Zaman zaman bu köşede bir iddiada bulunuyorum: Bürokrasi, iktidarın altını oymaya çalışıyor. Vatandaşın hayatını zorlaştırıp bıktırmak suretiyle, Başkan Recep Tayyip Erdoğan’a duyulan sevgi ve güveni örselemeye gayret ediyor.
Bu noktadaki iddialarım, herhangi bir araştırma veya resmî rapora dayanmıyor. Bizzat kişisel olarak yaşadığım olaylar ve yakın çevremden duyduğum güvenilir bilgilerdir, bu iddiamın dayanağı.
Esasen son 25 yılda AK Parti tarafından kamuda istihdam edilen memurların neredeyse yüzde 40’ının CHP/Yeni Parti taraftarı ve sadece yüzde 28 kadarının AK Parti taraftarı olduğuna dair araştırma kuruluşlarının tespitleri de şahsî gözlemlerimizi doğruluyor.
İktidarın altını oymaya çalışan bürokratik zevatın başında Sağlık Bakanlığı personeli geliyor. Kanımca ikinci sırayı Millî Eğitim çalışanları, yani öğretmenler alıyor. Son zamanlarda Hazine ve Maliye Bakanlığı personeli, iktidarla vatandaşın arasını açma gayretinde büyük bir atak sergiliyor. Özellikle ‘vergiciler’…
Bu mevzuda çok sayıda yakınma işitmekle birlikte, vereceğim ‘güvenilir’ bilgilere dayanan 3 örnek Kayseri’den olacak. Ki, bu olaylardan birisini, bizzat olayın muhatabı olan bir yakınımdan dinledim. Diğer iki olayı da güvendiğim ikinci ağızlardan işittim.
“GETİR SON 5 YILIN EVRAKLARINI”
Olayları anlatmadan önce, bir tespitte bulunayım: Bizim esnaf ve sanatkârlarımız, dahi küçük işletmelerimiz, bugüne kadar vergi ödeme alışkanlığını pek kazanamadı. Vergi kaçırma demeyelim de ‘vergiden kaçınma’ diyelim.
Doğal olarak Gelir İdaresi Başkanlığı da verginin tabana yayılmasını ve devletin vergi gelirlerinin artmasını istiyor. Fakat bunu yaparken, deyim yerindeyse, ‘vur’ deyince öldürüyor.
Mevzu ettiğim birinci olayda, vergi memurları, Kayseri Oto Sanayi Sitesi’ndeki bir dükkâna öğleden önce geliyor. Dükkân sahibine, “Şu dışarıda tamir edilen araçlar için kestiğiniz faturaları getir…” diye emrediyor.
Dükkân sahibi, “Memur bey, bu araçların tamiri bitmedi. Akşama kadar tamirleri tamamlanacak, sonra ödemesi alınıp faturaları kesilecek.” diye karşılık veriyor.
Bunun üzerine memur hazretleri, “O halde dünkü kestiğin faturaları getir…” diye emrediyor.
Dükkân sahibi bir önceki gün kesiler 350 bin TL’lik yedek parça ve işçilik faturalarını getirip, memur hazretlerinin eline veriyor.
Faturaları inceleyen memurlar, “Tamam, sorun görünmüyor. Her şey usulüne uygun yapılmış.” deyip, gidiyor.
Birkaç gün sonra, dükkâna 35 bin TL tutarında ‘vergi usulsüzlüğü’ cezası tebliğ ediliyor.
Dükkân sahibine, “İtiraz ettiniz mi?” diye sordum. Cevap; “İtiraz edince, (Pardon yanlışlık olmuş. Bu cezayı iptal ediyoruz. Sen bize son 5 yılın tüm muhasebe evraklarını getir.) karşılığını alıyoruz.” oldu.
ŞAHİNLER, 400 LİRALIK USULSÜZ HAVALEYİ YAKALAMAYI BAŞARMIŞ
İkinci olayımız, Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nden. Mobilya imalatı yapan küçük hacimli bir işletmeye uğrayan vergi şahinleri, evrakları istiyor, kontrol ediyor ve sonuçta, “Her şey normal. Bir sorun yok.” deyip işyerinden ayrılıyor.
Birkaç gün sonra, işletmeye 250 bin TL vergi usulsüzlüğü cezası tebligatı geliyor.
İşletme sahibi, tebligatı eline alıp, İl Gelir İdaresi Müdür Yardımcısı’nın huzuruna çıkıyor. Durumu anlatıyor ve “Benim işletmemde herhangi bir vergi usulsüzlüğü tespit edilmedi. Ama arkasından bu 250 bin TL ceza tebligatı geldi. Lütfen bu yanlışlığı düzeltin.” diyor.
Çok anlayışlı olan vergici hazret, “Ha, pardon, yanlışlık olmuş. Biz bunu iptal edelim. Sen bize son 5 yıllık muhasebe kayıtlarını getir.” diye emir buyuruyor.
Kolu kanadı düşen işletme sahibi, “Tamam müdür bey, ben bu cezayı ödeyeyim.” deyip çıkıyor.
Üçüncü olay, yine Kayseri Oto Sanayi Sitesi’nde geçiyor. Küçük bir işletme olan tamirhanede, bir müşteriye 400 TL’lik (yalnızca dörtyüz TL) bir hizmet sunuluyor. Müşteri, parayı göndermek için IBAN istediğinde, işyerinde çalışan yetkisiz bir elemanın IBAN numarası veriliyor.
Tabi bizim vergi şahinleri, hiç gözlerinden kaçırmıyor ve bu 400 liralık ‘usulsüz havalenin’ peşine düşüyor. Ve işletmeye 35 bin TL usulsüzlük cezası kesiyor.
İşletme sahibi, itiraz halinde bu cezanın iptal edilip, geriye doğru 5 yıllık muhasebe evrakları isteneceğini bildiğinden, boynunu büküyor ve 35 bin TL’yi ödüyor.
MİLYARLAR ‘FONLANIRKEN’ GÖRMEYENLER…
Denilebilir ki, bu işletmeler de üşenmeyip, istenilen 5 yıllık muhasebe kayıtlarını çuvala doldurup, Vergi Dairesi’ne bıraksalardı ya…
Söylemesi kolay. Esnaf ve zanaatkârlar ile KOBİ’lerin büyük bölümü, özel bir muhasebe ekibi çalıştıracak kadar iş ve gelir hacmine sahip değil. Yani değil 5 yılın kayıtları, bir önceki yılın kayıtlarını dahi getirmede hayli zorlanırlar.
Kaldı ki, 5 yıllık evrakları teslim etme başarısını gösterseler dahi, vergi şahinleri, o evrakların içinden düzinelerce ‘vergi usulsüzlüğü’ yakalama başarısını gösterir. Zira sistem buna göre kurgulanmış.
Şimdi sormak lazım: Sermaye Piyasası Kurulu, MASAK, Borsa İstanbul, Gelir İdaresi Başkanlığı gibi çok sayıda kamu kuruluşunun takip ve denetimi altında bulunan yatırım fonları göz göre göre trilyonlarca liralık soyguna maruz kalırken… Üstelik İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın şüpheli durum tespitiyle aylar öncesinden uyarmasına rağmen… Bürokrasinin tosuncukları kulağının üstüne yatıyor.
Fakat 400 liralık bir tamir hizmetinin ödemesi, kurumsal hesap üzerinden değil de yetkisiz bir personelin IBAN’ı üzerinden yapıldığında, vergi şahinleri bunu daha havadayken yakalayabiliyor.
VATANDAŞA ŞANTAJ YAPILMAZ
Adını koyalım… Bugünkü iktidarın toplumsal tabanının ağırlığını; esnaf ve zanaatkârlar, KOBİ’ler, çiftçiler ve emekliler oluşturuyor.
Bu sütunda birkaç kez yazdım. İlgili bürokrasi, vergi yasalarını tepe tepe kullanarak, üstüne üstlük vatandaşa şantaj yaparak üzerine gidiyor, canını yakıyor.
Çiftçinin ürününün büyük bölümü TMO tarafından alınmadığı halde, Başkan Erdoğan’a, “Bütün çiftçilerimizin ürününün tamamını alacağız.” diye açıklama yaptırılıyor.
Memur ve emeklilerinin aylıklarına yüksek oranlı zam yapılırken, işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş zamları enflasyona ezdiriliyor.
Vatandaş, hastanelerde itilip kakılıyor. Öğrenci verileri, okullarda azarlanıyor.
O halde soralım: Bürokrasi hazretlerinin bu tavırları, Başkan Erdoğan ile doğal seçmen tabanı arasındaki sevgi ve güven bağlarını örselemek anlamı taşımıyor mu?
Sayın Cumhurbaşkanım…
Daha önce bu sütunda, naçizane; kamu personeli ve kendi parti teşkilatınızı devre dışı bırakarak, güvendiğiniz bazı danışmanlarınızı tebdil-i kıyafet Anadolu’ya gönderip, size gönül veren sade vatandaşların nabzını tutmanız tavsiyesinde bulunmuştum.
Haddim olmasa da, aynı tavsiyeyi bir kez daha tekrarlıyorum.
