Sadece Kemal Bey arındırmıyor. Gerçi ‘arındırma’ kavramını, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu siyaset gündemine kazandırdı. Ama tek arındıran o değil.

Mutlaka dikkatinizi çekmiştir; son birkaç yıldır Türk Devleti de ülkeyi arındırıyor. Bu arındırma işlemi, son aylarda iyice hız kazandı.

Bakışımızı, günlük yaşadıklarımıza odaklayalım:

Her gün yeni bir ‘çete operasyonu’ yapılıyor. MİT, Emniyet ve Jandarma, her sabah erken saatlerde, çok sayıdaki şehirde operasyonlar düzenliyor; suç işlemek üzere çeteleşmiş it-kopuk takımını derdest ediyor.

FETÖ’nün kripto yapılarına ve yeniden organize olmaya çalışan elemanlarına, hemen her gün operasyon çekiliyor, çok sayıda FETÖ mensubu gözaltına alınıyor.

Günlük değilse bile, ortalama haftalık aralıkla bir belediyeye, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapılıyor. Yaklaşık birbuçuk senedir yürüyen bu operasyonlarda, kahir ekseriyeti CHP’li olan düzinelerce belediye yöneticisi rüşvet, yolsuzluk, irtikâp, görevi kötüye kullanma gibi ağır suçlamalarla yargı önüne çıkarılıyor.

Yurtdışına kaçmış suç örgütü elebaşlarının da peşi bırakılmıyor. MİT ve Emniyetin işbirliğiyle, kapağı yurtdışına atmış çok sayıdaki suç örgütü yöneticisi enselenip getiriliyor.

PİYASAYI BOZANLAR DA RADARDA

Hatırlayalım: Son aylarda, ticarî hayattaki ‘yamukluklara’ da neşter atılıyor. İlgili bakanlıklar; piyasayı bozan, fahiş fiyatla mal satan, sağlık kurallarını hiçe sayan, ürettiği ürüne taklit ve tağşiş bulaştıran işletmeleri sık sık denetliyor. Sağlık, ahlâk ve ticaret kurallarını takmayan ticaret erbabına ceza yağdırılıyor.

Aralarında anlaşarak, fiyatları sürekli artıran zincir marketler sık sık incelemeye alınıyor. Rekabeti ortadan kaldıran bu ensesi kalın işletmelere de ceza kesiliyor.

Kısa bir zaman önce, tavukçuluk sektörünü elinde tutan ve aralarında anlaşarak fiyatları kasıtlı olarak yükselten ‘kelle’ üreticilere kayyımlar atandı. Muhtemeldir ki, maliyetler ile satış fiyatları arasında uçurum tespit edilmesiyle, tavukçuluk sektörünün ağababalarına da esaslı cezalar verilecek.

SÜT SEKTÖRÜNE DİKKAT

Bu arada, son zamanlarda süt üreticisi çiftçilerden ciddiye alınması gereken şikâyetler geliyor.

Devlet, belli aralıklarla çiğ süt alım fiyatlarını belirleyip ilan ediyor. Buna rağmen, piyasada tekelleşen, hatta süt toplama mıntıkalarını aralarında paylaşan bazı ‘kelle sütçüler’, ürününü aldıkları süt üreticilerin resmen eziyor.

Süt kartelleri, üreticilerin emeğine çökmek için üçlü bir yol izliyor. İlan edilen çiğ süt fiyatlarının çok altında alım yapıyor. Aldığı sütlerin bedelini aylarca sonra ödüyor.

Bazı biti kanlanmış süt fabrikaları, üreticinin ürününü almak için, kendi firmasının ürettiği yemleri satın alma şartı koşuyor.

Denilebilir ki, üretici de sütünü başka firmaya satsın. Hoş ama boş bir öneri… Çünkü palazlanmış süt babaları, üretim bölgelerini kendi aralarında pay etmiş; kimse kimsenin ‘arka bahçesine’ girmiyor.

Devletin, süt ticaretinde piyasayı ve rekabet ortamını bozan kartellere de bir el atması kaçınılmaz hale geldi.

ETÇİLER GÖZDEN KAÇMASIN

Kırmızı ette de durum pek iç açıcı değil. Bu noktada da piyasada rekabet ortamının bozulduğunu söylemek yanlış olmaz.

Türkiye, tarımsal üretimde belli bir noktaya geldi. Birim alandaki verimlilik bakımından, henüz bu alanda başa güreşen ülkelerle aşık atacak noktaya gelememiş olsak da, toplam tarımsal üretimde Avrupa birincisi ve dünya yedincisiyiz.

Tarımın ‘bitkisel’ tarafında iyi bir noktaya doğru ilerlesek de, ‘hayvancılık’ cenahında patinaj yapıyoruz.

Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta, aradığımız ivmeyi bir türlü yakalayamadık. Büyük potansiyelimize rağmen, arada bir yurtdışından kırmızı et ithal etmek zorunda kalıyoruz.

Kabul edelim; geride kalan yarım asra yakın dönemde, Türkiye’nin en büyük hayvancılık potansiyeline sahip olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, bölücü terör yüzünden devre dışı kaldı.

Piyasaya baktığımızda, kırmızı et ve buna bağlı ürünlerin, dünya fiyatlarının çok üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Devletimizin, hayvancılıktaki ülke potansiyelinin hakkını verecek bir hayvancılık politikası geliştirmesi gerekiyor.

Şu ana kadar verilen hayvancılık desteklerinin, istenilen amaca pek de hizmet etmediği gün gibi ortada.

Dolayısıyla hayvancılık desteklerinin, verimli ve ekonomik üretimi destekleyecek noktalara yönlendirilmesi gerekiyor.

AHİLİK AHLÂKINA DÖNMELİYİZ

Ve nihayet, et spekülatörlerine karşı da ciddi bir ‘arındırma’ operasyonu başlatılması kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiş bulunuyor.

Evet. Türk Devleti; ahlâk, ticaret, sağlık başta olmak üzere, birçok bakımdan yasa ve yönetmelikleri takmayan odaklara karşı büyük bir ‘topyekûn arındırma’ süreci işletiyor.

Bu sürecin, pansuman mesabesinde kalmaması ve kalıcı düzeltmeler sağlaması için, uygulanan yaptırımların biraz daha acıtıcı hale getirilmesi bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.

Ülke ve millet olarak, yeniden bir ‘ahilik kültürü’ oluşturmak zorundayız. Değilse, kapitalizmin en vahşi hallerine uyum sağlamış olan bizdeki ‘sınır tanımayanlar’, geleceğimiz için şimdikinden daha büyük bir potansiyel tehlike oluşturuyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti