Hollanda’da tanıdığım, çalışmalarına ve eserlerine değer verdiğim şair, ressam ve yazar Nuri Can, geçen hafta bu dünyaya veda etti ve göçünü tamamladı. “İşte buraya kadarmış” dercesine, bu dünyadan öteki âleme geçti. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Sanatçı Nuri Can hakkında belki de en son yazacak kişiler arasında olduğumu biliyorum elbette. Onunla aynı mahallede büyümedik. Aynı çevrelerde bulunmadık. Tam aksine, dünya görüşleri birbirinden oldukça farklı iki dünyanın insanıydık. Ancak hayatın, kaderin ve göçün yolları bizi bir noktada buluşturdu.

Her hafta birçok kişinin, hatta Hollandalı yazarların bile, koltuklarının altında birer dosya ile UETD Hollanda ve Türkevi Merkezi’ni ziyaret ettikleri yıllardı. AK Parti’nin yeni iktidar olduğu, insanların çeşitli projelerini Türkiye’ye sunmak ve iletmek istedikleri bir dönemdi. Her gelenin elinde başka bir dosya, başka bir fikir, başka bir çalışma olurdu.

Nuri Can Hollanda
İşte böyle bir dönemde, hafta içi bir gün, öğle saatlerinde Amsterdam’dan Âşık Çağlari, yanında tanımadığım bir kişiyle içeri girdi. Tanımadığım adamın görünüşü, doğrusu, bizim alışık olduğumuz türden değildi. Saç sakal birbirine karışmıştı. Bu kişi Nuri Can’dı. Nijmegen’den geliyordu. Şair, yazar ve ressamdı.

Elindeki siyah çantanın içinden üç ayrı kitap çalışması çıkardı. Masamın üzerine koydu. İkisi şiir, biri de göç hikâyelerinden oluşan üç çalışmaydı bunlar. Kitap olarak yayımlamak istiyordu.

Nuri Can’ın görünüşüne bakarak bir karar vermek istemiyordum. Zaten fazla konuşan bir insan da değildi. Aksine, dikkat çeken, hatta derin bir sessizliği ve kendine has bir duruşu vardı. Çalışmalarını inceleyip kararımı daha sonra kendisine ileteceğimi söyledim. Nuri Can’la ilk tanışmamız böyle olmuştu.

Çalışmalarını okudum. Farklı dünyaların insanı olmamıza rağmen, onun hikâyelerinde Anadolu insanını, vatan hasretini, yalnızlığı, aşkı, emeğe saygıyı, adaleti ve hüznü gördüm. Dışarıdan bakıldığında dağınık, hatta biraz sıra dışı görünen bu insanın aslında bir derdi, bir iddiası vardı. Hikayelerinde haksızlık karşısında susmayan bir tarafı vardı.

İdeolojisini bir tarafa bıraktım. İnsan tasavvurumuz ve insana bakışımız gereği, çalışmalarından birisini “Göçmen İşçiler Ağıdı” adıyla kitap olarak yayımladık. Bu kitap, Hollanda’ya Türk işçi göçünün 40. yılı münasebetiyle yayımlanan eserler arasında yerini aldı. Böylece yollarımızın kesiştiği o ilk gün, sadece bir tanışıklık olarak kalmadı; kültür ve sanat alanında ortak bir çalışmaya da dönüştü.

Sair Nuri Can 4

Nuri Can, ne zaman Amsterdam’a Âşık Çağlari’yi ziyarete gelse, Türkevi’ne mutlaka uğrardı. Çayımızı içer, yeni çalışmalarından söz ederdi. Biz de kültür ve sanat programlarımızda Nuri Can’a yer verir, kendisini davet ederdik. Bu çalışmalardan birisi de Amsterdam Şiir Şöleni’ydi.
Nuri Can, o programda oldukça uzun ve bir o kadar da duygusal olan “Annem” şiirini okumuştu.

Nuri Can’ın unutamadığım asil davranışlarından birisini de burada ifade etmem gerekiyor.
Yaklaşık on yıl önce, şahsımla ve o dönemde toplumun önünde bulunan bazı isimlerle ilgili sosyal medyada asılsız haberler ve iftiralar dolaşıma sokuluyordu. Bugün, ne yazık ki, o dönem ortaya atılan bazı yalan ve asılsız iddiaların, kimi resmî yetkililer tarafından da kullanıldığını görüyoruz.

İşte böyle bir dönemde Nuri Can’dan bir telefon geldi. Haksızlık karşısında susmamak gerektiğini söylüyor, “Mutlaka bir şeyler yapalım” diyordu.
Benim için Nuri Can’ı hatırlatan önemli taraflarından birisi de budur.


Velhasıl değerli dostlarım, geçen hafta aramızdan ayrılan sanatçı Nuri Can ile ilişkimiz ve tanışıklığımız böyle bir hikâyeden ibaretti.
Yıllar önce, elinde siyah çantası, birbirinden farklı üç kitap çalışmasıyla Türkevi’ne gelen o sessiz, biraz da dağınık görünüşlü insanı bugün bir kez daha hatırlıyorum.


Nuri Can’a tekrar Allah’tan rahmet, başta kederli ailesi olmak üzere bütün sevenlerine sabır diliyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.

Veyis Güngör
16 Eylül 2026

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti