Avrupa Türklerinin hafızasını oluşturan isimler yavaş yavaş aramızdan ayrılıyorlar. Şimdi de göç üzerine çalışmaları yanı sıra Köln Mektupları isimli eseri ile tanıdığımız Şefik Kantar ağabey de ebedî âleme göç etti. Allah gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
Avrupa’ya ayak bastığım 1980’li yıllardan itibaren tanıştığım, Almanya Türkleri için yaptığı çok yönlü çalışmalara yıllarca şahit olduğum, bazen bir panelde yan yana oturduğum Şefik ağabey hakkında yazmak kolay değil. Onu, benden daha iyi ve yakından tanıyan Almanya’daki dostlarımın yazılarını bekledim.
Nihayet gazeteci Ali Kılıçarslan, “Çağımızın Sarı Saltuk’u: Şefik Kantar” başlıklı, oldukça uzun ve muhtevalı bir yazı yayınladı. Yine Şefik ağabeyle birlikte çalışan yazar Orhan Aras da “Yad Eller Aldı Bizi” başlığını taşıyan bir yazı kaleme aldı. Her iki yazı da Şefik ağabeyin şahsiyetini, fikirlerini, mücadelesini ve Avrupa Türklerinin geleceğine ilişkin kaygılarını ve dertlerini anlatıyor.
Naçizane ben de bu iki yazarımızdan cesaret alarak, ama daha önemlisi, sayıları ancak bir elin parmakları kadar az olan ve Avrupa Türkleri için dert sahibi olan bir göçmen yazarı hayırla yâd etmenin sorumluluğuyla Şefik ağabeyi kısaca yâd etmeye çalışacağım.

Köln Mektupları isimli kitabından öğreniyorum ki, Şefik ağabey benden beş altı yaş büyüktü. O üniversite yıllarında Ankara’da, ben de lise yıllarımda Konya’da, 1978 ve 1979 yıllarının Türkiye’sine şahit olmuştuk. Şefik ağabey o günleri, “Deyim yerindeyse hemen herkes ‘ölümle burun buruna’ idi… Türkiye gittikçe kaosa batıyordu…” cümleleriyle anlatıyor.
Şefik ağabey, 1979 yılının mart ayında Lufthansa uçağıyla Esenboğa’dan Köln-Bonn Havalimanı’na inmiş. Ben de yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 1980 yılının ağustos ayında, THY ile Esenboğa’dan Amsterdam Schiphol Havalimanı’na indim. Şefik ağabeyi havalimanında Yusuf amcası ve arkadaşları, beni ise babamın arkadaşları karşıladılar. İlginçtir ki farklı aylarda yolculuk yapmamıza rağmen ikimizin de Avrupa’ya ayak bastığı gün hava yağmurlu ve pusluydu.
Avrupa’daki Türklerle neredeyse özdeşleşen Ford fabrikası da Şefik ağabeyle ortak yönlerimizden biriydi. Şefik ağabeyin amcası ve kayınbabası da Köln'deki Ford fabrikasında çalışmışlardı. Yıllar sonra kızı da aynı fabrikada çalışmaya başladı. Benim babam ise Amsterdam'daki Ford fabrikasında çalışıyordu.
Şefik ağabeyin Köln Mektupları adlı kitabı, bir taraftan Türklerin sosyolojisini anlatırken, diğer taraftan da bir Köln şehrengizi misali şehrin bilinen ve bilinmeyen yönlerini ortaya koyuyordu. Benim Amsterdam Mektupları adlı çalışmam da benzer şekilde Amsterdam'daki Türklerin sosyolojisini ve şehrin farklı yönlerini ele alıyordu.
Şefik ağabey Almanya’da İntertürk Gazetesini yayın hayatına sokarken, ben de aynı yıllarda Hollanda’da Türkevi Dergisini yayımlamıştım. Her iki yayın organı aracılığıyla vatandaşlarımızı bilgilendirirken, aynı zamanda Avrupa’daki Türklerin sorunlarını ve bu sorunlara yönelik çözüm yollarını ele alan toplantılar ve sempozyumlar düzenliyorduk.
Sarı Saltuk Baba, Şefik ağabeyin özellikle Türkiye’ye döndükten sonra ilgilendiği, araştırdığı, programlar yaptığı ve hakkında kitap yayımladığı bir Türk-İslam büyüğüydü. Şefik ağabey, Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği (UKİD) ile birlikte kelimenin tam anlamıyla bir Sarı Saltuk sevdasına tutulmuştu. Biz de aynı yıllarda Hollanda’da Sarı Saltuk Baba’yı Hollandacaya tercüme ederek kitap hâlinde yayımlamıştık.
Değerli dostlarım, Şefik ağabeyle ortak yönlerimiz ve hatıralarımız daha uzun uzadıya anlatılabilir. O Köln’de, ben Amsterdam’da yaşasak bile ortak arzumuz, Avrupa Türklerinin kendi hikâyelerini unutmadan geleceğe ve yeni ufuklara doğru yürümeleriydi.
Son sözü, Şefik ağabeyin kırk yıllık dostu Ali Kılıçarslan’a bırakalım: “…Sorana ‘garibin biriydi’ dersiniz” diyordu Şefik Kantar... Kelimenin tam anlamıyla garip geldi, garip yaşadı ve bu fani dünyadan bir garip olarak göçüp gitti. O, çağımızın Sarı Saltuk’u misali adanmış bir ömür sürdü…”
Dostlarının 21’inci asrın Sarı Saltuk’u ve sosyologların da Avrupa Türklerinin vicdanı olarak nitelendirdiği, kalemiyle gönüllere giren ve gençliğinde ettiği yemine (*) son nefesine kadar sadık kalan Şefik ağabeye tekrar Allah’tan sonsuz rahmet ve mağfiret, ailesine, camiamıza ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet, mücadelesi örnek olsun.
Veyis Güngör
2 Kasım 2026
(*)1970’li yılların sonlarında ocaklarda ve kongrelerde toplu olarak yapılan, hafızalara kazınan ‘Ülkücü Yemini’ni Şefik Kantar ağabeyin kaleme aldığını da belirtmemiz gerekiyor.
