Ege Emre, ailesi ve beraberindekiler, şehir merkezinde kapanmak üzere olan bir balıkçı restoranının terasına otururlar. Patates kızartması ve balık siparişi verirler. Bu arada önden gelen kaliteli zeytinyağına biraz karabiber ekleyip ekmek banarak açlıklarını biraz olsun giderirler.

Oturdukları terasın hemen yanı başında, Alman mimar Jürgen Mayer tarafından yapılan ve Sevilla’nın modern yönünü anlatan bir sanat eseri bulunmaktadır. “Metropol Parasol Seville” veya halk arasında “Sevilla Mantarları” olarak bilinen bu eser, 2010 yılında açılmış. Beyazlara bürünmüş bu ilginç eser, Sevilla’nın klasik ve tarihî yapılarına modern bir zenginlik katmış.

Öğle yemeği niyetine açık havada yenilen yemek esnasında, kısa da olsa Endülüs tarihiyle ilgili bilgiler anlatıldı. Ege Emre’nin babaannesinin emekli bir tarih öğretmeni olması ve İslam medeniyetine ilgi duyması, hepimizin işini kolaylaştırıyor aslında.

Ege Emre, Sevilla’da gördüğü tarihî eserlerin derin etkisi altındadır. Bunu gözlemleyen tarih öğretmeni babaannesi, sırasıyla şu bilgileri vermeye başlıyor:

“Biliyor musunuz, dilimizdeki ‘Gemileri yaktık’ tabiri nereden geliyor?” diye soruyor ve ardından anlatıyor: “Sekizinci yüzyılın başlarında Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam orduları, Cebelitarık Boğazı’ndan bu topraklara giriyor. Boğazı geçmek için kullanılan gemiler ateşe veriliyor. Komutan Tarık bin Ziyad, askerlerine, ‘Gördüğünüz gibi gemileri yaktık. Artık geri dönüşümüz yok. İspanya ordusunu ya yeneceğiz, zafer kazanacağız ya da şehit olacağız. Ona göre savaşın’ diyor. Allah’ın izniyle zafer kazanılıyor ve yaklaşık 800 yıl sürecek Endülüs İslam medeniyetinin temelleri böylece atılıyor. İşte bizdeki ‘gemileri yakmak’ deyimi de buradan geliyor.”

Veyis Gungor Emre Ege Sevilla Tarih 10

Tarık bin Ziyad’ın bu emsalsiz kararını can kulağıyla dinleyen Ege Emre, “Peki babaanne, Endülüs hakkında da kısaca bilgi verir misin?” diye soruyor.

Babaannenin kısa cevabı şöyle oluyor: “Günümüzde Endülüs, genel anlamda 711-1492 yılları arasında İspanya topraklarında hüküm sürmüş Müslümanların bölgesini belirtmek için kullanılıyor. Hâlâ Andalucia olarak kullanılmaya devam eden bu bölgede, başta içinde bulunduğumuz Sevilla (İşbiliye) olmak üzere Almeria (Meriye), Granada (Gırnata), Jaén (Ceyyân), Córdoba (Kurtuba), Huelva (Velbe), Malaga (Mâleka) ve Cádiz (Kādis) gibi şehirler bulunuyor.”

Sevilla’da dün akşama doğru gezdiğimiz ve adeta yarım ay şeklinde yapılmış Plaza de España, yani İspanya Meydanı hakkında da babaanne şunları anlatıyor: “İspanya Meydanı, 1928 yılında Latin Amerika Ülkeleri Fuarı için düzenlenmiş ve genişletilmiş muhteşem bir eser. Maria Luisa Parkı’nın içinde yer alan bu eser; İspanya’nın farklı merkezlerini konu alan görsellerin yanı sıra köprüleri, kanalları, göz kamaştırıcı seramikleri ve çinileriyle ziyaretçileri adeta büyülüyor. Görseller arasında bizi en çok etkileyen ise bir at üzerindeki İspanyol kralı ile arkasında güçlü bir ordu ve bir tepsi üzerinde şehrin anahtarını teslim eden, boynu bükük ve arkasında sarıklı Müslümanların bulunduğu bir tablo oldu. Bu resim, Müslümanların Endülüs’ü İspanyollara teslim edilişini anlatıyordu.”
Yemekten sonra içilen kahveler eşliğinde babaanne, sabahleyin gezilen Alcázar Sarayı hakkında da Ege Emre’ye kısa bilgiler veriyor.

“Aslanlı kapıdan giriş yaptığımız Alcázar Sarayı, yüzyıllarca sultanların yaşadığı, iç içe açılan sarayların yer aldığı ve İslam sanatının göz kamaştıran estetiğinin hâkim olduğu bir eser. Öyle ki Sevilla’yı alan III. Ferdinand da burada ikamet etmiş ve burada ölmüştür. Alcázar Sarayı, Sevilla depreminde büyük hasar görmüş; ancak I. Pedro El Cruel, Müslüman usta ve işçilerine sarayı yeniden yaptırarak eserin günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.”

İspanya Mantarları eserinin gölgesinde yapılan tarih derslerinin son örneği ise biraz önce yanından geçtiğimiz Ulu Camii’nin minaresi ve günümüzde çan kulesi olarak kullanılan Giralda üzerine oluyor.

104,1 metre yüksekliğindeki Sevilla Ulu Camii minaresi, 12. yüzyılda Muvahhidler döneminde mimar Ahmed bin Baso tarafından yapılmış. 1365 yılındaki depremden zarar gören minare, bugün çan kulesi olarak fonksiyonunu sürdürüyor. Minarenin içerisinde, atların en tepeye çıkabilecekleri rampalı bir yol bulunuyor. Müezzinlerin ata binerek en üst kata çıkıp ezan okudukları rivayet ediliyor.

Böylece Ege Emre için Sevilla gezisi, yalnızca sokaklarında dolaşılan, sarayların, meydanların ve tarihî yapıların seyredildiği bir şehir gezisi olmaktan çıkıyor. Bir tarafta Endülüs’ün izleri, diğer tarafta babaannenin anlattığı tarih. Sevilla, adeta açık hava sınıfına dönüşüyor.

Veyis Güngör
7 Ekim 2026

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti