Gelinen noktada fon dolandırıcılığı üzerindeki sis perdesi henüz dağılmadı. Dolandırıldığı öngörülen fon tutarı, neredeyse 1 trilyon TL’ye yaklaşıyor.
İktidar, fon krizinin patlak vermesiyle, hızlıca vaziyet aldı. Temerrüde düşen fonlara ve bunları yöneten kuruluşlara el koydu. Krizi takip edecek Fon Koordinasyon Kurulu derhal oluşturdu.
Bazı üst düzey siyasetçi ve bürokratların da bulaştığı fon dolandırıcılığının ortalığa saçılması, siyasî iradenin hızlı müdahalesiyle karşılık bulsa da…
Sorunun en az 1.5 yıl öncesinden tespiti yapılmışken, bürokratik sorumluların ölü taklidi yapması inanılır gibi değil.
Gelinen noktada fon dolandırıcılığı üzerindeki sis perdesi henüz dağılmadı.
Dolandırıldığı öngörülen fon tutarı, neredeyse 1 trilyon TL’ye yaklaşıyor.
Buna karşılık, eldeki somut rakamlar şöyle:
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi, 2 milyar 126 milyon TL.
İsmet Ögüt (CHP’li Ensar Öğüt’ün kardeşi), 3 milyar 92 milyon TL.
Mustafa Sandal’ın eşi Melis Sütşurup, 15 milyar 793 milyon TL.
Avukat Yasemin Yavuz Koçyiğit ve eşi Gökhan Koçyiğit, 4 milyar 800 milyon TL.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi’nin bazı şirketleri de batan fonların az riskli olarak bilineni TP2’ye para yatırmıştı. Krizin ‘kaybedenler’ tarafında yer alan Zeybekçi’nin şirketlerinin zararı 250 milyon lira olarak açıklandı.
GERİSİ NEREDE?
Bu arada, AK Parti’li Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı için de yurtdışı yasağı tedbiri getirildi. Fakat Mustafa Yazıcı’ya dönük ne suçlama olduğu, henüz kamuoyunca bilinmiyor.
AK Parti seçim kampanyalarında görev alan Ertan Aydın için de yurtdışı çıkış yasağı getirildi. Fakat Aydın’ın neyle suçlandığı henüz bilinmiyor.
Şimdi, cevaplanması gereken temel soru şudur:
“Fon işinde ‘kazananlar’ sadece 4 kişiden mi ibaret?”
1 trilyon TL’ye yakın bir dolandırıcılıktan söz ediyoruz.
El konulan 131 fona, 455 bin 758 kişi para yatırmış.
Yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olan kişi sayısı 355 bin. Ki, bunların alacağı hızlı ödeme kapsamına alındı.
Geride kaldı 100 bin ‘yatırımcı’. Bunlardan kaçının, ne kadar ‘kâr’ götürdüğü henüz açıklanmadı.
Şimdi kamuoyu, fon dolandırıcılığına adı karışan, devletin ve milletin başına büyük bir bela olarak sardıkları bu fon tokatlamasından başka kimlerin, ne kadar para çaldığının açıklanmasını bekliyor.
DOKUNULMAZLAR
Dahası, savcılığın uyarılarına rağmen, 1.5 yıl boyunca kulağının üzerinde yatan SPK, BDDK, İstanbul Borsası, MASAK ve Merkez Bankası gibi kuruluşlardaki sorumluların bir an önce deşifre edilip, tutuklanmasını bekliyor, sokaktaki vatandaş.
Evet, fon dolandırıcılığını doğrudan tezgâhladığı iddiasıyla 85 kişi tutuklandı. Lakin işin sorumlusu bürokratlara henüz dokunulmadı.
Savcılık şimdilik, dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’e dokunmak istedi. Kamu görevlilerinin koruma zırhından dolayı, soruşturma için Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan izin istedi, savcılık.
Bakanlık ise, konuyu Teftiş Kurulu’na havale etti. Bildiğim kadarıyla, kamu görevlisi hakkında soruşturma açılabilmesi için ‘ita amirinden’ (bu olayda Bakan Mehmet Şimşek) izin isteniyor. İzni verecek bakanın, Teftiş Kurulu incelemesine ihtiyacı var mı, orasını bilmiyorum.
TOPLUM, ‘KELLE’ BEKLİYOR
Bundan önceki yazımda, bürokratlara sağlanan yasal koruma kalkanlarının kaldırılması gerektiğini ifade etmiştim.
Tam da bu sırada, fon krizinin baş sorumlusu için yapılacak soruşturma, gelip o koruma duvarına dayandı.
Gerek AK Parti tabanı, gerekse geniş toplum kitleleri, fon dolandırıcılığına bulaşan ve büyük travmaya sebep olan kamu görevlileri ve siyasetçilerin ‘kellesini’ istiyor.
Ve bu meselenin; yasal labirentlere dolandırılmasına, ayak sürünmesine, ağırdan alınmasına, bekle de gör politikasına tahammülü bulunmuyor.
Türk siyaseti, ciddi bir kırılmanın eşiğinde bulunuyor. İktidar çevreleri ve bürokrasi hazretleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu açık ve net tavrın gereğini yerine getirirse, hem iktidar ve hem de Türk siyaseti, bu meseleden aklanarak çıkacak.
Aksi durumda… Aksi durumu düşünmek bile, yılların emeği olan umutları tüketici ve fevkalade moral bozucu…