Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bilge Lider Dr. Devlet Bahçeli, son birkaç yıldır Malazgirt Zaferi kutlamalarını Ahlat’tan başlatıyor.
Başkan Erdoğan liderliğindeki Türk Devleti, 1071’deki Malazgirt Zaferi’nin hareket noktası olan Ahlat’ı, Türk Yüzyılı sürecinin nirengi noktası olarak alıyor.
Bir bakıma, Türk Devleti’nin yeniden tarih sahnesindeki yerine dönüşünün manifestosunu, Ahlat üzerinden tüm dünyaya beyan ediyor.
Selçuklu Türk Devleti’nin Anadolu’yu Türk yurdu yapmak üzere başlattığı hareketin simge mekânı olan Ahlat, şimdi de Türk Yüzyılı sürecinin simgesi haline geliyor. Bir bakıma Ahlat, Türk Yüzyılı’nın tarihî kökleriyle buluşması için manevî bir köprü işlevi görüyor.
Tam da bu noktada, bir ayrıntıyı mercek altına almakta yarar var:
DEVLET BAHÇELİ KONAĞI
Ahlat’ta, Van Gölü kıyısında bir Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bulunuyor. Bu külliye, hemen herkesin malumudur.
Bir de ‘Devlet Bahçeli Konağı’ bulunuyor, Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin hemen yanıbaşında.
Bildiğim kadarıyla, Devlet Bahçeli Konağı, Bilge Lider Dr. Bahçeli tarafından, bizzat kendi parasıyla inşa edilmiş anlamlı bir mekân.
Nedir bu anlam? Dr. Bahçeli, yazları orada geçirmek için mi yaptırdı, Van Gölü kıyısındaki o konağı? Elbette hayır!...
Gerek Cumhurbaşkanlığı Ahlat Külliyesi, gerekse Devlet Bahçeli Konağı, Türk Devleti’nin ülkesi, milleti ve coğrafyasıyla bölünmez bir bütün olduğuna delalet etmek üzere inşa edilmiş birer ‘memleket tapusu’dur. Tıpkı, Ahlat’taki Selçuklu Mezarlığı gibi…
Muhtemelen Dr. Bahçeli’nin bugüne kadar bir tek hafta bile konaklamadığı o konak, muhataplarına; “Biz bu ülkenin tek bir çakıl taşından bile vazgeçmeyiz.” mesajıdır.
Bilinmesi gereken bu ayrıntıyı dile getirdikten sonra, Türk Devleti’nin, Başkan Erdoğan ve Bilge Lider Dr. Bahçeli şahsında dünyaya beyan ettiği Türk Yüzyılı ülküsünün Ahlat’la olan ilişkisine gelelim.
DEVLET-İ EBED MÜDDET
Devletimiz, binlerce yıllık bir devamlılık temelinde yükselmektedir. Yakın geçmişte yanlış ve kasıtlı şekilde belleklerimize kazındığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti, 1923’te kurulmuş bir devlet değildir. 1923’te, sadece rejim değişmiş; Meşrutî Monarşiden Cumhuriyete geçilmiştir.
Bugünkü devletimiz, Osmanlı Türk Devleti’nin devamıdır. Osmanlı da Selçuklu Türk Devleti’ni devamıydı. Bu silsile, şu anki bilinen tarihin en eski dönemlerindeki Türk Devletine kadar uzanır.
Bu manada Ahlat, Anadolu’yu Türk’e yurt kılan Selçuklu ile Cumhuriyet Türkiye’sinin kavramsal olarak buluşma noktasıdır. Ve devlette devamlılığın simge mekânlarından birisidir.
İşte 100 yıllık bir dinlenme, toparlanma, gücünü biriktirme molasından sonra yeniden tarih sahnesine dönen devletimiz, yeni bin yıla dönük ‘ben de varım’ mesajını Ahlat’tan veriyor.
Ahlat, Türk Milleti ve onun siyasî iradesinin, olması gereken yere oturduğunun; bir bakıma taşın gediğine konulduğunun simgesel mekânı olmaktadır.
BU KEZ ÇOK DAHA GÜÇLÜYÜZ
Kadim ve köklü devlet olmanın gereği; mazi ile olan ve fakat yıkılmış veya aşınmış bulunan köprüleri onarmak ve yeniden kurmaktır. Şu anda yapılan da odur.
Ahlat’tan neşet eden ve Anadolu’nun kilidini açan Malazgirt Zaferi ile taçlanan ruh, bugün yeniden uyanmıştır.
Türk Milleti ve onun devletinin tarih sahnesine çıkışı, bu kez çok daha güçlü ve kontrollüdür.
Önceki sahneye çıkışlarda, Türk devletleri ve çevredeki ümmet coğrafyası, bugünkü kadar kenetlenmiş ve aynı hedefe yönelmiş değildi.
İşte bu yüzden, eşiğinde bulunduğumuz Türkiye ve Türk Yüzyılı çok daha güçlü ve başarılı bir şekilde geliyor.
Bu son cümleyi kurarken, hamaset yapmak veya kendimizi motive etmek gibi bir gaye gütmüyorum.
TÜRK YÜZYILI ÇOKTAN BAŞLADI
Esas aldığım hakikate atıf olması hasebiyle, şu kadarını söylemek isterim: Osmanlı ve Selçuklu ile onların öncülleri olan cihan devletlerimiz, tarihin dayattığı zorunluluk gereği, büyük devlet olma yolculuğuna, bizzat soydaş ve dindaşlarıyla mücadele ederek başlamışlardır.
Bugünkü Türk Devleti ise; tarih sahnesine, soydaş ve dindaşlarıyla mücadele ederek değil, müzakere ve dayanışma halinde çıkıyor.
Türk Devletleri Teşkilatı’nı da Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı bu noktadan okumaya özen gösterelim. Ve elbette burada şu anda dile getiremeyeceğimiz, gizli veya alenî yürütülen çok sayıdaki müzakere ve mutabakatı da…
Günlük basit siyasî mevzuları tartışma odağına yerleştiren veya asgari ücretle kaç simit alınabildiğinin küçük hesaplarına dalan sabun köpüğü siyasetinin, bahsettiğimiz yüce hakikatleri idrak etmesini beklemiyoruz.
Tarih şuuru, Türk Yüzyılı’nın çoktan başladığını ve bir hayli yol aldığını söylüyor.
Hayatı, sadece yaşadığı dönemle algılayanlar meseleyi anlamasa da…
