Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB), kuruluşunun 40. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. 2026’nın aynı zamanda Türkiye’den Almanya’ya göçün 65. yıl dönümüne denk gelmesi, ATİB’in etkinliklerini daha da anlamlı kılıyor.
İşte ATİB’in bu etkinliklerinden birisi de “Almanya’ya Türk Göçünün 65. Yılı Paneli”niydi. Genel Merkez Köln’de yapılan panelde alanlarında uzman isimler; Türk göç tarihini, göç tecrübelerini ve hikâyelerini ele alındı. Naçizane ben de panel için özellikle Avrupa Türkleri kavramı ve yeni kuşakların çoklu aidiyetleri üzerine bir sunum hazırladım.
Aşağıda düşüncelerimi özet hâlinde siz değerli okuyucularımla da paylaşmak istiyorum.
Bugün, Avrupa Türkleri için tarihî bir gün. Bir taraftan Türklerin Almanya’ya göçünün 65’inci yıl dönümü, diğer taraftan da içinde bulunduğumuz teşkilat ATİB’in kutsal yürüyüşünün 40’ıncı yılı.

Bu tür yıl dönümleri, geçmişin bir muhasebesini yapmak, günümüzü anlamak, geleceğe yönelik yeni ufuklar çizmek, yeni stratejiler ortaya koymak ve bir gelecek perspektifi oluşturmak için vazgeçilmez fırsatlardır.
İşte naçizane ben de, buradan hareketle 40 yıl geriye gidiyor ve göç literatürüne yerleşen “Avrupa Türkleri” kavramının tarihsel gelişimi üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Hatırlayanlarınız olacaktır; “Avrupa Türkleri” kavramı, ilk defa ATİB’in kurultayında kullanıldı. Daha sonra kurultaya misafir olarak katılan Prof. Dr. Mim Kemal Öke, “Avrupa Türkleri” kavramını, Türkiye gazetesindeki köşesinde yazdı. Ardından Hollanda Türk Akademisyenler Birliği, “Avrupa Türkleri; Göçmenlikten Yerleşik Hayata Geçiş”; ATİB de “Batı Avrupa Türkleri; F. Almanya’da 30. Yıl” kitaplarını yayımladılar. Yıllar içinde benzer yayınlar artarak devam etti.
Şimdi, aradan geçen kırk yılın ardından, yine ATİB’in düzenlediği bu etkinlik vesilesiyle, Avrupa Türkleri kavramının güncellenmesini ve gelecek on yıllara yönelik yeni bir vizyon geliştirilmesini teklif ediyorum. Bu teklif Avrupa’daki Türkler için yeni bir kavram arayışı olarak anlaşılmamalıdır.
Şöyle ki: Avrupa’ya yapılan Türk göçünün 65’inci yılı itibarıyla, Avrupa Türkleri kavramının, başta Türkiye olmak üzere, Azerbaycan, Nogay, Uygur, Batı Trakya, Kazak, Özbek, Kuzey Kıbrıs ve Bulgaristan Türklerini, ayrıca Avrupa’da yaşayan diğer Türk halklarını da kapsayacak bir anlayışla güncellenmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Çünkü 1980’li yılların sonlarında Avrupa Türkleri kavramı geliştirilirken esas olarak Türkiye’den Avrupa’ya göç eden Türkler baz alınmıştı. Ancak aradan geçen kırk yıl içerisinde Avrupa Türklüğü, çeşitli Türk devletlerinden ve topluluklarından Avrupa’ya gelenlerle zenginleşmiş, çeşitlenmiş ve daha geniş bir toplumsal gerçekliğe dönüşmüştür.
O hâlde, Avrupa Türkleri kavramını kullanırken günümüz Avrupa Türklüğü gerçeğinden hareket edilmelidir. Bu çerçevede düşünürlerimizin, yazarlarımızın, siyasetçilerimizin, sivil toplum kuruluşu yöneticilerimizin, sanatçılarımızın ve kanaat önderlerimizin bundan sonra yapacakları çalışmalarda Avrupa Türklüğü zenginliğini göz önünde bulundurmaları ve bu doğrultuda bir vizyon üretmeleri gerekmektedir.
Avrupa’da oluşan ve gelecekte daha da şekillenecek olan yeni Türk kimliği ve yeni Türk tipi, 65 yıllık göç tecrübemizden, kültürel birikimimizden ve yaşadığımız Avrupa toplumlarının gerçeklerinden beslenerek oluşturulacaktır. Bu süreçte, siyasetçiler ve karar vericiler kadar sanatçılar, düşünürler ve fikir insanları da önemli rol oynayacaktır.
İşte bu süreçte, yeni düşünce ve vizyonun merkezinde hiç şüphesiz, her geçen gün daha netleşen ve olgunlaşan “Türk Dünyası” anlayışı, perspektifi yer almalıdır.
Yeni kimliğin temsilcileri ve Avrupa’da gelecek on yıllarda önemli roller üstlenecek olanlar hiç şüphesiz üçüncü kuşak Türklerdir. Bunların kimlikleri de çok yönlüdür. Kimi kendisini Amsterdamlı bir Türk, kimi Viyanalı bir Türk olarak tanımlarken kimileri de Franco-Türk veya Deutschland-Türke gibi tanımlamaları tercih etmektedir.
O hâlde başta akademisyenler, düşünürler, kanaat önderleri ve yazarlar olmak üzere ATİB ve diğer sivil toplum oluşumları da bu toplumsal gerçekliği göz önünde bulundurmalıdırlar.
Bu coğrafyada gelecek perspektifimizin ana fikri; Avrupa Türklerinin yaşadıkları ülkelerde eşit vatandaşlar olarak yer almaları, genç kuşakların hem Türk Dünyası hem de Avrupa için katkı sunan aktörler hâline gelmeleri olmalıdır.
Sözlerime son verirken, ATİB’in ve Avrupa Türkleri sosyolojisi üzerine düşünen, yazan ve üreten fikir insanlarının kısaca ifade etmeye çalıştığım değişim sürecinde üzerlerine tarihî bir misyon düştüğünü belirtmek isterim.
On olarak, teklif edilen bu misyonun anlaşılması, tartışılması ve gelecek nesillere daha güçlü bir düşünsel miras bırakılması ümidiyle hepinize saygılarımı sunarım.
Veyis Güngör
31 Ekim 2026 – Köln