Türkiye’mizin en güçlü ve stratejik diaspora kurumlarından biri, hiç şüphesiz Yunus Emre Enstitüsü’dür. Cennet ülkemizin kültürel diplomasi alanındaki güzide kuruluşunda, “Başkanlık” değişimi gerçekleşti.

Prof. Dr. Abdurrahman Aliy’nin yürüttüğü “Başkanlık” görevine, Prof. Dr. Selim Argun atandı. Atanmanın ardından yeni başkana yapılan hayırlı olsun ziyaretleriyle birlikte, Yunus Emre Enstitüsü sıklıkla medyada görünür olmaya başladı.

Yeni başkanı şahsen tanımıyorum. Ancak ziyaret edenler arasında çok sayıda dostumun bulunması, yeni başkan hakkında bir fikir sahibi olmamı beraberinde getiriyor. Naçizane ben de, aynı zamanda bir akademisyen olan Prof. Dr. Selim Argun’a yeni görevinde üstün başarılar diliyorum.

Yunus Emre Enstitüsü’nü kurulduğu günden, yani 2009 yılından bu yana takip etmekteyim. Bakanlar Kurulu’ndan geçen kararın ardından yazdığım, heyecan ve sevinç dolu ilk yazıyı dün gibi hatırlıyorum. Artık bizim de dünyaya açılan bir kültürel kuruluşumuz vardı. Yabancılara Türkçe öğretecekti.

Veyis Gungor Yunus Emre Enstitusu

İlk yazımda hatırladığım bir detay daha vardı. O da, Enstitü yönetimine pek çok kurumun müdahil olmasıydı. Sanki bir zihniyet, Enstitü’nün bu yapısıyla ‘randımanlı çalışmamasını’ istiyordu. Çoklu müdahalelerle nasıl karar alınacak ve bu kararlar nasıl uygulanacaktı?

Belli ki kervan yolda düzülecekti.
Yıllar içinde, başta Avrupa olmak üzere Türkiye dışında onlarca Yunus Emre Enstitüsü açıldı.
Enstitü’nün öncelikli hedef kitlesi, şüphesiz açıldığı ülkenin yerlileriydi.
Örneğin Almanya ve İspanya’nın benzer enstitüleri gibi, Yunus Emre Enstitüsü de, öncelikle Türkçe öğretecekti. Ancak bazı Avrupa ülkelerinde bu ‘hedef kitleye’ ulaşmak kolay olmadı. Bunun farklı sebepleri vardı elbette.
Bir müddet sonra hedef kitlesine, o ülkelerde yaşayan Türk çocukları da eklendi.


Türkçe dil eğitiminin yanı sıra, örneğin Brüksel Yunus Emre bir dönem neredeyse her hafta kültürel etkinlikler yapmaya başladı. Daha sonra Amsterdam Yunus Emre’nin organize ettiği konserler, kurslar ve kültürel etkinliklerle Brüksel’i solladığına şahit olduk.
Ancak Enstitü’nün bu tür etkinlikleri, diasporadaki Türk dernek ve vakıflarının yaptığı çalışmalarla yarışır hâle geldi.


Bunun yanı sıra, örneğin İngiltere Yunus Emre, farklı bir çalışma yöntemi izliyordu. İngiliz üniversiteleriyle ortak çalışmalar yaparak Enstitü’nün asıl hedef kitlesine ulaşmaya çalışıyordu.

Yunus Emre Enstitüsü demişken, açılışından beri yakından takip ettiğimiz Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü hakkında dört-beş ay önce bir yazı kaleme almıştım.
“Yunus Emre’de neler oluyor?” başlığını taşıyan yazımı, devlet terbiyem el vermediği için yayınlamadım.


İki cümle ile değinmem gerekirse; o dönemde Amsterdam YEE’de bir ay içinde üç müdür/koordinatör değişti. Ankara ile diplomatik temsilcilikler arasındaki yetki alanlarına ilişkin tartışmalar, aslında daha genel bir kurumsal yönetişim meselesine işaret ediyordu.

Şimdi Prof. Dr. Selim Argun hocanın, Yunus Emre Enstitüsü başkanlığına atanmasına geri dönelim.

Enstitü; Türkçenin öğretilmesi, Türkiye’mizin kültür ve sanat birikiminin tanıtılması gibi önemli bir misyona sahip. Yeni başkanın, bu misyon doğrultusunda çalışmalarına hız vereceğine inanıyoruz.

Naçizane şahsım, öğrencilik yıllarımdan, yani 1990’lı yıllardan itibaren, Hollanda’da onlarca Yunus Emre etkinliği gerçekleştirdim. Türkevi Derneği olarak Yunus Emre üzerine yaptığımız etkinlikler, bugün bir yüksek lisans ya da doktora çalışması olacak niteliktedir.

En önemlisi de, inandığımız ve hayal ettiğimiz dünya görüşünün en önemli referansları arasında Yunus Emre felsefesi yatmaktadır.

Gerisi teferruattır.

Bu böyle biline…

Veyis Güngör
1 Eylül 2026

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti