Tüm dikkatler, son bir haftadır içimizi dışımızı dolduran ‘Fon Krizi’ne odaklandı. Bu kriz çok önemli olmakla birlikte, ülkeyi bir kısım safralardan, kenelerden, çakallardan, sülüklerden, tilkilerden arındıracak düzinelerce operasyon yürüyor.

FETÖ artıklarına, hemen her gün birkaç şehirde operasyon yapılıyor.

Başta Muhsin Yazıcıoğlu ve Kâşif Kozinoğlu cinayetleri olmak üzere, çok sayıda faili meçhul cinayetin dosyası yeniden açılıyor, bugünün kriminoloji imkânları ve yeni deliller çerçevesinde sonuca gidiliyor.

Belediyelere bir karabasan gibi çökmüş siyasî hırsızlara sürekli operasyon yapılıyor; çok sayıda rüşvetçi, irtikâpçı, ihale fesatçısı, nüfuzu üzerinden çocuk tacizcisi ve bankamatik sevgili kadrosundan harem kuran ahlâksızlar, kulağından tutulup kodese tıkılıyor.

Piyasayı ve vatandaşı dolandıran çakal takımına nefes aldırılmıyor.

Çoğunluğunu avukatların oluşturduğu ‘dava çetelerine’ aman verilmiyor.

Kara ve haram paralarını, ‘düğün takıları’ üzerinden aklamaya çalışan uyanık çakalların zulaları patlatılıyor.

UTANMAZ TAMAHKÂRLAR

Ve nihayet, Türk futbolunun tadını tuzunu kaçıran, hakemlik ile şike arasında köprü kurulmasına zemin hazırlayan Merkez Hakem Kurulu’na operasyon yapıldı. Dokunulmaz sanılanlar, sabah operasyonuyla adaletin huzuruna çıkarıldı.

Gelelim sadede…

AK Parti’de milletvekilliği ve bakanlık yapmış, nihayet Genel Başkan Yardımcılığı gibi önemli bir makama tırmanmış bir ‘zat’, ‘Fon Kumarı’ üzerinden 2.2 milyar lira tokatlayınca, kendi ipini çekmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hiç tereddüt etmeden o ‘zat’ın tüm görevlerinden istifasını istedi, aldı ve kabul etti. Bugün-yarın AK Parti’den ihraç edildiğini veya istifa ettiğini duyacağız.

Ayrıca o ‘zat’ın tüm mal varlık ve banka hesaplarına da bloke konuldu.

5 ay içerisinde, yatırdıkları parayı 17 kat artırma ‘başarısını’ gösteren bu karı-koca uyanıklar, şayet fon pokerine girme ve tokatlayıp çıkma eylemini, ‘içeriden tüyo alarak’ yaptılarsa, ‘dam’a girmeleri de şaşırtıcı olmayacak.

Tüm bunlardan daha önemlisi… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP/Yeni Parti siyaset esnafının yaptığı gibi, “Sütte leke olur, bizde olmaz…” zırvasına sarılmadı. Ucu kime uzanırsa uzansın, sonuna kadar gidilmesi emrini verdi.

KEŞKE CHP/YENİ PARTİ DE YAPABİLSEYDİ

Ve dünkü AK Parti İl Başkanları Toplantısında, bir siyasetçinin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir rest çekti. Yanlış yapan kim varsa, bedelini ödeyeceğini, adeta bir manifesto gibi duyurdu.

Keşke Özgür Özel de, CHP’li belediyeler, bizzat kendileri tarafından patlatılan kanalizasyon çukurlarında, gırtlaklarına kadar pisliğe batmış haldeyken; arsıza, hırsıza, ahlâksıza, düşküne sahip çıkmak için şehir şehir dolaşmasa, 100 bilmem kaç tane miting yapmasaydı.

Yapılması gereken çok basitti… Adı yolsuzluğa, rüşvete, çalıp çırpmaya, belediye kesesinden bankamatik haremler kurmaya, çocuk tacizine, otel odalarında peştamalla basılma müptezelliğine bulaşanlara sahip çıkmasaydı.

Hakkında yasal takibat başlatılan tüm CHP’li kadrolara, “Gidin aklanın da gelin. CHP, suçluların sığınağı değildir…” diyebilseydi.

Olanlar oldu. Bundan sonrası için mesele, yargının ve idari soruşturma mercilerinin konusudur. Tabi aynı zamanda siyasete yön veren üst düzey yöneticilerin de yapması gereken çok şey var.

DERLİ TOPLU MÜDAHALE İYİ OLDU

Fon Krizi patladıktan sonra meseleye doğrudan müdahil olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazartesi günkü kabine toplantısının ardından, dün de ekonomi yönetimi ile konuyla bağlantılı üst düzey bürokratları toplayıp, yapılması gerekenleri tespit etti. Gerekli görevlendirmeleri yaptı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ‘Fon Koordinasyon Kurulu’ oluşturuldu.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fon Krizini derinlemesine araştırmak üzere Devlet Denetleme Kurulu’nu da görevlendirdi.

Elbette muhatap olduğumuz Fon Krizi, malî boyutu bir hayli yüksek bir sorun. Bu sorunun, kangren haline gelmeden, ön alıcı müdahaleyle engellenmesi mümkündü.

Nitekim Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, Başsavcılık Sermaye Piyasası Kurulu'nu ilk kez 25 Şubat 2025'te, yani birbuçuk yıl öncesinden uyarmış. Ayrıca, 19 Ağustos 2026'daki yazısıyla, yüz kata varan değer artışı görülen hisseleri tek tek sıralamış.

BÜROKRASİ SORUMLULUĞU

Buna rağmen SPK, resmen ölü taklidi yapmış, önleyici müdahalede bulunmamış. Tek bir foncunun lisansı bile iptal edilmemiş. Arada geçen sürede, bahse konu fonlar, sanal olarak 525 milyar lira daha büyümüş.

Borsa İstanbul, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi kurumlar uyumayı tercih etmiş.

Finans bürokrasisinin bu meseledeki ihmalleri birer ‘basiretsizlik’ sorunu ise, ilgililerin tamamı görevden el çektirilmelidir. Ki, çok uzun olmayan bir süre içinde bu gerçekleşecektir.

Şayet mesele, ‘ihmal’in ötesine geçiyor, hatta bazı görevlilerin menfaat sağlaması gibi durumlar sözkonusuysa, o iş kodese kadar uzanır, uzanmalıdır.

KİMSE MAĞDUR DEĞİL

Gelelim meselenin ‘mağdurlar’ boyutuna…

Kimse kusura bakmasın, şahsen o 455 bin fon yatırımcısı içinde herhangi bir mağdur göremiyorum.

Hayatım boyunca, tek kuruş tasarrufumu faize veya uçuk-kaçık yatırım alanlarına yatırmadım. 36 yıl önce bir kez küçük bir kredi kullandım, ödediğim faizin ‘cezasını’ bereketsizlik olarak çektim. Üç kuruş tasarrufum olduysa, onu da katılım bankalarında tuttum. Elbette piyasa faizlerinden çok daha düşük nema elde ettim. Ve bunun bereketini de hayatımın her aşamasında hissettim.

Şimdi sormak lazım: Türkiye’yi geçtim… Dünyayı geçtim… Samanyolu Galaksisini geçtim… Acaba Evrenin herhangi bir yerinde, birkaç ay veya yıl içinde, 1 lirayı bin lira yapabilecek bir ‘yatırım’ var mıdır?

Mesela, uyuşturucu ticareti bu kadar kazandırabilir mi?

Ya da ‘beyaz kadın ticareti’, 5 ay içinde 17 kat getiri sağlar mı?

Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Bugün ‘mağdur’ rolüyle, kumarda kaybettiklerini zavallı vergi mükelleflerinin sırtına sarmaya çalışmak, kul hakkından başka bir kapıya çıkmaz.

Bu aç gözlü ahalimiz, ‘kollu kumar makineleriyle’ dahi tatmin olmamış; masadaki tüm fişler için zar atmış. Lakin attıkları zar, ‘düşeş’ değil ‘hepyek’ gelmiş.

YAPILMASI GEREKEN BELLİ

Elbette o fon çakallarına meşruiyet bahşeden devletin de bu işte ciddi sorumluluğu vardır. Kanımca yapılması ‘âdil’ olan şudur:

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi, CHP eski milletvekili Ensar Öğüt’ün kardeşi Balıkçı İsmet, Mustafa Sandal ve eşi Melis Sütşurup başta olmak üzere, tüm fon tokatçılarından kusturulacaklar bir hesapta toplanmalı. Bu dolandırıcılığı organize eden uyanıklar da kusturulup, tüm mal varlıklarına el konarak, o hesaba eklenmeli.

Sonra tasfiye masrafları düşüldükten sonra kalan meblağ, her bir fonun hisse adedine bölünmeli. Ve 455 bin fon yatırımcısının her birinin hisse adedine düşen pay kendilerine ödenmeli.

Herkes, bire bin veren yatırımın büyük bir risk taşıdığını bile bile lades dedi. Zira, bedava peynirin, sadece fare kapanında olacağını herkes bilir.

Türk Devleti, sadece bu Fon meselesini temizlemeye çalışmıyor. Birçok alanda yürütülen temizlik harekâtı, Türkiye’nin arsızdan, hırsızdan, tokatçıdan, çakaldan, it-kopuktan, namussuzdan, ahlâksızdan kurtulması için büyük bir fırsat aynı zamanda.

Bilhassa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bizzat AK Parti Teşkilatı üzerinden çektiği ‘arınma resti’ son derece kıymetlidir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti