Dış siyasetini ‘kazan-kazan’ ilkesi üzerine kuran Türkiye, sadece komşularına değil, elinin ulaştığı her yere huzur ve nizam götürüyor. Zaten Türk Devlet Felsefesi, bu yapıcı ‘genleşmeyi’, Nizam-ı Âlem Ülküsü olarak adlandırıyor.

Bu cümleleri, bir hamaset düşüncesiyle kurmuyorum. Tarihî arkaplanı derin olan bir devlet anlayışının, yaşadığımız dönemdeki yansımalarına dikkat çekmek istiyorum.

Bir 10 yıl kadar önce, Türk Dış Siyaseti, ‘komşularla sıfır sorun’ ilkesini beyan ettiğinde, etrafımızda ‘dost’ sayabileceğimiz pek az devlet vardı. Bugün tablo çok değişti.

Sınır komşularımızı dikkate alarak, bir özet yapalım:

Coğrafyadaki 1 numaralı rakibimiz, Rusya… Geride kalan süreçte, bu güçlü komşumuzla büyük gerilimler yaşadık. Batılı emperyalistlerin taşeronluğunu yapan FETÖ unsurlarının kasıtlı davranışları, bizi Rusya ile savaşın eşiğine götürdü. Uçak düşürme ve büyükelçi suikastını hatırlayalım.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Lideri Vladimir Putin’in dirayetli ve öngörülü liderliği sayesinde, büyük badireleri atlattık.

UKRAYNA TUZAĞA DÜŞTÜ

Maalesef Ukrayna, Batının kurduğu tuzaktan kurtulamadı. Putin de krizi doğru yönetemedi.

Türkiye, komşularıyla sadece kendi ilişkilerini değil; diğer ülkelerin ilişkilerini de barış ve istikrar içinde tutmaya çalışıyor. Bir anlamda, müdahil olabildiği her coğrafyayı huzura kavuşturmaya gayret ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’nı bitirmek için Türk Diplomasisinin sergilediği çabayı hatırlatalım.

İran… Aynı coğrafyada etkinlik alanlarına sahip olmamızdan dolayı, 2 numaralı rakibimiz

Türkiye, aradaki tarihî rekabete ve İran’ın zaman zaman dostlukla bağdaşmayan tavırlarına rağmen, bu ülkenin barış, huzur ve istikrara kavuşması için her türlü kolaylaştırıcı girişimde bulunuyor.

Eğer İran, öküzün altında buzağı aramak yerine, ABD ile barış müzakerelerinin İstanbul’da yürütülmesi teklifini kabul etseydi, belki bu savaş çıkmayacaktı. Ve İran bunca bedel ödemeyecekti.

Türkiye’nin diplomatik gücü ve Başkan Erdoğan’ın güçlü liderliği, kuvvetle muhtemeldir ki, ABD Başkanı Trump’ı barışçı çözüme ikna edebilirdi.

İran, Umman gibi, diplomatik gücü ve liderliği zayıf bir ülkeyi seçmekle, savaşın yıkıcılığından kurtulma fırsatını kaçırdı.

Bununla birlikte Türkiye, hem bölge ülkeleri, hem de ABD yönetimi üzerindeki ikna gücünü esirgemedi. Tarafların vardığı uzlaşıda, Türk Diplomasisinin ciddi bir etkisi olduğunu, zaman gösterecek.

IRAK VE SURİYE TEK PARÇA İSE…

Devletimiz, Irak’ın barış ve huzuru için de elinden geleni yaptı. Bu ülkenin, PKK’yı topraklarında yıllarca barındırmasına ve teröristlere alan açmasına rağmen, Türkiye, Irak’a karşı hep iyi niyetli ve yapıcı davrandı.

Eğer bugün Irak halen tek parça ise, bunu büyük ölçüde Türkiye’nin akılcı dış siyasetine borçlu. Batının kayığına binerek bağımsızlık hülyaları peşinde koşan aşiret ağalarına haddini bildirenin Türkiye olduğunu hatırlatalım…

Suriye… Baba-oğul Esat’lar, Batılı emperyalistlerin Türkiye’den kopardığı topraklar üzerinde kurulan Suriye’yi, bize karşı adeta düşman devlet gibi konumlandırdı. PKK terör örgütü, neredeyse 40 yıl boyunca Suriye topraklarını kullanarak, ülkemize zarar verdi.

Buna rağmen Türkiye, bir asır öncesine kadar bizim bir parçamız olan Suriye’ye karşı husumet beslemedi. Yaşanan iç savaştan kaçan milyonlarca mülteciyi, neredeyse 15 yıl boyunca misafir etti.

Neticede Suriye de iç barışını sağlama yoluna girdi. Bu süreçte Türkiye, Suriye’nin Batılı emperyalistler tarafından bölünmesine de izin vermedi. Bugün halen tek parça bir Suriye varsa, bu da Türkiye sayesindedir.

HEM DOĞUYA HEM BATIYA HUZUR

Bulgaristan… 40 yıl kadar önce, ülkedeki Türklerin kimliğini değiştirmeye çalışan bir ülkeydi. Yüzbinlerce evlad-ı fatihânı topraklarından kovan Bulgaristan, Türkiye’nin ılımlı ve yapıcı siyaseti sayesinde bugün bir dost ülke haline geldi. Ve Türk Devleti, Bulgaristan’daki Türkleri bir bozgunculuğa yönlendirmeden, bu ülkenin iç barışına ve kalkınmasına katkı sağlamayı sürdürüyor.

Gürcistan’la ciddi bir sorunumuz zaten yoktu. Ahıska Türklerinin vatanlarına dönme mücadelesi dışında, ‘sorun’ kabul edebileceğimiz bir mesele olmadı. Yine Batılı emperyalistlerin Rusya’ya karşı kullanıp, sonra da önüne yem olarak attığı Gürcistan, zor zamanlarında Türkiye’yi hep yanında buldu.

Devletimiz, Gürcistan’ın huzur ve kalkınması için her türlü kolaylaştırıcı siyaseti devreye soktu.

Ermenistan… Türkiye ile hesabı olan büyük devletlerin her birinin tepe tepe kullandığı bu zavallı ülke, sonunda komşuluğumuzun kıymetini anlamaya başladı.

Maalesef Batılı emperyalistler, uydurdukları ‘soykırım’ yalanı üzerinden, Ermenistan’ı Türkiye’ye karşı bir ‘oyalayıcı unsur’ gibi kullandı. Çapını ve boyunu aşan hayallerin peşine düşmesini teşvik etti.

Maalesef Ermenistan, yakın zamana kadar bu Batılı kayığına binmekten kaçınmadı. Nihayetinde başını Karabağ’da sert kayaya çarptı.

Ermenistan, basiretsizce başlattığı Karabağ Savaşı’nın ardından, haksız yere işgal ettiği Türk topraklarını terk ettikten sonra akılcı siyaset çizgisine geldi.

Eğer devletimizin himmetine muhtaç olan bu küçük komşumuz, başta Fransa olmak üzere, Batılı sömürgenlerin dolduruşuna gelmez ve bariz hatalar yapmazsa, Türkiye’nin dostluğundan çok büyük faydalar sağlayacak.

Hatırlatalım: Turan Koridoru, aslında Ermenistan’ın da içine düştüğü bataklıktan kurtuluş bileti anlamı taşımaktadır.

BİR TEK YUNANİSTAN ANLAYAMADI

Gelelim Yunanistan’a… Galiba aklını başına bir türlü devşiremeyen yegâne sınır komşumuz bu ülke olsa gerek.

2 asır önce devletimizin çatısı altında huzur ve refah içinde yaşayan Yunanistan, coğrafyamızdaki ‘buçuk rakibimiz’ olan Avrupalılar tarafından sürekli kullanılıyor. 100 yıl önce; çapını, boyunu, haddini ve nüfus büyüklüğünü fersah fersah aşan bir ‘Küçük Asya’ hayaline kapılan bu bahtsız komşumuz, Anadolu’yu işgale kalkıştı.

Elbette Türkiye’nin ölüsü bile yetti, Yunanistan’ı olması gereken yere itelemeye.

Rahat durmayan bu hadsiz komşumuza karşı, 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapmak zorunda kaldık.

Yine de ‘komşu’ uslanmadı. Etine buduna bakmadan, Türkiye ile sidik yarıştırmaya çalışıyor. Fransa, Almanya ve diğer Avrupa kaşalotlarının ittirmesiyle, bize karşı sürekli husumet ve gerginlik üretiyor, Yunanistan.

Son zamanlarda, topraklarını neredeyse sınırsız şekilde ABD ve Avrupalıların hizmetine sunan Yunanistan, etrafta yaşananlardan ders almıyor.

Güya İran’a karşı güvenliklerini sağlaması amacıyla ABD ve Avrupalılara büyük haraçlar ödeyen Basra Körfezi ülkelerinin düştüğü durum, Atina yönetimi için hiç ibret olmuyor.

Burnumuzun dibindeki adaları da dâhil, ülkesini ABD’nin bedava üssü haline getiren akılsız komşumuz, Kıbrıs’ı da Batılıların bize karşı kullanabileceği bir büyük uçak gemisine dönüştürdü.

Oysa Türkiye’nin, Yunanistan’a karşı bir husumeti yok. Onların Batı Trakya Türklerine karşı yürüttüğü asimilasyon siyasetine karşılık Türkiye, Lozan’dan kaynaklanan yetkilerini dahi Rumlar aleyhine kullanmıyor. Onlara karşı da kolaylaştırıcı siyaset yürütüyor.

Temennimiz odur ki; vefasız komşumuz Yunanistan da Türkiye’nin dostluğunun kıymetini iş işten geçmeden anlar.

Bir de Suriye üzerinden ‘komşu’ haline geldiğimiz İsrail var. Ki, en küçük bir iyi niyet ve yapıcı tavrı hak etmiyor. Dolayısıyla bu terör şebekesi, Türk Devleti’nden gelecek en küçük bir iyi niyete müstahak değil. Siyonist çeteye, sadece hak ettiği verilmelidir, verilecektir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti