Muhalif mahallenin özene bezene şişirdiği AHBAP balonu patladı; yancıları boşluğa düştü.
Evrakta sahtecilik ve karşılıksız çekten aylarca hapis yatmış… Kumar bağımlılığı bilinen… Akçeli işler konusunda sicili hiç hoş olmayan birinden, yarı melek yarı insan bir kahraman üretmeye çalıştılar.
Asrın depreminin şok dalgaları üzerinde sörf yaptırıp, topluma bir rol model olarak sundukları Haluk Levent, AHBAP’a yapılan deprem bağışlarını iç etme suçlamasıyla tutuklanınca, bedava payandalığını yapan tayfa, aniden günah çıkarmaya soyundu.
Kimisi, “Tüh be, fena keklenmişiz…” pişmanlıklarında.
Bazıları, devlet kurumları yerine AHBAP’a güvendikleri için nedamet getiriyor.
Hatta Pelin Batu gibi, meslekî müktesebatını tam anlayamadığımız ‘ünlü’ biri, devletten ve milletten özür dilemiş. Eh, bu da bir aşamadır.
Uyanık geçinen bir tip de deprem ve Haluk Levent üzerinden yaptığı densizlikleri, “Şakaydı şekerim… Hiç de şakadan anlamıyorsunuz…” tilkiliğiyle geçiştirmeye çalışmış.
KİTLE HER ŞEYE MÜSAİT OLUNCA
AHBAP’ta duvara toslayan idraksizler içinde, bundan çok daha ileri düzeyde tilkiliğe yeltenenler de yok değil.
O tayfadan biri, Haluk Levent’in iç ettiği deprem bağışları meselesini de iktidara paslayacak kadar şuurunu kaybetmiş.
Güya AHBAP, topladığı paralarla depremzedeler için konut yaptırıyormuş; ama müteahhitler paraları alıp kaçmış. Hükümetin tehditlerinden korktukları için hiçbir müteahhit AHBAP inşaatlarını yapmıyormuş.
Yemediyseniz gargara yapın.
Muhatap olduğumuz sorun, AHBAP soygunundan ibaret değil.
Esas mesele, muhalif kitlenin, inanmasa bile hoşuna gidecek yalanları yemeye peşinen teşne olması.
Sahtecilikten, karşılıksız çekten iki kez hapis yatmış bir dolandırıcının, sırf iktidar düşmanlığı saikiyle baştacı edilmesidir.
Yani tuvalet terliğine oy vermeye hazır bir taban var, maalesef.
Şimdi tuvalet terliği kıyaslamasını haksız bulanlara da hak veririm; zira tuvalet terliği kimseyi dolandıramaz.
AHBAP’ı geçmişte akıl sınırlarını zorlayarak yücelttikleri için, şimdi hangi pozisyonu alacağına karar veremeyen tipler var ki, salağa yatmayı tercih ediyorlar.
SİZ YENİ BİR AHBAP BULURSUNUZ
Aslında kestikleri rolün, hayattaki birebir izdüşümü olan bu tipler, “Tamam da, devlet AHBAP’ı niye denetlemedi? Niye şimdiye kadar bekledi?” gibi, akla ziyan laflar ediyorlar.
Şimdi bu sorulara, ne cevap verilir? Yahu, devletin yetkili kurumları, görevlerinin gereğini yapmaya kalksa… Yani denetlese… Aynı sizler, bu defa da “Baskı ve engelleme var? Hizmetlerimizi kıskanan iktidar, bizi engellemeye çalışıyor.” diye kıyameti koparırsınız. Ki, böyle yapacağınızın ‘garantisi’, bugüne kadar yaptıklarınızdır.
Muhalif mahallenin bu kör bakışlı elemanlarının sergilediği ‘aldatılmışlık’ mizansenini pek de ciddiye almıyoruz.
Belki teselli niyetine, onlara şunu söyleyebiliriz: “Üzülmeyin; siz yeni bir AHBAP bulursunuz.”
AHBAP ve Haluk Levent denilince, şu Kızılay’dan çadır satın alma mevzusunu da açıklığa kavuşturmak lazım.
Hatırlanacaktır; AHBAP, kendi adına deprem bölgesinde kurmak üzere, Kızılay’dan çadır satın alıyor. Ve bu ‘satın alma’ konusu, sosyal medya üzerinden özene-bezene köpürtüldü. “Kızılay, depremzedeler için kurulacak çadırları, AHBAP’a parayla sattı.” diye kıyametler koparıldı.
Neticede, Kızılay Başkanı Kerem Kınık görevi bırakmak zorunda kaldı.
Depremin oluşturduğu hassas atmosferde, ne Kızılay, ne de iktidar kanadı, çadır satışı meselesindeki haklılıklarını dile getiremedi.
Kimse çıkıp, üzerine basa basa şu cümleleri kurmadı:
“Sen şimdi kendi derneğin adına deprem çadırları kuracaksın. Bunu kullanarak, derneğine bağış toplayacaksın. Ama benim ürettiğim ve üzerine kendi logomu bile basmadığım çadırları, sana bedava vereceğim. Öyle mi? Ananın en uyanık evladı sen misin? Bende sana verilecek ya da satılacak çadır yok. Git beğendiğin yerden al…”
MÜSLÜMAN HASSASİYETİ ÜZERİNDEN SOYGUN
Dedik ya, hassas günlerdi. Yutkunmanın, konuşmaktan daha değerli olduğu…
Bu vesileyle, dolandırma ustasının tezgâhından kılpayı kurtulan Kızılay’a geçmiş olsun diyelim.
Yeri gelmişken, aç-susuz garibanlara yardım görüntüsü altında, bilhassa muhafazakâr mahalleye tezgâh kurmuş namussuzları da gözden kaçırmamak lazım.
Adamlar işporta tezgâhı kurar gibi, düzineyle TV kanalı kurmuş. Sabah akşam din-vicdan sömürüsü yaparak, güya Afrika’ya veya Gazze’ye yardım topluyor.
Bunu yaparken bir de güya ilahi okuyormuş gibi, en kalitesiz nağmelerle böğürüyorlar.
Müslüman hassasiyetini sömürmek için kullandıkları kelimeleri dinleyince, duyduğum tiksinde ‘öğürme’ düzeyine fırlıyor.
Elbette, bazılarını şahsen tanıdığımız, kendisinden fedakârlık yaparak yurt içinde veya dışında yardıma muhtaç kulların imdadına yetişmeye çalışan himmet ehlini ayrı tutuyoruz.
Devlet, ekranlardan boca edilen vicdan sömürüsü üzerine kurulu bu sahtekârlığa da ciddiyetle eğilmeli; bilhassa bu konuda hiçbir şekilde televizyon yayını yapılmasına izin vermemelidir.