Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve bir türlü ilan edilemeyen Cumhurbaşkanı Adayı Mansur Yavaş, kendisi üzerinden CHP ve Yeni Parti arasındaki didişmeye dair, tam da kendisine yakışır bir söylem geliştirmiş: “Tavandaki kavga bizi, Ankaralıyı ilgilendirmez…”
Nasıl diyelim… Mansur Yavaş gibi, tüm siyaseti ‘konuşmamaktan’ ibaret olan bir politikacı için fevkalade büyük bir tavır…
Evet, silikliğin siyaset sanıldığı bir zeminde, boşluğa yumruk sallar gibi de olsa, ortaya tavır koymak, az cesaret sayılmaz.
Orası öyle de, Mansur Bey’in söyleminin küçük bir kusuru var: Tavan kim, taban neresi?
Mansur Bey, kendisini ‘tavan’dan soyutlamış olmalı ki, oradaki kavganın kendisini ve dahi bir hizalandığını varsaydığı seçmen tabanını ilgilendirmediğini beyan ediyor.
İyi de Mansur Bey, kavga dediğiniz didişme, tam olarak sizinle muhatabınız olan iki parti arasında cereyan ediyor. Yani siz bu kavganın bizzat tarafısınız.
Şöyle demiş olsaydı Sayın Yavaş, bir beşiğe beleyebilirdik: “Ey Ankaralılar!... Siz bize bakmayın. Bizim tavanda yaptığımız kavgalara takılmayın. Bugün birbirimize kıtık atarız, fakat yarın siyasî ikbal kapısına gelince, tuvalet terliği üzerinde bile ittifak ederiz…”
Mansur Bey’in bu kendini sorunlardan soyutlayan tavrı; ya karşısındaki herkesi zekâ özürlü saymasından, ya da şu ‘bir şeye yatmak’ diye tabir edilen (O şeyin ne olduğunu demeyelim. Şimdi durduk yerde Avukat Mansur Yavaş’ın hukukî radarına girmek var.) ‘şey’e vuruyor işi. Elbette her iki durum da Türk siyaseti adına vahimdir. Neyse…
ŞAHİTLİK MAHALLENİN BOZACISINDAN
Gelelim Mansur Yavaş’ın, medyanın muhalif mahallesi üzerinden yükselen Melih Gökçek aleyhtarlığını fırsata dönüştürdüğü, Gökçek ailesinin bazı fertlerinin yurtdışında kurdukları şirkete para aktarmaları suçlaması bağlamındaki tartışmaya.
Peşinen söyleyelim: Melih Gökçek’e karşı kişisel bir sempatim olmadığı gibi, husumetim de yok. Hizmetlerini takdir ediyor, yanlış bulduğum birkaç ‘icraatını’ da eleştiriyorum.
Konumuza devam edelim:
Saraçhane membalı fondaş medyada köpürtülen iddianın üzerine balıklama atlamış, Mansur Bey’in ekibi.
Daha önce sorduğumuz bir soruyu, bağlamını kurarak bir kez daha soralım: Gökçek hakkında ortalığı üfürülen suçlama, ‘Ankara’nın yarısını kendisine tapulamak’ idi. Bu suçlamaya ‘bozacı’ tanıklığı yapan Bülent Arınç meselesine birazdan geliriz. Ki, Arınç, Gökçek için ‘Ankara’yı kendisine tapuladı’ demedi; “Ankara’yı parsel parsel sattı…” gibi bir iddiada bulundu.
TÜM TAPU KAYITLARI ELİNİZİN ALTINDA
Mansur Yavaş, 7 yıldır yönettiği Ankara’da, deyim yerindeyse tam olarak, Melih Gökçek’in 20 yıllık hizmet sermayesinden yiyor. Seçildiği 2019’dan bu yana, Ankara’da ‘yüzünü ağartacak’ bir hizmetini, sanıyorum kendisi de gösteremez. Ha, bir icraatı var: Hıdırlıktepe’ye kondurduğu iki büyük beton kazık... Hani, 2 milyar lirayı aşan bir maliyetle yapılsa da, kazıkların arasından göz hizası bakıldığında Anıtkabir göründüğü için, tartışılması gereksiz olan bir icraat. Eh, Ankara’ya 2 milyar liraya çakılan o iki kazığın, bir belediye başkanı için yüz ağartıp ağartmayacağını, okuyucumuzun takdirine bırakalım.
Biz, Arınç’ın ‘ağzını açma’ tehdidiyle birlikte ortaya attığı iddiası üzerinden üfürülen ‘Ankara’nın yarısının tapulanması’ konusuna dönelim:
Tam sayıyı bilmiyorum, Ankara’da tarla-tapan tapularını saymazsak, sanıyorum 2 milyon tapu vardır. Yarısı 1 milyon eder.
Son seçimden önce Mansur Yavaş’ın propaganda ekibi, AK Parti Adayı Turgut Altınok’un, yanlış hatırlamıyorsam 130 küsur dairesi olduğunu ‘patlatmıştı’. Altınok da, “Evet, atadan kalma arazimizi müteahhide verdik, karşılığında o kadar daire aldık.” gibi bir açıklama yapmıştı.
Şimdi sormak lazım: Altınok’un tapularını bilen Mansur Yavaş, Melih Gökçek’in kaç tapusu olduğunu bilmiyor mu? En azından emlak vergisi bağlamında, kimin adına ne tapu kaydı varsa, belediyenin elinin altında.
Soralım: Gökçek ve birinci derece yakınları adına; değil 1 milyon, değil 100 bin, değil 10 bin… Şayet varsa bin tapu, Mansur Bey bunu 7 senedir niye açıklamıyor. Ve gidip, Gökçek’in oğlu ve gelininin yurtdışındaki şirketlerine aktardıkları iddia olunan para meselesine sarılıyor?
SAHİ, ARINÇ NİYE HÂLÂ ORADA?
Gelelim Bülent Arınç meselesine… Yanlış hatırlamıyorsam, 2019 yerel seçimleri öncesinde üfürmüştü Bülent Arınç, Gökçek’in Ankara’yı parsel parsel sattığı suçlamasını. Bu lafının üzerine, “Açtırmayın benim ağzımı…” gibi bir tehdit de savurmuştu.
Kendinden menkul ‘özgül ağırlığı yüksek’ olan Arınç’ın ağzını açması için Melih Gökçek bir rest çekti mi, hatırlamıyorum. Ki, aynı parti çatısı altında siyaset yapan iki ‘önemli’ zat arasındaki ağız dalaşı çok da kolay olmasa gerek.
Ama bizim gibi bağımsız vatandaşların söz hakkı vardır. Sayın Arınç, şu mübarek ağzınızı 7 senedir bir türlü açamadınız. Dolayısıyla biz de dilinizin altında neyi sakladığınızı öğrenemedik.
Eğer, ‘parsel parsel sattı’ atarlanmasından muradınız, FETÖ bağlantılı yapılara belediye kesesinden çekilen arazi ve finans kıyakları ise; sanıyorum bu mevzuda en son söz hakkı olanlardan birisiniz.
Şu ağzınızı biraz genişçe açıp, dilinizin altında evirip çevirdiğinizi bütün ahaliye gösterirseniz, belki siz de maruz kaldığınız şişkinlikten kurtulursunuz.
AK Parti tabanının kendi kendine sorup da bir türlü cevabını bulamadığı soruyu biz de soralım: “Bülent Arınç’ın, onca yaşananlardan sonra AK Parti’de ne işi var?”
Öyle ya, kendisini iktidara muhalif konumlayan bir siyasî figürden bahsediyoruz.
Dahası, kendisinin bile yakıştırılamadığı AK Parti’nin, aynı soyadını taşıyan bir ikinci kuşağı milletvekili yapması, oy veren seçmenlerin bir türlü anlamlandıramadığı bir mesele.
Cumhur İttifakı tabanında kısık seslerle dillendirilen “Ne işi var burada?” sorusu, şimdilik, “Reis’in bir bildiği, bir hesabı vardır…” teviliyle geçiştiriliyor. İleride mızrak çuvala sığar mı, bilemeyiz.
ANKAPARK LÜZUMSUZLUĞU
Şahsımıza ‘Gökçek sempatisi’ yamama fırsatı bulduğunu zannedenler için küçük bir dipnot: Gökçek’in 20 yıl boyunca yaptığı en saçma 2 işi; Armada karşısına yarım yamalak kondurduğu ve sonradan kaldırılan çelik bina ve Ankapark…
Mansur Yavaş’ın şahsî beceriksizliği veya siyasî kastı yüzünden 7 yıldır çürümeye terk ettiği Ankapark, her şeye rağmen işletilebilirdi.
Fakat Gökçek, ölçek olarak aynı alanı kaplasa bile yatırım olarak daha mütevazı bir projeyle, tıpkı Romanya’nın başkenti Bükreş’teki ‘Herestrou Park’ gibi, otantik ve herkesin rahatlıkla girip çıkabileceği bir büyük park yapabilirdi. Ki, ‘Türkiye Köy Evleri Müzesi’ de orada yer alabilirdi.
Harikalar Diyarı gibi bir parkın dahi, üzerinden geçen 15-20 yıla rağmen bir türlü arzulanan vatandaş rağbetini bulamaması ortadayken, üstelik de bayağı ciddi bir bedel ödemeyi gerektiren Ankapark’ın, arzulanan rağbeti görmesi kolay olmayacak.
