Uluslararası ilişkilerin en temel kurallarından biri, büyük güçlerin krizleri sadece yönetmekle kalmayıp, onları kendi yapısal çıkarları doğrultusunda bizzat tasarlayabileceği gerçeğidir. Ukrayna krizi ve sonrasında yaşananlar, bu perspektiften bakıldığında, ABD’nin son yirmi yılda attığı en büyük ve en başarılı stratejik hamlelerden biri olarak tarihe geçmiştir.
Bu hamlenin ardındaki mantığı, Avrupa’yı Washington’a göbekten bağımlı hale getiren üç temel sütun üzerinden okumak mümkündür:
1. Enerji Bağımlılığı ve "Kuzey Akım"ın Tasfiyesi
Yıllarca Washington’ın en büyük jeopolitik kabusu, Rusya’nın ucuz doğal gazı ile Almanya’nın sanayi gücünün birleşerek Avrasya’da ABD’den bağımsız bir ekonomik blok oluşturmasıydı. Kuzey Akım 2 projesi, bu entegrasyonun zirve noktası olacaktı.
ABD, bu hattı engellemek için yıllarca diplomatik ve ekonomik baskı uyguladı. Ukrayna krizi, Washington’a aradığı altın fırsatı sundu. Krizin tırmandırılması ve ardından boru hatlarına düzenlenen (failleri hala karanlıkta bırakılan) sabotajlar, Avrupa’nın Rusya ile olan enerji köprülerini havaya uçurdu. Sonuç? Avrupa, sanayisini ayakta tutabilmek için kendi içine sattığından 3-4 kat daha pahalı olan Amerikan LNG’sine (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) muhtaç bırakıldı.Washington, tek bir kurşun atmadan Avrupa gibi devasa bir pazarı kendi enerji tekeline bağladı.
2. Güvenlik İllüzyonu ve NATO’nun Yeniden Canlandırılması
Ukrayna krizi öncesinde Avrupa, özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ifadesiyle "beyin ölümü gerçekleşmiş" bir NATO’yu sorguluyor, "Avrupa Ordusu" gibi ABD’den bağımsız güvenlik alternatiflerini tartışıyordu. Almanya, savunma bütçelerini kısıyor ve askeri olarak Washington’a bağımlılıktan kurtulmak istiyordu.
Ukrayna’da fitili ateşlenen kriz, Avrupa’nın kapısına yapay bir "varoluşsal tehdit" dayattı. Korku iklimiyle sarsılan Avrupa ülkeleri, bağımsızlık arayışlarını bir kenara bırakarak tekrar ABD’nin nükleer ve askeri şemsiyesi altına sığındı. Almanya gibi pasifist devletler dahi yüz milyarlarca euroluk savunma bütçeleri açıklayarak bu parayı Amerikan savunma sanayi şirketlerine (F-35 savaş uçakları vb.) aktarmak zorunda kaldı. ABD, Avrupa’nın güvenlik mimarisinin tek patronu olduğunu bir kez daha tescilledi.
3. Avrupa Sanayisinin Çökertilmesi ve Sermaye Göçü
Bu stratejik hamlenin en yıkıcı sonucu, Avrupa’nın küresel rekabet gücünün elinden alınması oldu. Ucuz Rus enerjisine erişimi kesilen ve pahalı Amerikan enerjisine mahkum olan başta Alman sanayisi olmak üzere Avrupa üretimi, Asya ve ABD karşısında rekabet edemez hale geldi.
Tam da bu süreçte Washington, Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) gibi devasa teşvik paketlerini devreye sokarak yüksek enerji maliyetleri altında ezilen Avrupalı dev sanayi şirketlerini (otomotiv, kimya, batarya üreticileri) kendi topraklarına göç etmeye ikna etti. Yani ABD, bu krizle sadece Avrupa’yı kendine muhtaç etmedi; aynı zamanda Avrupa’nın ekonomik ve endüstriyel sermayesini kendi ülkesine çekerek kıtayı açıkça zayıflattı.
Sonuç ve Küresel Denklem
Uluslararası siyasette tesadüflere yer yoktur; planlanmış stratejiler ve bunların kaçınılmaz sonuçları vardır. ABD, Ukrayna krizini derinleştirerek ve tırmandırarak Avrupa’nın jeopolitik özerklik arayışını en az elli yıl geriye götürmüştür.Bugünün Avrupası; enerjide Washington’a borçlu, güvenlikte NATO’ya (ABD'ye) esir ve ekonomik olarak rekabetçiliğini yitirmiş, adeta ABD'nin sınır ötesi bir eyaleti konumuna indirgenmiş durumdadır. Bu, modern tarihin gördüğü en başarılı "bağımlı kılma" operasyonudur.
Unutulmamalıdır ki, global enerji fiyatlarının artması doğrudan ekonominin alanına girer; ancak bu artışın ve krizlerin devletlerin ekonomileri üzerindeki yıkıcı etkileri, ekonomi ile siyaset arasındaki o gri bölgede şekillenir.Ekonomi tek başına bir sonuçtur, siyaset ise o sonucu belirleyen iradedir. İşte bu yüzden, bu tür küresel krizleri önceden planlayarak, zamanlamasını ayarlayarak ve kitleleri manipüle ederek kendi ulusal çıkarlarına uygun şekilde yönlendirmek, yüksek stratejinin ta kendisidir. ABD, Ukrayna'da tam olarak bu stratejiyi konuşturmuş; ekonomik bir silahı siyasi bir güce, siyasi bir krizi ise mutlak bir ulusal çıkara dönüştürmüştür.
Son söz. Sürü en büyük düşman olarak kurdu görmeye alıştırılmıştır. Ama onu her gün kesip yiyen çobanın en büyük dostu olduğuna inanmaya devam eder.
