CHP’yi paylaşamayan taraflar kılıçları çekti. Bundan sonrası, bir tarafın tasfiyesine kadar uzanacak gibi.
Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel ikilisinin, bu çatışmadan galip çıkmaları halinde, Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçilerini CHP’den atacakları kesin.
Kemal Kılıçdaroğlu da, meselenin adını ‘arınma’ ve ‘kodlarına dönme’ koymak suretiyle, İmamoğlu-Özel ikilisi ve taraftarlarını tasfiye edeceğini beyan etmiş oldu.
Muhtemel tasfiye konusunda, İmamoğlu-Özel tarafının ‘hangi gerekçeleri’ temel alacakları belli değil. Geçmişteki uygulamalarına bakılırsa, bundan sonraki ihraçların da ‘CHP’nin çizgisine uymamak’ gibi soyut bir gerekçeye dayandırılması kuvvetle muhtemeldir.
Kılıçdaroğlu’nun tasfiye harekâtının gerekçesi net ve anlaşılır durumda. Adı yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet ve ahlâkî düşkünlükle anılan milletvekili, belediye başkanı, belediye yöneticisi ve parti teşkilatı yöneticilerinin, ‘nam yaptıkları mevzulara’ dayanan gerekçelerle partiden atılacakları belli.
Elbette bir siyasî hareketin, içindeki çürük elmaları temizlemesi, adı yolsuzluk ve ahlaksızlık olaylarına karışanları dışlaması, fevkalade kıymetlidir.
Burada asıl olması gereken, fakat yapılması pek kolay olmayan iş; CHP’nin ‘arındırılarak’, temiz bir zemine oturtulmasıdır.
‘KOD’ İŞİ BİRAZ KARIŞIK
Kılıçdaroğlu’nun bir diğer iddiası olan ‘kodlarına dönme’ mevzusu, biraz daha karmaşık bir konudur.
Soru şudur: CHP, hangi kodlara dönecek? Zira ortada sadece tek bir kod yok. Zaman, zemin ve uluslararası konjonktüre göre değişen, birden fazla ‘CHP kodu’ sözkonusudur.
Ve bu kod meselesi, Cumhuriyetle birlikte başlamış bir süreç de değildir. Mazisi, 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar uzanır.
Meramımızı daha net anlatabilmek için, şöyle bir tabloyu ortaya koymakta yarar var:
Türkiye’de iki ana akım siyasî çizgi bulunuyor. Son 200 senedir bu böyledir. Bu çizgiler; yerli ve millî olan ile Batı taraftarlığından ibarettir. Siyasî hayatımızdaki sağ-sol, dindar-laik, milliyetçi-beynelmilelci, liberal-muhafazakâr gibi tanımlamalar, temeldeki bu iki çizginin dışına çıkmıyor.
Örneklendirmek gerekirse; MHP, AK Parti ve DSP, sağ-sol kimliklerden bağımsız şekilde, ‘yerli ve millî’ çizgide siyaset yapmaktadır.
Buna karşılık; CHP, İYİ Parti ve HDP gibi partiler, yine sağ-sol veya diğer siyasî kıstaslardan bağımsız olarak, ‘Batıcı’ kimlikte siyaset yapmaktadır.
KIRIK ÇİZGİLER
CHP’nin 100 yıllık kurumsal kimliği ve ondan önceki entelektüel temelleri dikkate alınırsa, çok ciddi çizgi kırıkları olduğu görülür.
CHP’nin öncülü olan siyasî çizgi, Tanzimat’tan itibaren Batıcı bir kimliğe sahiptir. Mustafa Reşit Paşa, Mithat Paşa, Mahmut Nedim Paşa, Abdullah Cevdet, Tevfik Fikret gibi isimler tarafından temsil edilen bu çizgi; Rusya-Fransa-İngiltere etkisinde yol almıştır.
İkinci Meşrutiyet’le birlikte 1909’dan itibaren İttihat ve Terakki Cemiyeti kimliğiyle yola devam eden o hareket, direksiyonu Alman ekolüne kırmıştır.
Kurtuluş Savaşımız sırasında ve sonrasında Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından temsil edilen hareket ise; yerli ve millî bir çizgide yürümüştür. Nitekim Gazi’nin, çevredeki güçlü telkinlere rağmen ABD ve İngiliz himayesini (manda) kabul etmeyip, “Memleketi kurtaracak olan, milletin kendi iradesidir…” sözleriyle beyan ettiği o çizgi, yerli ve millî bir duruşu ifade etmektedir.
Burada haklı olarak, “Peki, neden Batı ekseninde devrimler ve reformlar yapıldı?” sorusu akla gelecektir. Bunun cevabını: yeni kurulan rejimin uluslararası meşruiyet arayışı ve devletin bekasını Batı şerrinden koruma amacı güden bir ‘nadasa bırakma’ hamlesi şeklinde vermek mümkündür. Elbette bu önerme de tartışmaya, eleştiriye açıktır.
Atatürk’ün yönetimdeki ağırlığının azalmasıyla birlikte, 1930’lar itibaren ve bilhassa İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, İsmet İnönü yönetimi, siyasî yönünü bir kez daha Almanya-İtalya istikametine çevirmişti. Fakat Almanya-İtalya ittifakının İkinci Dünya Savaşı’nı kaybedeceği anlaşılınca, İnönü, bu kez direksiyonu ABD-İngiltere-Fransa-Rusya tarafına çevirdi.
BAŞARISIZ DENEMELER
Nitekim 1947’den itibaren ABD ile yapılan askerî, siyasî, iktisadî ve eğitime yönelik anlaşmalar, deyim yerindeyse, Türkiye’nin iç ve dış siyasetini ABD ipoteği altına soktu.
1960 cunta darbesi, CHP’nin kırık çizgisine bir de darbecilik misyonu ekledi. Demokrasinin ruhuna zıt olan bu anlayış, maalesef bugüne kadar CHP’yi terk etmedi.
Merhum Başbakan Bülent Ecevit, CHP’yi yerli ve millî bir çizgiye oturtmak için çok çabaladı. Fakat parti içindeki ‘çelik çekirdek’, Ecevit’in gayretlerini boşa düşürdü. Nitekim Ecevit, 1980 cunta darbesi sonrasında CHP’yi terk ederek, DSP’yi kurdu ve siyasî yoluna ayrı bir çizgide devam etti.
Merhum Deniz Baykal da yerli ve millî düşüncede bir siyasî lider olmasına rağmen, CHP’yi aynı çizgiye çekemedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010-2023 arasındaki 13 yıllık Genel Başkanlığı döneminde de, CHP’nin Batı yanlısı çizgisi değişmedi. İç politikadaki anlamlı-anlamsız çıkışlar bir yana, Kılıçdaroğlu CHP’si, dış siyasette hiçbir zaman Türkiye’nin yanında yer almadı.
Yerli ve millî kimlikten uzak bu çizginin bazı nirengi noktalarını; yurtdışına asker gönderme tezkerelerine muhalefet, mavi vatan doktrinine karşı duruş, Suriye, Libya ve Karabağ meselelerinde Türkiye’nin siyasetine muhalefet şeklinde gördük.
DANIŞMANLARA BAKMAK YETERLİ
Bir de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kendisine ‘danışman’ diye seçtiği; Daron Acemoğlu, Jeremy Rifkin, Ünal Çeviköz gibi isimler de, onun yerli ve millî değil Batıcı bir çizgide yürüdüğünü gösterdi.
Yerli ve millî olma noktasında, Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel çizgisini konuşmaya bile gerek yok. İmamoğlu’nun bazı büyükelçilerle gizli kapaklı buluşmaları, sık sık Avrupa seyahatleri, Özgür Özel’in İngiliz Hükümetine karşı ‘bizi yalnız bıraktınız’ sitemleri ve nihayet Namık Tan gibi ABD yanlısı eski bir diplomatı ‘dış politika danışmanı’ olarak seçmesi, üzerinde yürüdüğü çizgiyi ayan beyan işaretlemektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi, ‘hangi koduna’ döndürecek? Temel soru budur.
Türkiye’nin, hakiki sol bir kitle partisine ihtiyacı olduğu kesindir. Dünya örneklerine baktığımızda, sol ve devrimci hareketlerin genel karakterinin; emperyalizme karşı ve yerli-millî karaktere sahip olduğunu görürüz. Bu tezimize; Simon Bolivar, Che Guavera, Fidel Castro, Muammer Kaddafi, Lula Da Silva, Evo Morales ve Nikolas Maduro gibi isimleri delil gösterebiliriz.
Temennimiz; CHP’nin gerçek bir sol kimlikle, yerli ve millî çizgide bir siyasî harekete dönüşmesidir. Lakin bunun pek kolay olmadığının da farkındayız.