Türk Dünyası’nı yalnızca geniş bir coğrafya olarak görmek, kanaatimce bu büyük kavramı anlamak için yeterli değildir. Türk Dünyası; ortak tarihimizin, kültürümüzün, hafızamızın, inanç ve medeniyet birikimimizin oluşturduğu büyük bir gönül coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanları birbirine bağlayan ise sadece sınırlar, devletler veya kurumlar değil; ortak hafıza ve gönül bağlarıdır.

Ganira Paşayeva’yı düşündüğümde, Türk Dünyası kavramının bir insan hayatında nasıl ete kemiğe bürünebileceğini görüyorum.

Onu Azerbaycan’dan Türkiye’ye, Kafkasya’dan Türkistan’a, Avrupa Türklerinden diaspora kuruluşlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada görmek mümkündü. Konferanslarda konuşuyor, gençlerle buluşuyor, kitaplarını tanıtıyor, şiirler okuyor, sivil toplum kuruluşlarıyla temas kuruyor ve Türk Dünyası’nın farklı bölgeleri arasında gönül köprüleri kuruyordu.

Benim de kendisiyle farklı zamanlarda aynı toplantılarda bulunma, aynı oturumlarda konuşma ve sohbet etme imkânım oldu. İstanbul’da TASAM tarafından düzenlenen Türk Dünyası Diasporası toplantılarından birinde salondaki katılımcılara beni göstererek söylediği şu sözleri hâlâ unutmuş değilim:

“Arkadaşlar, siz Türk diasporasına müşahhas bir örnek mi istiyorsunuz? İşte orada, ön tarafta oturan Hollanda’dan Veyis Güngör var. Diasporayı teorik olarak anlatmıyor, bizzat uygulayarak, uluslararası faaliyetler yaparak Türk diasporasını yaşıyor.”

Veyis Gungor Ganira Pasayeva 1

Bu sözler benim için elbette kıymetli bir hatıradır. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, bu sözlerin Ganira Paşayeva’nın Avrupa Türklerine ve diaspora meselesine verdiği önemi de gösterdiğini düşünüyorum.

Ganira Hanım’ın Hollanda ile ilişkileri de bunun somut örneklerinden biriydi.

10 Aralık 2012 Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle Lahey’de, Hollanda Parlamentosu’ndaki Nieuwspoort’ta “Dağlık Karabağ Sorunu ve Güney Kafkasya’nın Güvenlik Problemi” başlıklı bir toplantı gerçekleştirmiştik. UETD Hollanda, Türkevi Derneği, EkoAvrasya Derneği ve Benelüks Azerbaycan Diasporası’nın iş birliğiyle düzenlenen programa Ganira Paşayeva ve Adil Aliyev de konuşmacı olarak katılmışlardı. Ganira Hanım, Karabağ meselesini yalnızca Azerbaycan’ın bir meselesi olarak değil, insan hakları ve uluslararası hukuk çerçevesinde ele almıştı.

Bugün bu toplantıyı düşündüğümde, orada aslında bir başka şeyin daha gerçekleştiğini görüyorum: Avrupa Türklerinin sivil diplomasi tecrübesi ile Türk Dünyası’nın meseleleri aynı zeminde buluşmuştu.

Hollanda Azerbaycan Türk Kültür Derneği Başkanı İlhan Aşkın’ın Ganira Hanım’la ilgili anlattığı hatıralar da onun Avrupa’daki Türklere bakışını anlamak açısından son derece anlamlıdır. Aşkın’ın Hollanda’da yaşadığı hukuki süreçte Ganira Hanım’ın kendisini yalnız bırakmaması, Azerbaycan Millî Meclisi’nde konuyu gündeme getirmesi ve Avrupa’da mücadele veren diaspora mensuplarının yanında olduğunu göstermesi, onun insan merkezli yaklaşımının bir örneğiydi.

İşte Ganira Paşayeva’nın farkı biraz da buradaydı.

O, Türk Dünyası’nı sadece konuşmuyordu, adeta yaşıyordu.

Kanaatimce onun vefatından sonra ortaya çıkan yani farklı ülkelerde yaşayan Türklerin onu sahiplenmesi, hatıralarını anlatması ve rahmetle anması, “Türk Dünyası’nın gönül coğrafyası” dediğimiz kavramın canlı bir tezahürüdür.

Ganira Paşayeva’dan geriye sadece bir siyasetçinin, milletvekilinin veya aktivistin hatırası kalmadı. Bize ortak tarihimizin, ortak kültürümüzün ve ortak geleceğimizin sorumluluğunu hatırlatan bir miras kaldı.

Ganira Paşayeva’nın bize bıraktığı anlamlı miras belki de şudur:

Türk Dünyası’nı sadece konuşmak değil, yaşamak; sadece geçmişi hatırlamak değil, geleceği birlikte kurmak.

Onu rahmetle anarken, geriye bıraktığı bu anlayışı da yaşatmak bizim sorumluluğumuzdur.

Veyis GÜNGÖR

27 Eylül 2026

Not: Bu yazı, Türk Akademisyenler Birliği’nin 27-28 Eylül 2026 tarihlerinde organize ettiği “Uluslararası Ganira Paşayeva ve Türk Dünyası: Edebiyat, Kültür, Siyaset ve Birlik İdeali Kongresi”nde sunulan tebliğin özetidir.