Sosyoloji, göç sürecinde başarılı olmuş bireylerin hikâyelerini çoğu zaman bireysel azim ile toplumsal imkânların kesiştiği noktada ele alır. Öyle ki göçmen bir bireyin hayat hikâyesinde bazen bir ailenin fedakârlığını, bazen bir kuşağın mücadelesini, hatta bir toplumun dönüşümünü ve farklı toplumlar arasındaki etkileşimi görebiliriz.

İşte göç sürecinde başarıya ulaşmış bir bireyin hikâyesi de on beş yıl (2009-2014) boyunca Rotterdam Belediye Başkanlığı yapmış olan Ahmed Ebutalip’in hikâyesidir. Fas kökenli Ebutalip ile göç hikâyelerimiz hemen hemen aynı. O da ikinci kuşak bir göçmen. O, Hollanda’ya on beş yaşında, ben ise on yedi yaşında geldim. Onun göçmenlik hikâyesi yöneticilik ve siyaset alanında şekillenirken benimki sivil toplum mücadelesiyle oluştu.

Birçok platformda ve farklı programlarda birlikte olduk. O, Utrecht’teki Hollanda Yabancılar Merkezi’nde yöneticilik yaparken ben de Amsterdam’daki Türkevi Derneği’nde oldum. Ebutalip’in Türkiyelilerin yer yer etkisinde kalması nedeniyle aramızda görüş ayrılıkları ve tartışmalar yaşandı. O yıllarda Hollanda basınında bizi merhum dostumuz Mohamed El-Fers savunmuştu.

Şimdi gelelim esas konuya. Hollanda basınında son bir haftadır, Ahmed Ebutalip ile yapılan bir söyleşi paylaşılıyor. Ülkenin saygın gazetelerinden de Volkskrant, Ebutalip’in Hollanda’ya gelişinin ellinci yılı münasebetiyle yayımladığı “Thuis” adlı kitaptan hareketle, uzun bir söyleşi gerçekleştirmiş. Söyleşide, bir temizlik işçisinin çocuğu olarak Hollanda’ya gelen ve önemli başarılara imza atan bir göçmen bireyin hikâyesi anlatılıyor. Söyleşiyi Hollanda’da Türkçe yayın yapan Hollanda Postası haberleştirmiş.

Ancak başarı hikâyesinin ayrıntılarına geçmeden önce, Ebutalip’in 2017 yılında Rotterdam’da yaşanan olaylar, yani Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik kriz esnasında takındığı tavır nedeniyle Türklerin hafızasında olumsuz bir yere sahip olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Hatta o dönemde gazeteci dostumuz üstat İlhan Karaçay “Bedevi’ye Serzeniş” başlıklı çok sert ve ağır bir yazı yazmıştı. Ebutalip’in bu durumu elbette ayrıca ele alınması gereken bir konu olarak bir kenarda durmalıdır.

Ebutalip, büyük hayallerle Hollanda’ya gelir. Yaşadığı ilk şok, babasının hayal ettiğinden çok daha kötü şartlar altında hayat mücadelesi vermekte olduğunu görmesidir. Oysa babası zeki bir insandır. Ancak Hollanda Demiryollarında temizlik işçisi olarak çalışmaktadır. Bu durum, Ebutalip’i zorlu bir mücadeleye girişmeye ve kendi yeteneklerini ortaya çıkarmaya yöneltir.

Meslek eğitimiyle başlayan kariyeri gazetecilik, yöneticilik ve siyaset alanlarında verdiği mücadeleyle devam eder. Başarısı, Ebutalip’i 2009 yılında Rotterdam Belediye Başkanlığına taşır. 2024 yılına kadar sürdürdüğü bu görevinde, adeta bütün gözler onun üzerindedir. Bir hata yapmasını bekleyen ve böylece üzerine gitmek isteyenleri hiçbir zaman aklından çıkarmaz. Söyleşide Ebutalip, bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Göçmen olduğumdan dolayı hata yapma hakkım yoktu.”

Söyleşide dikkat çeken bir başka nokta da belediye başkanlığı süresince kişisel harcamalarını belediyeye fatura etmemesidir. Özel yaşamında sade bir hayatı tercih eden Ebutalip’in, on beş yıldır Hyundai marka bir aracı vardır. Başkanlık görevinden ayrıldıktan sonra daha küçük bir eve taşınır. Kravatlarının çoğunu bağışlar. Dinamik kalmak için akşamları bir saat matematik çalışır. Arap şiirine büyük ilgi duyar.

Evet, değerli dostlarım; Ebutalip’in hikâyesi, bir yönüyle göçmen bir ailenin değişimini, başka bir yönüyle ikinci kuşağın kendisini gerçekleştirme mücadelesini anlatıyor. Bir temizlik işçisinin çocuğunun ülkenin en büyük şehirlerinden birinin belediye başkanlığına kadar yükselmesi, bireysel çabanın ve eğitimin önemini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, göçmen kökenli bir yöneticinin görevini yerine getirirken toplumun diğer kesimlerine kıyasla daha fazla dikkatli olmak zorunda hissetmesi, göçmenliğin beraberinde getirdiği görünmez sorumlulukları da gözler önüne seriyor.

Kendi göç hikâyemden hareketle söyleyebilirim ki Hollanda’daki ikinci kuşak Türklerin hayat hikâyelerinde de benzer mücadeleleri bulmak mümkündür. Göç, vatandaşlık ve sorumluluk bağlamında onlarca hikaye. Ancak, bizdeki başarılar çoğu zaman sosyal kutuplaşmaların, -şimdilik- gölgesinde kalmaktadır. Kişisel başarıların ileride toplumsal başarıya dönüşeceğini ümit etmekteyim.

Veyis Güngör

21 Ekim 2026

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti