Farkında mısınız bilmiyorum; “yönetim dilimiz” ya da biraz daha özelleştirerek söylemek gerekirse, siyaset dilimiz” gittikçe keskinleşiyor…

Bugün sosyal medyada, sokakta, ekranlarda dolaştırdığımız dil; maalesef ikna etmek yerine infaz ediyor!...

İnsanlar bu yeni dille, birbirini anlamaya değil birbirini alt etmeye çalışıyor…

Tehlikeli bir kırılmanın eşiğindeyiz…

Eğer bir toplumda söz, değer üretmek yerine “değer yıkmaya” başlarsa; orada sadece tartışma değil, çözülme de başlar.

Konfüçyüs, asırlar öncesinden, “Eğer bir ülkeyi yönetmem istenseydi, önce dilini düzeltirdim” diyerek önemli bir tespitte bulunuyor…

Atalarımız, “Kötü söz insanı dininden çıkarır” diye uyarıyor…

Birbirimizi anlamak yerine, birbirimizi yargılamaya öyle odaklanmışız ki!...

Acımasızca… Tereddütsüz… Düşünmeden…

Bir insanın bir cümlesine bakıp bütün hayatını siliyoruz. Bir hatasını yakalayıp karakterini idam ediyoruz!...

Mahkeme yok, savunma yok, vicdan yok… Sadece hüküm var. Hem de anında!...

Toplum olmaktan çıkıp, yavaş yavaş bir kalabalığa dönüşüyoruz…

Kalabalıkların en büyük özelliği şudur: Düşünmeden tepki verir… Ver o tepkiyi her zaman haklı bulur!...

Adalet” kelimesi bugün herkesin dilinde… Ama herkesin bu kelimeden kastettiği şey başka!...

Kendine gelince merhamet, başkasına gelince infaz isteyen bir düzen kurduk… Kendi hatamıza “insanlık hali”, başkasının hatasına “karakter meselesi” diyoruz…

Çürümenin başladığı yer işte burası!...

Nietzsche, “Canavarlarla savaşan, kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmeli” diyor…

Ama dikkat etmiyoruz; farkında olmadan, karşı çıktığımız şeyin ta kendisine dönüşüyoruz!...

Herkes hâkim, herkes savcı, herkes cellat… Bir cümlelik linçler, bir ömürlük cezalar…

Şimdi onlara sorun bakalım; siz hiç mi hata yapmadınız, hiç mi eksik düşünmediniz, hiç mi öfkeye kapılmadınız?...

Kendine karşı kör, başkasına karşı keskin olmak insanoğlunun en büyük zaafıdır…

Orhan babanın, “Hatasız kul olmaz…” şeklindeki feryadı aslında bir merhamet çağrısıdır… Biz o çağrıyı nicedir susturduk… Çünkü “merhamet” güçsüzlük gibi görülüyor şimdi!...

Hâlbuki merhamet, gücün terbiyesidir…

Bana sorarsanız, toplumumuzun en büyük sorunu ne ekonomidir, ne de siyaset…

Sorunumuz sadece vicdan eksikliği!...

İnsanlar artık doğruyu aramıyor; kendi doğrusunu dayatıyor…

Anlamaya çalışmıyor, yargılıyor…Paylaşmıyor, etiketliyor…Dinlemiyor, susturuyor…

Sonra da, “neden bu haldeyiz?” sorusuna cevap istiyor!...

Birbirimizi taşımaktan vazgeçtik; birbirimizi yalnızca tüketiyoruz…

Herkes mevzi almış… Eller tetikte… Herkes birbirinin açığını kolluyor… Herkes bir diğerini düşürme peşinde!...

Orada güven olur mu, orada huzur olur mu, orada gelecek olur mu?...

Birlikte yaşayacaksak, kusurlarımızla, farklılıklarımızla birlikte yaşayacağız…

Voltaire’in meşhur sözünü bir daha hatırlatayım:

Düşüncelerine katılmıyorum. Ama onları ifade etme hakkını sonuna kadar savunuyorum…”

Biz ise bırakın savunmayı, tahammül etmeyi dahi unuttuk… Ortak akıl üretme kabiliyetimizi tamamen kaybettik… Herkes kendi doğrusunu mutlak doğru ilan etmiş durumda…

Oysa toplum dediğimiz şey, farklılıkların bir arada yaşayabilmesinden ibarettir… Medeniyeti üreten mekanizma, tek seslilik değil, çok sesliliktir... Bütün orkestrayı dağıtıp sadece kendi sazımızı çaldığımız bir kakofoniye dönüştük!...

Değişen fikirler, geçici öfkeler, günü kurtaran söylemler sadakatin merkezi haline geldi!...

Düşünmeden konuşmak, dinlemeden yargılamak, anlamadan taraf olmak günün modası oldu!...

Toplum olarak garip bir hâlin içindeyiz. Herkes bağırıyor ama kimse duymuyor. Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor. Anlayacağınız, büyük bir kalabalığın ortasında, herkes kendi yalnızlığını haykırıyor…

Hakikat güneş ışığı gibidir, rahatınız bozulmasın diye onu sürekli gizleyemezsin…

Aynaya bakmaktan kaçınarak yüzündeki kirden kurtulamazsın…

Üstünü örttüğümüz her şey, bir gün daha büyük bir gürültüyle karşımıza çıkacak…

Eski güzel günlerdeki gibi, aynı gerçeğe bakabilen, aynı acıyı hissedebilen ve aynı sorumluluğu paylaşabilen bir toplum olmak zorundayız…

Sosyal medya algılarıyla düşünmeyi, önümüze atılan paket fikirlerle yaşamayı ve sloganlarla hüküm vermeyi artık bırakalım…

Son zamanlarda kendimizi iyice hafiflettik… Yüzeylerde savrulup duruyoruz… Ağırlığımızı koyalım ve tekrar eski derinliğimize inelim…

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti