Siyaseti tanımlayanlar, en basit haliyle, ‘insanları yönetme sanatı’ der.

Bu tanım, dar anlamıyla ‘politika’ kavramını karşılayabilir. Fakat yüksek siyaseti karşılamaz. Zira insanları yönetmek yetmez. İlaveten, tüm canlıların yanısıra, eşyayı da yönetme becerisi gerekir.

Kasaba politikacısı ile devlet adamı arasındaki ayrım da burada başlar. Birincisi, günübirlik basit çıkarlarını kendine gaye edinir. İkincisi ise, bugün ve yarının çok ötesini hesaplar.

Siyaset bilimi derslerimizde; 10 yıl sonrasını görüp, hesaplayıp, tasarlamaya çalışanların çok büyük devlet adamı olduğunu anlattılar bize.

Bir de 50-100 sene sonranın hesabını yapabilen devlet adamlarını, ‘deha’ diye tanımladılar.

Tarih boyunca büyük oynayan devletler, işte o deha düzeyindeki devlet adamlarının attığı temel üzerinde yükselenler olmuştur.

Türk Devleti, o büyük oynayan devletlerin başında gelir.

YÖNETİLMESİ ZOR ÜLKE

Dolayısıyla, Türkiye’yi yönetenlerin, bu tarihî misyonun bilinciyle hareket etmesi elzemdir.

Türkiye’yi yönetmek, muhtemelen dünyanın en zorudur. Büyük siyaset ustalığı gerektirir. Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e atfedilen bir söz var: “Türkiye yönetilemez, ancak idare edilir.”

Kimi gelir devletin başına oturur. Tıpkı bir rodeocunun vahşi at veya boğa sırtında uzun süre kalmasında olduğu gibi, iktidar koltuğunu en uzun süre işgal edebilmenin hesabını yapar.

Türk Devleti, zaman zaman bu tipteki ‘politikacılar’ tarafından yönetildi. Tarih, öylesi dönemleri gerileme veya çöküş zamanı diye nitelendirdi.

Bir de, idareyi maslahatçılık yerine, üzerine kuruldukları küheylanı şaha kaldırmasını bilen siyaset ustaları işbaşına geldi.

Onlar, üzerine kuruldukları küheylanın eyerini ne kadar süre işgal edebileceklerinin hesabını değil; küheylanı uzaktaki menzile en hızlı ve en kestirmeden nasıl koşturabileceklerinin kaygısını güttüler.

Türkiye’yi yönetmenin, başta ABD olmak üzere, dünya siyasetine yön veren tüm ülkeleri yönetmekten daha zor olduğu söylenir. Zira Türk Milleti, dünyanın kilit noktasını vatan edinmiş bulunuyor.

MİLLÎ ÜLKÜ

Devletin direksiyonunda 24 senedir bulunan Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi tarihî misyonunun gerektirdiği yer ve kudrete eriştirmek için, milletin önüne büyük hedefler koyuyor.

Hatırlayalım…

Cumhuriyetimizin 100. yılına atfen, 2023 hedefi dedi.

İstanbul’un fethinin 600. yıldönümüne izafeten, 2053 hedefi dedi.

Malazgirt Zaferimizin 1000. yılına işaretle, 2071 hedefi dedi.

Şimdi de Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Bilge Lideri Dr. Devlet Bahçeli ile birlikte, Türkiye ve Türk Yüzyılı hedefini, millî bir ülkü haline getiriyor.

Elbette bu ülkü, Türk Devleti’nin her yükseliş döneminde ‘Kızılelma’ yaptığı Nizam-ı Âlem davasının ete kemiğe büründürülmesi ülküsüdür.

Demokratik siyaset alanımızın bir bölümü, böylesine büyük bir ülkünün taşlarını ustalıkla döşerken; siyaseti eyyamcılık olarak algılayan kifayetsiz bir tayfa, daha devlet kavramının dahi bilincinde değilken, devleti yönetme hevesine kapılmış bulunuyor.

Düne kadar ‘Baba Ocağı’ dedikleri gemiyi ilk terk eden siyaset esnafı, daha kurduğu partiye usulüne uygun bir isim bulmaktan acizken, Türk Devleti’ni yönetme rüyaları görüyor.

Sorsanız, hep ilericiler, hep en önde giderler, her zaman en çağdaştırlar. Değil Türkiye, fırsat bulsalar bütün dünyayı yönetirler.

HADDİNİ BİLMEK

Lakin, kurdukları politik organizasyona doğru dürüst bir parti adı koymayı beceremezler.

Olmayan bir seçim için, hayalî bir önseçim yapıp, Cumhurbaşkanı Adayı belirlerler.

Kurdukları 1.5 milyon kapasiteli oy sandığına, 15 milyon destek oyu sığdırmayı başarırlar; lakin buna dair tek bir sandık sayım listesi veya oyların taştığı bir sandık resmi gösteremezler.

Baba Ocağı parti adına güya belirledikleri Cumhurbaşkanı Adayı için ‘Adaylık Ofisi’ ihdas ederler; lakin gemiyi terk ettikten sonra o ofisi de unutulmaya terk ederler. Tıpkı Silivri’de unutulmaya ter ettikleri ‘adayları’ gibi…

Yine merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tanımlamasıyla ifade edelim: Bu muhteremlerin eline ‘otarmaları’ için 4 kaz verseniz, akşama üçünü kaybedip de gelirler.

Ana fikrimize dönersek… Daha kendileri için ‘yeni’ ve ‘orijinal’ bir isim bulmayı beceremeyen kasaba politikacıları, dünyanın en zor işi olan Türk Devleti’ni yönetme vazifesine talip oluyorlar.

Yahu, ‘haddini bilmek’, sadece dinî terminolojinin konusu mu?

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti