ABD/İsrail ikilisinin İran’a yönelik haksız saldırıları, bir bakıma duvara toslamış durumda. Bu toslamanın en somut belirtisi; hem Netanyahu katilinin, hem de Trump’ın, girdikleri seçimleri kaybetmesidir.

İsrail’de seçmenlerin ezici çoğunluğunu oluşturan Siyonist seçmen, Filistinli kahramanlara karşı ‘yeterince başarılı olamayan’ Netanyahu ve suç ortaklarının kulağını çekti.

Ortaya çıkan tablo, İsrail için siyasî bir krizin sinyallerini veriyor. Bununla birlikte, Binyamin Netanyahu ve Gadi Eisenkot cephesi bileşenlerinde meydana gelmesi muhtemel bir çatlak, İsrail’deki siyasî krizi bir anda başka bir evreye taşıyabilir.

Söylemeye dilim varmasa da, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’a yakın olup da, 27 Ekim seçimlerinde İsrail meclisine giren milletvekillerinin, her an pırtması ihtimal dâhilindedir. Böyle bir durumda, İsrail siyaseti rahat bir nefes alabilir.

Geride kalan 3 yıllık soykırım sürecinde, Netanyahu ve çetesine karşı ciddi bir eleştiride bulunmayan Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, kafasına kiremit düşmüşçe gibi, Netanyahu katilini ve Filistinlilerin elinden toprağını zorla çalmaya çalışan ‘yerleşimci’ teröristleri kınadı. Hatta asker ve polis desteği/koruması altında Batı Şeria’da terör estiren hırsız Yahudilerin saldırılarının ‘iç savaş tehdidi oluşturduğunu’ iddia ederek, hükümetine uyarıda bulundu.

HAKSIZ SAVAŞIN FATURASI

Anlaşılan İsrail seçimleri, bu terör örgütünün yönetiminde taşları yerinden oynattı. Bundan sonrasını hep birlikte bekleyip, göreceğiz.

İran’a yönelik haksız saldırıların getirdiği ağır yükle seçime giren ABD Başkanı Donald Trump’ın partisi Cumhuriyetçiler, rakip Demokratlar karşısında ağır bir hezimete uğradı.

Cumhuriyetçilerin yenilmesinde en belirleyici etkenin, İran’a yönelik saldırılar olduğu iddia, hatta itiraf ediliyor.

Trump’ın yardımcısı J. D. Vence, seçimleri kaybetmelerinin temel sebebinin hayat pahalılığı ve İran’la savaş olduğunu söylemekten çekinmedi. Başkan Trump da Vence’in sözlerini yalanlamadı.

Kayıkçı kavgaları ve buna altlık yapılan boş tartışmalar bir kenara bırakılırsa… ABD seçmeni, İran’a yönelik savaş halini onaylamadığını göstermiştir.

Savaşın karşı cephesi olan İran’dan gelen yorumlara bakılırsa; ABD’nin ‘düşman’ olarak konumlandırdığı İran, ABD seçim sonuçlarından hayli memnun.

Trump’ın, ‘İran milletini koşulsuz teslim almayı hedeflediğini’ iddia eden İran Dinî Lideri Mücteba Hamaney, ABD’de Demokratların seçim kazanmasının, kendilerine yönelik politikayı değiştirmeyeceğini bildirdi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai ise; İran savaşının, ‘Trump için siyasi yenilgiye neden olduğu’ değerlendirmesinde bulundu.

Rızai, İran’ın Trump’a hem savaş meydanında hem de Hürmüz’de stratejik bir yenilgi; Washington’da ise siyasî bir yenilgi yaşattığı iddiasını seslendirdi.

KİM, NEYİ, NE KADAR?

Yalın gerçek şudur ki; ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ve bu saldırılarla somut sonuçlar elde edemeyişi, ABD siyasetini karıştırmış bulunuyor.

Bu saatten sonra Trump veya Netanyahu katilinin yahut her ikisinin birden İran’a karşı kapsamlı saldırılarda bulunması pek muhtemel görünmüyor.

Savaşın gölgesinde yapılan seçimler, günümüz savaşlarında ‘zaferin’, sahip olunan asker ve üstün silah gücüyle elde edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Başka bir deyişle; artık savaşlar, güçlü ve pahalı silahların, zafer kazanmaya çok da etkili olmayabileceğini gösteriyor.

Asimetrik savaş yöntemleri, büyük maliyetli savunmaları etkisiz kılıyor.

Milyon dolarlık süper füzelerin, düşük teknolojilerle üretilmiş ucuz İHA’lar karşısında nasıl aciz kalabildiğine hep birlikte tanık oluyoruz.

Bunun yanında, savaşların sonucunu belirlemede, taraf ülkelerin ‘neyi, ne kadar göze alabileceği’ olgusu öne çıkıyor.

Şöyle bir çıkarım yapmak, herhalde yanlış olmayacak: Günümüz savaşlarında, kaybedecek çok şeyi olan müreffeh ülkeler, zafere kolaylıkla ulaşamayacak.

Bunu sadece ABD/İsrail değil, Avrupa’nın kibirlileri de yaşayarak öğreniyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti