An itibariyle milletçe sırat köprüsü misali çok ince bir köprünün üzerinden geçiyoruz…

Başaramazsın, düşersin diyen var…

O köprü bir tuzak diyen var…

Karşıya geçsen de zaten orada bir şey bulamayacaksın diyen var…

Asıl tehlike köprünün karşısında bekliyor diyen var…

Var oğlu var…

Hepinizin bildiği gibi, bu memlekette fikir çoktur ama çözüm azdır…
Ahkâm kesen boldur ama sorumluluk alan genelde yoktur…

Fakat bizim mutlaka bir şey yapmamız lazım…

Bulunduğumuz yerde kapana kısıldık, çakıldık kaldık…

Sahip olduğumuz birçok nimetin çok uzağındayız…

Malımız var ama yiyemiyoruz, atımız var ama binemiyoruz…

O köprüyü geçmeyelim de ne yapalım peki?

Aynı şeyleri deneyerek çözüm için bir 40 yıl daha mı bekleyelim?...

Aynı tartışmaları, aynı korkuları, aynı bahaneleri bir kırk yıl daha mı döndürelim?
Aynı filmi tekrar tekrar izleyip farklı son mu bekleyelim?

Biz bu tembelliği fazlasıyla normalleştirdik.

İnsan kendini aşınca gelişebilir… Yıllarca aynı eşiğe takılıp kalınca ne elde edeceğiz?

Eskilerin deyimiyle, boynuz kulağı geçti artık…

Daha bir asır önce himayemizde yaşayan topluluklar bugün bize parmak sallıyorsa…

Ekonomide, bilimde, teknolojide önümüze geçmişse…

Bunun adı kader değil, ihmaldir!...

Daha geçen hafta kendi gözlerimle gördüm… Avrupa’da düzen tıkır tıkır işliyor…

İnsan kıymetli, sistem adil… Kurallar kişiye göre eğilip bükülmüyor…

Bizde ise mesele hep aynı: Güvensizlik!...

Herkes birbirine şüpheyle bakıyor…

Herkes bir diğerinin ayağını kaydırmaya çalışıyor…

Böyle bir iklimde büyük yürüyüşler başlatılabilir mi?…

Şu saatten sonra Türkiye’nin ziyan edecek bir dakikası dahi yok!

Eğer “terörsüz bir Türkiye” diyorsak…

Ve eğer bunu bir hayat-memat meselesi olarak görüyorsak…

En azından bu konuda asgari müşterekte buluşmak, birbirimize destek olmak zorundayız.

Başka şansımız var mı?

Uluslar ve rakibimiz olan diğer devletler yeni dünya düzeninde yerini alırken, bizim hala yerinde saymamız doğru değil… Adil de değil…

Yıllarımızı heba ettik… Umutlarımızı yitirdik… Kaynaklarımızı, enerjimizi ve geleceğimizi tükettik… Hak mıdır bize?

Bazı çözümler veya başka bir ifadeyle bazı tedaviler başlangıçta can acıtabilir… Nekâhat dönemi de oldukça ağrılı ve zor geçebilir… Fakat biz, işin sonunun iyi olacağını düşünerek tüm bunlara katlanmıyor muyuz?...

Sizi bilmem; meseleyi ben böyle okuyorum…

Ülkemizin terörle mücadele uğruna kaybettiği canların, sel gibi akıttığı paraların bir kıymeti yok mu?

Aynı değerleri tekrar tekrar kaybetmeye devam mı edelim?

Bir yazarın şu sözü hep aklımdadır:

“Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır…”

Şunu bilin ki hayat bekleyeni değil, yürüyeni ödüllendiriyor…

Köprüden geçmeyenler hep aynı kıyıda yaşlanıyor…

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti