ABD Başkanı Trump’ın cami avlusuna azıttığı Avrupa kaşalotları, tam olarak şaşkın ördek yüzüşüne geçmiş.

Bir yandan, Rusya korkusuyla Türk Ordusundan ve savunma sanayisinden medet umuyorlar… Öbür taraftan, bin yıllık kinlerini yutkunamıyorlar.

Durup dururken, Rum ve Yunan milletvekillerinin hazırladığı ve tam olarak sahibinin karaktersizliğini yansıtan Türkiye Raporu’nu onaylamışlar.

Aradan 52 sene geçtikten sonra, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, Türk askerlerinin Rum kadınlarına cinsel tacizde bulunduğu zırvasına sarılmışlar.

Attıkları iftirayla, aslında kendi namussuzluklarını bize yamamaya çalışıyorlar.

Biz bu karaktersizleri, 1922’de topukları kıçlarına vura vura Adalar Denizi’ne doğru kaçarken, bir yandan da geçtikleri köy ve kasabaları yakıp yıkmalarından hatırlıyoruz.

Türk askerinin karşısına çıkma cesaretleri yokken, savunmasız Türk vatandaşlarını katletmelerinden, kadın ve kızlara tasallutlarından biliyoruz, o namussuzları.

Şimdi 52 sene sonra çıkmışlar ortaya, bizim askerimize iftira ediyorlar.

AYNAYA BİR BAKSALAR

Rum-Yunan sahtekârlığına çanak tutan Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilen Avrupalı çakalları, Srebrenitsa’da 8 bin 500 Boşnak sivili, katledileceklerini bile bile Sırp katillerin eline teslim etmelerinden tanıyoruz. Ki, bu alçaklığı yapan şerefsizlere, bizzat kendi hükümetleri tarafından madalya verilmişti.

Kıbrıs Türkleriyle ortak bir devlet çatısı altında yaşamaya söz verdikleri halde, 1963’ten itibaren adadaki sivil Türklere karşı katliam başlatan soykırımcılar, ancak 1974’teki Barış Harekâtımızla durdurulabilmişti. Şimdi aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra, o zalimlerin torunları bir iftiraname hazırlıyor… Vicdanını ve adalet duygusunu maddî menfaatlerine satmış olan Avrupalı müflisler de o iftiranameyi ‘rapor’ diye kabul ediyor.

Bir de kalkmışlar, Kıbrıs’ta ‘iki devletli çözüm olamayacağını’ zırvalamışlar.

İyi de… Birleşmiş Milletler’in o dönem Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından önerilen ‘ortak devlet’ mutabakatını, Mart 2004’teki referandumla Kıbrıs Rumlarının reddettiğini

Ama Kıbrıs Türklerinin o raporu referandumla kabul ettiğini…

Avrupa Birliği adlı Hıristiyan Kulübü’nün, kendi ilkelerini de çiğneme pahasına, ‘sınırları dahi belli olmayan’ ve ortak devlet için yapılan referandumda ‘ret’ kararı veren Güney Kıbrıs Rum Yönetimini AB üyeliğine kabul ettiğini, onlar unutturmaya çalışsa da biz unutmuyoruz.

HEM POSTALIMIZA MUHTAÇLAR, HEM DE…

Şimdi müflis Yahudi gibi eski defterleri bir fışkı gibi eşeleyerek, oradan ‘nasibini’ bulmayı umanların bu sefilliğini neye yormalıyız?

Aslında mevzu çok basit… Senelerdir darbelerle, terör eylemleriyle, bölücülükle durdurmaya çalıştıkları Türk Devleti, tekerini çukurdan kurtarmış bulunuyor.

Ne yaptılarsa, Türk Yüzyılı’nı engelleyemediklerinin farkındalar.

Her türlü engellemeye, sabotajlara, suikastlara rağmen silkelenip ayağa kalan Türkiye’yi, kendileri için büyük bir tehdit olarak görüyorlar.

Dahası, Avrupa’nın içine düştüğü sefil vaziyete karşılık, Türk güneşinin yükselmekte olduğunu idrak ediyorlar.

Dünyanın dört bir yanını sömürerek elde ettikleri haksız refahın sonuna geldiklerini… Yani denizin bittiğini anlıyorlar.

Bilgi ve teknoloji tekeli, ellerinden kayıp gitmiş…

Hammadde kaynaklarını çaldıkları, sömürdükleri halklar uyanmış; artık sömürüp kemirmeleri zorlaşmış

Rusya’dan ucuza temin ettikleri hammadde ve enerji kaynakları, bizzat ABD’nin baltalamasıyla ‘erişilemez’ hale gelmiş…

Beleş refahın doğal sonucu olan bencilleşme yüzünden, çocuk dahi yapmaktan kaçınmaları yüzünden, çalıştıracak adam bile bulamaz olmuş…

ABD korumasının riske girmesiyle, Rusya karşısında ne yapacağını şaşırmışNATO dışında ayrı bir savunma düzeni kurmak isteyen; fakat asker bulmada ve savunma teknolojileri geliştirmede zaafa düşmüş…

Dahası, ışıltılı zamanlarını hızla kaybetmiş; hatta koma haline geçmiş bir Avrupa gerçekliğiyle karşıya bulunuyoruz.

ANLAYACAKLARI DİLDEN

Şimdi bu hadsizler topluluğu, tam da NATO’nun en kritik zirvesinin Ankara’da yapıldığı… Türkiye’nin mükemmel bir zirve organizasyonu gerçekleştirdiği…

Dahası, Türk Devleti’nin savunma sanayisine ve ordusuna olan muhtaçlıkları, bizzat kendi liderleri tarafından dillendirildiği bir vasatta…

Oturup uydurma bir iftiranameyi ‘Türkiye Raporu’ diye kabul etme densizliğine imza atıyor.

Artık Türkiye bir karar vermek durumunda.

Bu karar;

‘Kıbrıs Sorunu’ diye bir sorun tanımadığını

Adanın güneyindeki gayrimeşru Rum devletinden bağımsız ve bağlantısız olarak bir ‘Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ olduğunu…

Bu devletin sınırlarının, şu andaki fiilî sınırlar olduğunu…

Ve dahi bundan böyle hiçbir zeminde, Kıbrıs Sorunu başlığı altında müzakere masasına oturmayacağını…

Gerektiğinde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne ilhak/iltihak olacağını içermelidir.

Biz alttan aldıkça, bu çakallar vites yükseltiyor. Artık bu mesele kapatılmalı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti