Deniz, her zaman dürüsttü. Güçlüydü ama nazikti de. Bilgeydi. Anlayışlı ve merhametliydi. İçi plastikle, atıklarla kirletilmiş, zamanla balçık haline gelmiş, soluk ve bulanık yeşile dönmüş olanlar hariç.

Eskiden nadir görülürlerdi. Modern insan kendi ruhunu zehirlerken onu da ihmal etmedi. Ruhundaki atıkları alacak yer kalmayınca suya gömmeye karar verdi. Su nasılsa saklardı.

Bu kez öyle olmadı.

Aynı modern insan şimdi yana yana bunun çözümünü arıyor.

Diyelim ki sonunda başardık. Plastik üretimini azalttık, denize ulaşan atığın önünü kestik, yıllardır üzerinde tartışılan anlaşmaları imzaladık. Sahilleri temizledik. Nehirlerden denize taşınan çöpleri durdurduk.

Peki deniz temizlendi mi?

Keşke cevap evet olsaydı.

Çünkü insanın çöpe attığı bir şeyi unutması kolay. Gözümüzün önünden kaybolduğunda onunla ilişkimizin bittiğini düşünüyoruz. Denizlerin böyle bir lüksü yok. Kirliliğin musluğunu kapatmak, denizin içinde yıllardır parçalanmaya devam eden mirası ortadan kaldırmıyor. Yıllar önce bıraktığımız plastik bugün hâlâ orada olabilir; yalnızca artık bıraktığımız biçimde değildir.

Eylül ayında yayımlanan yeni bir araştırma tam olarak bu rahatsız edici gerçeği gösteriyor. Denize yeni plastik girişini 2050'ye kadar durdursak bile, halihazırda okyanuslarda bulunan büyük plastik parçaları mikroplastik üretmeye devam edebilir.

Çünkü denizdeki plastik olduğu yerde ve olduğu biçimde kalmıyor. Güneş ışığına, dalgalara ve sürekli fiziksel aşınmaya maruz kalan büyük parçalar zamanla küçülüyor. Bir şişe, poşet ya da ambalaj gözden kaybolduğunda yok olmuş olmuyor; giderek daha küçük parçalara ayrılıyor. Temizlenmesi görece mümkün olan büyük bir atık, zaman içinde toplanması çok daha güç binlerce küçük parçaya dönüşebiliyor.

Sorun yalnızca küçülmeleri de değil. Bu ay yayımlanan bir başka çalışma, mikroplastiklerin okyanus yüzeyinde gördüğümüz kadarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Okyanus girdapları bu parçacıkları suyun farklı derinliklerine taşıyor. Başka bir deyişle, plastik yüzeyden kaybolduğunda denizden kaybolmuş olmuyor. Yalnızca bizim göremediğimiz bir yere taşınmış oluyor.

Belki de plastik kirliliğini yıllardır yanlış bir zaman diliminde düşünüyoruz. Üretildiği, kullanıldığı ve atıldığı ana bakıyoruz. Oysa deniz için hikâye bundan sonra devam ediyor.

Tam da dünya plastik kirliliğiyle ne yapacağını tartışıyor. Birkaç gün sonra ülkelerin temsilcileri Bangkok'ta yeniden aynı masaya oturacak. Amaç, plastik kirliliğine karşı küresel ve bağlayıcı bir anlaşmanın önünü açmak.

Yeni plastik üretimini ve denize ulaşan atığı azaltmak elbette işin vazgeçilmez kısmı. Fakat son araştırmalar başka bir soruyu masanın üzerine bırakıyor:
Geleceğin plastiğini durdururken geçmişin plastiğine ne yapacağız?

İnsan için bir plastik şişenin ömrü onu çöpe attığı anda bitebilir. Deniz içinse belki tam o anda başlıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti