üçüncü yolu seçti. Nasrettin Hoca’nın, kendisini idama mahkûm eden Emir Timur’dan, eşeğine konuşma öğreteceği iddiasıyla 1 yıllık mehil alması hesabı… Seçime kadar kim öle, kim kala. Belki beklenmedik bir rüzgâr eser, hiçbir riske girmeyi sevmeyen bu kasaba politikacısını, bütün muhalefetin ortak adayı yapar. Umut dünyası…
Aslında bu kasaba politikacısının Cumhurbaşkanı adaylığı rüyası, Meral Akşener’in İYİ Parti’yi bıraktığı gün bitmişti.
SEÇİME BİLE GEREK YOKTU
Oysa ne güzel günlerdi. 6+1 muhalif partiyi yuvarlak masa etrafında ittifak ettirmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu, sağına zübükzadeyi, soluna da kasaba politikacısını alıp, kendilerine “Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım!” diye hitap ettiğinde, gerçekten de seçimi kazanmadan makama oturmuş gibi heyecanlıydılar.
Kemal Kılıçdaroğlu sonrasında da, Özgür Özel tarafından ‘çifte santrfor’ olarak tanımlandıklarında, sanki Cumhurbaşkanlığı Makamı, sadece ikisi arasında atılacak yazı-turaya kalmıştı.
Gele gele, santrforluktan, kale arkasında top toplayıcılık makamına indiler.
Medyatik pohpohlamalarla parlatılan, şişirilen zamansız ve zeminsiz adaylıklar, yatsıya kadar bile sürmüyor.
Her ikisine de geçmiş olsun. En çok da Türk vatandaşlarına…