Türk girişimciler, Avrupa’nın gastronomi haritasını yalnızca restoran açarak değil, Anadolu’nun farklı lezzetlerini bir marka kültürüne dönüştürerek yeniden şekillendiriyor.

Son yıllarda Avrupa’da yaşayan Türk girişimcilerin oluşturduğu ekonomik değer, nüfuslarının çok ötesinde bir ağırlığa ulaşmaya başladı.

Almanya, Hollanda ve Belçika başta olmak üzere Avrupa’nın önemli ekonomilerinde Türk sermayeli işletmelerin sayısı her geçen gün artıyor. Ancak burada dikkat çekici olan yalnızca Türkiye’den Avrupa’ya taşınan sermaye değil.

Asıl üzerinde durulması gereken, Avrupa’da doğan, büyüyen ve kendi markasını oluşturan Türk girişimciliği.

Bu girişimciler, yaşadıkları ülkelerin ekonomik hayatına katılırken aynı zamanda Türkiye’den taşıdıkları kültürel birikimi de yeni coğrafyalara aktarıyor. Gastronomi ise bu kültürel aktarımın en güçlü araçlarından biri.

Çünkü yemek, yalnızca ticari bir ürün değil; bir ülkenin tarihini, yaşam biçimini, misafirperverliğini ve kültürünü anlatan evrensel bir dil.

Londra: Türk mutfağının yeni vitrini

Birleşik Krallık, Avrupa’nın gastronomi ekonomisinde başlı başına önemli bir merkez.

2000’li yıllardan itibaren hızla büyüyen restoran ve yeme-içme sektörü, dünyanın farklı mutfaklarını Londra’da buluşturdu. Brexit sonrasında da Londra’nın küresel bir kültür, finans ve turizm merkezi olma özelliğini koruması, bu çok kültürlü gastronomi ortamının canlılığını sürdürmesini sağladı.

Türk mutfağı da bu dönüşümden güçlü biçimde payını aldı.

Londra’nın en hareketli bölgelerinde artık yalnızca İngiliz mutfağı değil, dünyanın dört bir yanından gelen yemek kültürleriyle birlikte Anadolu’nun farklı yörelerini temsil eden restoranlar, fırınlar, pastaneler ve tatlıcılar bulunuyor.

Üstelik Türk mutfağının Londra’daki karşılığı artık yalnızca “döner kebap” değil.

Antepliler Ahmet Ustunsurmeli 103

Haringey’de bir gastronomi ekosistemi

Londra’nın Haringey bölgesi, Türk gastronomisinin İngiltere’deki gelişimini incelemek isteyenler için başlı başına bir araştırma konusu olabilir.

Et ürünlerinden kebap çeşitlerine, baklavadan diğer geleneksel tatlılara, fırın ürünlerinden restoran kültürüne kadar Anadolu’nun pek çok lezzetine aynı bölgede ulaşmak mümkün.

Burada oluşan ekonomik ve kültürel ekosistemin önemli aktörlerinden biri ise 1990’lı yıllardan itibaren faaliyet gösteren Antepliler.

Markanın hikâyesi, bir baklava dükkânının başarı öyküsünden çok daha kapsamlı.

Bir baklava dükkânından Avrupa markasına

Ahmet Murat Üstünsürmeli’nin girişimiyle büyüyen Antepliler, ilk dönemlerinde Gaziantep’in tatlı kültürünü İngiltere’ye tanıtan önemli adreslerden biri oldu.

Baklava, İngilizlerin ve Londra’da yaşayan farklı toplumların alışık olmadığı ancak zaman içerisinde benimsediği bir lezzete dönüştü.

Ardından bu tatlı mirasının yanına Gaziantep mutfağının yemekleri eklendi.

Restoranlar, kebap ve döner-İskender kültürü, ciğer ve farklı Anadolu yemekleriyle Antepliler, müşterisine yalnızca bir yemek değil, adeta çok kapsamlı bir gastronomi deneyimi sunmaya başladı.

Geçtiğimiz yıldan itibaren bu yapıya eklenen “Pastane” konsepti ise hikâyenin başka bir boyutunu oluşturdu.

Böylece Antepliler, Londra’da yalnızca Gaziantep mutfağını temsil eden bir restoran zinciri olmaktan çıkarak Türkiye’nin pastane ve tatlı kültürünü de kapsayan daha geniş bir marka kimliğine ulaştı.

Başarı yalnızca açılan mekânların sayısıyla ölçülmez

Antepliler Ahmet Ustunsurmeli Logo Orijinal Benzeri 11

Ahmet Murat Üstünsürmeli’nin hikâyesini farklılaştıran noktalardan biri de burada başlıyor.

Başarılı bir gastronomi girişimcisinin etkisi, yalnızca kendi işletmesinin cirosu, müşteri sayısı veya açtığı mekânlarla ölçülemez.

Bir restoranın mutfağında yetişen aşçılar, tezgâhında deneyim kazanan ustalar, sektörü öğrenen genç girişimciler ve daha sonra kendi işletmelerini kuran çalışanlar da o girişimcilik hikâyesinin bir parçasıdır.

Bu açıdan bakıldığında Üstünsürmeli’nin Londra’daki etkisinin, Antepliler’in tabelalarının çok daha ötesine geçtiği söylenebilir.

Onun yanında yetişen, sektörü öğrenen veya modelinden ilham alan insanların yeni işletmeler kurması, Türk gastronomisinin Londra’daki yayılmasını hızlandıran görünmez bir zincir oluşturuyor.

Bir başka ifadeyle Üstünsürmeli, yalnızca işletme kuran değil, gastronomi girişimcileri yetiştiren bir ekosistemin de parçası haline geliyor.

Image00015

Londra’da Türk mutfağının algısı değişiyor

Bugün Londra’da Türk mutfağına ilgi gösterenlerin önemli bir bölümü yalnızca Türklerden oluşmuyor.

Türkiye’den veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelip İngiltere’ye yerleşenlerin yanı sıra İngilizler, farklı Avrupa ülkelerinden ve dünyanın dört bir yanından Londra’ya gelen turistler de Türk lezzetlerinin müşterisi haline geliyor.

Özellikle baklava gibi tatlıların, kebap çeşitlerinin ve Anadolu mutfağının farklı yemeklerinin ilk kez denenmesinin ardından müşterilerin aynı mekânlara tekrar gelmesi, gastronomide en değerli başarı göstergelerinden birini oluşturuyor:

Alışkanlık.

Bir mutfağın uluslararasılaşması, insanların onu bir kez merak edip denemesiyle değil, kendi yaşamlarının bir parçası haline getirmesiyle mümkün.

Türk gastronomisinin Londra’daki asıl başarısı da burada yatıyor.

Türkiye’de bile bir arada bulunmayan zenginlik

İşin ilginç taraflarından biri ise Londra’daki Türk gastronomisinin, Türkiye’de bile farklı şehirlerde dağınık halde bulunan lezzetleri aynı coğrafyada buluşturabilmesi.

Gaziantep baklavası, kebap, döner, İskender, ciğer, fırın ürünleri, pastane kültürü ve farklı Anadolu tatları...

Bir Londralı ya da turist, Türkiye’ye gitmeden Anadolu’nun farklı gastronomik duraklarından izler taşıyan geniş bir lezzet dünyasına ulaşabiliyor.

Bu durum Türk girişimciliğinin yalnızca ticari değil, kültürel bir başarı hikâyesine dönüştüğünü gösteriyor.

“Gastronomi elçileri” neden ödüllendirilmesin?

Tam da bu noktada Türkiye açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir konu var.

Dünyanın farklı ülkelerinde kendi imkânlarıyla işletmeler kuran, Türkçe isimleri ve markaları yaşatan, Türkiye’nin yemek ve tatlı kültürünü tanıtan çok sayıda girişimci bulunuyor.

Bunların önemli bir bölümü herhangi bir kamu desteği veya kurumsal organizasyon olmadan, kendi sermayesi, emeği ve cesaretiyle yola çıkıyor.

Yıllar içerisinde yalnızca para kazandıran işletmeler değil, Türkiye’nin uluslararası itibarına katkı sağlayan markalar oluşturuyorlar.

Bu insanlar aslında bir anlamda gönüllü gastronomi elçileri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu alanda uluslararası başarı gösteren girişimcileri sistematik biçimde tespit etmesi ve onları çeşitli ödül ve programlarla onurlandırması, hem bir vefa göstergesi hem de yeni girişimciler için güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir.

Ahmet Murat Üstünsürmeli ve Antepliler bu açıdan dikkat çekici bir örnek.

Bir işletmeden daha fazlası: kültürel marka

Antepliler’in Londra’daki hikâyesi, Türk mutfağının Avrupa’da geldiği noktayı görmek açısından önemli.

Çünkü burada başarı yalnızca baklavanın satılması, kebabın sevilmesi veya yeni bir pastanenin açılması değil.

Asıl başarı, Anadolu’ya ait bir gastronomi kültürünün başka bir ülkenin gündelik hayatına yerleşmesi.

Dönerin ötesine geçen, baklavayı uluslararası bir tatlıya dönüştüren, Gaziantep mutfağını tanıtan ve Türkiye’nin pastane kültürünü Londra’ya taşıyan bu girişimler, Türk mutfağının Avrupa’daki algısını da değiştiriyor.

Belki de artık “Türk gastronomisinin Avrupa’daki başarısı” yalnızca kaç restoranımız olduğuyla ölçülmemeli.

Kaç kişinin Türk mutfağını kendi mutfağı kadar doğal ve vazgeçilmez gördüğüyle ölçülmeli.

Londra’nın Haringey bölgesinde yıllardır büyüyen Antepliler hikâyesi de tam olarak bunu anlatıyor:

Bir baklava dükkânıyla başlayan yolculuk, bugün Türk gastronomisinin Avrupa’daki marka hikâyelerinden birine dönüşmüş durumda.

Ve bu hikâyenin arkasındaki girişimciler, yalnızca restoran işletmecisi değil; Türkiye’nin mutfak kültürünü dünyaya taşıyan yeni nesil gastronomi elçileri olarak görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Independent Mortgage 3