Hati Ay’ı, Sköll Güneş’i kovalasa… İnsanlık uçurumun kenarından aşağı baktığında, kurtuluş umudunun sonsuz bir bataklığa dönüştüğünü fark etse… Eski dünyanın devleri homurdandığında dağlar yerinden oynasa, ormanlar alev alsa… Dünyanın son çivisi gevşese…

Avucunda kalan son iyilikle o çiviyi sıkılaştırmaya çalışanın insan mı, yoksa başka bir varlık mı olduğu bile belirsiz kalsa…

Yine de o çivi yerinden çıkar.

Güneş de Ay da kaybolur. Geceyle gündüz birbirine girer. Yer yarılır, ezelî kafeslerin kapıları açılır.

Ve biter.

Eski düzen yok olur. Ancak devlerin şekli değişse de soyları tükenmez.

Modern dünyada bazen bir çimento fabrikasının bacasından yükselirler, bazen atıklarla kirletilmiş bir denizin kıyısında belirirler. Bazen de sınırsız büyüme vaat eden ekonomik düzenin içinde çıkarlar karşımıza.

Bu kez tek bir farkla varlıklarını sürdürürler:

Yıkımın tek sorumlusu olarak değil, ortaklarından biri olarak.

Artık insanlık da devlerin yanında, hatta bazen onların yerinde duruyor.

Okyanusların derinliklerinde biriken plastikler, sulara karışan endüstriyel atıklar, her yıl biraz daha kararan ormanlar ve iklim dengesi bozulan, soluklaşan bir gezegen…Bunların hiçbiri kadim bir kehanetin sonucu değil. Denizleri zehirlemek için Jörmungandr'ın uyanmasına, ormanları yok etmek için devlerin yeryüzüne inmesine gerek kalmadı. İnsanlık, kendi elleriyle değiştirdiği doğanın karşısında artık yalnızca bir kurban değil. Üstelik bu yıkım, mitlerdeki gibi tek bir büyük savaşla gerçekleşmiyor. Her gün biraz daha kirlenen bir nehirde, yok olan bir yaşam alanında, tüketilip atılan sayısız nesnede sessizce devam ediyor.

Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada başlıyor. İnsan, yaklaşan felaketi görebilecek bilgiye sahipken onu durdurmakta aynı kararlılığı gösteremiyor.

Bunun adı cahillik mi? Hadsizlik? Pişkinlik?

Bilimsel uyarılar çoğalıyor, fakat sınırsız büyüme ve tüketim çılgınlığı bu uyarıların önüne geçiyor. Sorumluluk şirketlerden kurumlara, kurumlardan bireylere aktarılırken herkes kendi payını küçültmenin bir yolunu buluyor. Odin'in trajedisi, bildiği geleceği değiştirememesiydi. Modern insanın trajedisi ise değiştirme imkânı bulunan bir geleceği görmezden gelmesi.

Belki de asıl soru Ragnarök'ün başlayıp başlamadığı değil, bu hikâyede devlerin kim olduğudur.

Ve belki de mesele yalnızca dünyanın son çivisini kimin söktüğü değildir.

Onu yerinde tutmak için kimin elini uzatacağıdır.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti