Son üç dört yıldır vatandaşlarımızın çoğu yurtdışında tatil yapmaya başladı… Ben de bu akıma uyanlardanım…

Bakıyorum yurtdışını gezmenin maliyeti daha az… Geçmiş yıllarda ancak hayal edebildiğimiz bu geziler yurtiçinde tatil yapmaktan daha uygun hale gelince şimdi pek çok insanın tercihi oldu…

Bu seyahatlerde dikkatimi çeken bir konuyu açacağım…

Türkiye’de üretilen malların gezdiğimiz yabancı ülkelerde çok daha ucuza satıldığına tanık olduk…

Gıda, temizlik ve teknoloji kategorisinde birçok yerli ürünün fiyatı oralarda Türkiye’den daha ucuz…

Sebebini biraz araştırdığımda karşıma Mehmet Şimşek bakanımızın uyguladığı ekonomik program çıktı…

Hem seyahatin hem de Türk ürünlerinin yurtdışında daha uygun olmasının altında yatan gerçek sebep Türk Lirasının içeride aşırı değerlenmesi…

Tabi bu yüksek faiz uygulamalarıyla oluyor… Para dolara ve avroya gitmesin diye mevduat faizlerini yüksek tutuyoruz… Böylece dövizi baskılıyoruz…

Faizle artırdığımız paramızla daha fazla döviz alma durumu ortaya çıkınca da yurtdışından bir şey almak kolaylaşıyor…

Vatandaş için iyi gibi görünen ama ülke ekonomisi için yeni bir krizin anahtarı sayılan bu uygulama umarım programın sonunda başımıza yeni bir bela açmaz…

Ama ekonomistler şunu söylüyor…

TL’nin aşırı değerlenmesi ihracat gelirlerini azaltır, ithalatı artırır… Bu da cari açık dediğimiz ticari dengeyi bozar… Yani gelir gider dengesini… İthalat demek gider demek olduğundan aradaki farkı kapatmak için “borçlanma” dışında başvurulacak bir yol yoktur…

Şu anda ülkenin özel sektör borçları tavan yapmış durumda…

TL’nin aşırı değerlenmesi ayrıca yerli sanayiyi zayıflatabilir… Aynı ürünü daha düşük maliyetlerle üreten yabancılar pazarı ele geçirebilir… Türkiye tatili yabancı turist için pahalı geleceğinden turizm gelirleri düşebilir…

Ayrıca yüksek faiz beraberinde “yüksek enflasyonu” doğuruyor… O kadar çabalamaya rağmen üç yılın sonunda enflasyon hala yüzde 30’ların altına inemedi…

Bir tabloyu daha iyi değerlendirebilmek için tümüne bakmak lazım… Bu noktaya nasıl geldiğimizin bilinmesi önemli…

Pandemi döneminden sonra Türkiye ekonomisinde çok ilginç gelişmeler yaşandı…

Keşke bu gelişmelere “olumlu yöndeki gelişmeler” diyebilseydim…

2019 ile 2022 arası malum… Salgın hastalık sebebiyle tüm dünya karantinaya girdi… Üretim başta olmak üzere ekonomik faaliyetlerin çoğu her yerde askıya alındı…

Türkiye gibi ekonomik kaynaklarının çoğunu borçla temin eden ülkelerde salgın bittikten sonra “kaldığımız yerden devam edelim” durumu olmadı…

Öz kaynağı zayıf olan şirketlerin çoğu bu krize dayanamadı…

Hastalık kontrol altına alınınca kepenklerini yeniden açmayı başaran işletmeleri ise bir yıl sonra başka bir kriz bekliyordu…

6 Şubat depremleri…

Ülkenin neredeyse üçte birinin enkaza döndüğü depremlerde sadece yüksek can kayıplarımızla meşgul olabildik…

Olayın sıcağında trilyonluk ekonomik kayıpları konuşmamız, o kayıpların hesabını yapmamız uygun olmazdı zaten…

Hepimiz kendimizi, aç ve açıkta kalan insanları bir an önce normal şartlarda nefes aldırmaya odakladık…

Şartların doğurduğu ekonomik krizin sadece deprem bölgelerinde yaşayanları değil, aynı derecede diğer insanları da etkilendiğini çok sonra fark ettik!...

Pandemi ve deprem… İçine düştüğümüz ekonomik darlığın bu iki kaynağı tabi ki Allah’ın takdiriydi… Elbette buna bir şey diyemeyiz…

Ancak, krizin üçüncü bir kaynağı var ki, hükumet kendini bu hatadan sorumsuz sayamaz!...

2023 seçimlerini her şarta rağmen kazanmak için olmadık işler yapıldı…

EYT bunların başında geliyor… Seçim kampanyalarına yapılan gereksiz harcamaları söylemiyorum bile…

EYT yasasıyla üç milyona yakın genç insan ekstradan emekli edildi… Emeklinin gelir pastası 9 milyona bölünürken şimdi 13 milyona bölünüyor… Böylece maaşlar kuşa döndü… Değil asgari ücret, açlık sınırının dahi altına indi…

Hükümet tüm gerçeği maalesef seçim bittikten sonra görebildi!...

Pandemi, deprem ve popülist seçim harcamalarının ülkeyi ne hale getirdiğini o zaman anladı…

Mehmet Şimşek yeniden göreve getirilerek, onun kurguladığı ekonomik program yürürlüğe kondu…

Aradan üç yıl geçmesine rağmen programın öngördüğü hedeflerin çok çok gerisindeyiz…

Sorduğunuz da bahaneler bitmiyor… Yok Rusya-Ukrayna Savaşı, yok Suriye, yok İran- İsrail Savaşı vs…

Savaşın içindeki ülkelerin ekonomileri bizim ki kadar kötü değil ki!...

Bırakın bu bahaneleri…

Bir kere Mehmet Şimşek ve programı esnek bir program değil…

Kötü giden bir gelişme olduğunda faiz oranlarıyla oynamak dışında bir şey yapılamıyor!...

Kamu harcamalarını kısarak, vergileri artırarak ve uzun vadeli borçlanma yapılarak yol almaya çalışılıyor…

Üstüne bastığınız balon bir gün mutlaka patlar… Ama er ama geç…

Dövizi yüksek faizle bastırıp, üreticinin dolar maliyetini düşürmeye çalışmak uzun vadeli bir program olamaz…

Hükümet daha sağlıklı bir çözüm üretmeli…

O yüksek faiz; parası olan az sayıdaki zengin kesimin parasını ikiye üçe katlıyor… Bunun paralelinde yol açtığı yüksek enflasyon ise başta emekli ve ücretliler olmak üzere dar gelirlilerinin daha da yoksullaşmasına sebep oluyor…

Şimdi bir “devalüasyondan” söz ediliyor… Yani TL’nin döviz karşısındaki değerinin düşürülmesi politikasından…

Eğer böyle bir şey olursa, zaten ezilmiş olan bu halk yüksek kurun yol açacağı yeni bir fakirlik dalgasıyla karşı karşıya kalacak…

Bu ülke kimsenin deneme tahtası değildir… Kırk yıldır aynı şeyleri tekrar tekrar yaparak farklı sonuçlar bekliyoruz!...

Lütfen biraz daha akılcı, istikrarlı ve yükü herkese eşit dağıtan bir program uygulayınız!...

İnsanları hükümetin ağzına baktıran değil, çalışıp üretip kendi geçimine baktıran bir sistemi destekleyiniz…