Kutadgu Bilig yazarı, büyük siyaset felsefecisi Yusuf Has Hacip, siyaset-devlet-adalet kavramlarını tanımlarken, muhteşem cümleler kurar:

“Adalet göğün direğidir, yıkılırsa gökyüzü yerinde duramaz.”

“Ülkeyi korumak için güçlü bir ordu, güçlü bir ordu için zengin bir halk, zengin bir halk içinse adalet gereklidir.”

Derin manaları içeren bu tespitler, Türk Milleti’nin insan-devlet ilişkisini de yerli yerine oturtuyor. Yani bizim medeniyetimizin anlayışını ifade ediyor.

Karahanlı Türk Devleti döneminde, bugünkü Kırgızistan sınırları içindeki Balasagun’da yaşayan Yusuf Has Hacip, bir siyaset klasiği olan Kutadgu Bilig adlı eserini, 1070 yılında Karahanlı Hükümdarı, Tabgaç Buğra Han’a takdim etti.

Tabi, Batının da siyaset bilimi üzerine kafa yoran filozofları, bilginleri var. En ünlüleri de, Yusuf Has Hacip’ten yaklaşık 3.5 asır sonra yaşamış, Floransalı bir İtalyan olan Niccolo Machiavelli’dir. Onun da çok ünlü bir siyaset bilimi kitabı vardır: Prens

İNSAN MI, DEVLET Mİ?

O da, tıpkı Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’de yaptığı gibi, Prens adlı eserinde, dönemin hükümdarına tavsiyelerde bulunmuştur. Birkaç önemli tavsiyesini okuyalım:

“Siyasetin kendine özgü kuralları vardır. Günlük ahlâk kuralları devlet yönetimine karıştırılmamalıdır.”

“Gaye, vasıtayı meşru kılar. Devletin varlığını sürdürmesi ve gücünü artırması en üstün amaçtır. Bu amaca ulaşmak için gerektiğinde hile, şiddet veya kandırma gibi yollar kullanılabilir.”

“Bir lider için halkın sevgisinden ziyade korkusunu kazanmak daha güvenlidir.”

“Siyaset laiktir. Ancak din, halkı yönetmek ve birliğini sağlamak için güçlü bir araç olarak kullanılabilir.”

Machiavelli’nin siyaset felsefesi, aslında Batı medeniyetinin insan-devlet ilişkisine bakışının özetidir.

Osmanlı Türk Devleti’nin kurucu aklı Şeyh Edebali’nin, Osman Gazi’ye verdiği, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” öğüdü ile Machiavelli’nin bugün de Batı siyasetinin temel dayanağı olan yukarıdaki sözlerini karşılaştırmak, her iki medeniyet arasındaki bakış farkını ortaya koyar.

TRUMP BİLDİĞİMİZ GİBİ

Devlet adamları için ortaya konulan öğüt ve ölçüleri içeren bu tarihî bilgileri, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki konuşmalarını değerlendirmemize altlık olsun diye verme ihtiyacı duyduk.

Trump, tipik bir Batılı emperyalist lider profili çizdi. Kendisi dışındaki herkesi eleştirdi. Sebep olduğu onca uluslararası ihtilaf, çatışma ve savaşlar ortadayken, 8 savaşı bitirdiğini söyledi. Kendisini barış meleği gibi tanımladı.

İsrail’in katil yöneticilerini yargılamaya çalışan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kapatılması gerektiğini savundu.

ABD’nin, Venezuela’nın petrolüne ve doğal zenginliklerine çökmesini, sanki insanlığa bir lütufta bulunmuş edasıyla dillendirdi.

Dünyanın dört bir yanında, ABD’nin emperyalist emelleri uğruna katledilen milyonlarca insanı hiç aklına getirmeyip, sanki insan ölümlerinden hicap duyuyormuş pozları kesti.

İran’a yönelik saldırılarını ve dayatmalarını, en doğal hakkını kullanıyormuş edasıyla takdim etti.

Yeryüzünde Hıristiyanların büyük zulüm gördüğü yalanını, tüm insanlığın gözünün içine baka baka üfürdü.

Ve daha bir yığın ipe sapa gelmez ve haddini aşan laflar etti.

ERDOĞAN’IN İNSANLIK MANİFESTOSU

Türk Hakanı Erdoğan ise, dünyanın dört bir yanında zulme uğrayan mazlum halkların sözcülüğünü yaptı, BM kürsüsünden.

Adaletin, sadece ülkelerin kendi iç meseleleri olmadığını, uluslararası sistemin de adalet üzerine tesis edilmesi gerektiğini anlattı.

İşlevini tamamen yitiren ve hiçbir uluslararası sorunun çözümüne katkıda bulunamayan Birleşmiş Milletler’in, özellikle de Güvenlik Konseyi’nin, yeniden ve adil bir temel üzerinde yapılandırılması gereğini bir kez daha hatırlattı.

Niyetimiz, Erdoğan güzellemesi yapmak değil. Sonuçta Erdoğan, Türk Milleti’nin ve İslam Ümmetinin devlet, siyaset ve adalet gibi kavramlara bakışını dile getirdi.

Dolayısıyla, buradan anlaşılması gereken husus, Türk-İslam ve Batı medeniyetleri arasındaki farktır. Her iki medeniyetin, insana bakışını yansıtan tavırlardır.

Türk-İslam Medeniyetinin baskın geldiği dönemlerde, insanlığa adalet ve nizam sunulmuştur.

Son birkaç asırdır dünyaya güya düzen veren Batı Medeniyeti, Machiavelli’nin bencil siyasî felsefesini bir milim aşabilmiş değildir.

Girdikleri tüm ülkeleri talan eden Batı Medeniyeti temsilcileri, hiçbir zaman işgal ettikleri topraklara huzur ve adalet getirmeyi düşünmediler. Sadece eşkıyanın hükümranlığını tesis ettiler.

İşte, temelinde Nizam-ı Âlem Ülküsü yatan bizim medeniyetimiz ile sömürü ve kaosu esas alan Batı Medeniyetinin farkı budur.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti