Aynı beton blokların içine üst üste dizilmiş yüzlerce hayat, binlerce hikâye ve milyonlarca sessizlik...

Sabahları asansör kabinlerinde, birbirimizin ayakkabı uçlarına bakarak geçirdiğimiz o otuz saniyelik "yakınlık", modern şehir hayatının en dürüst özeti gibi...

Duvarların ardındaki nefes sesini duyacak kadar fiziksel olarak yakın, ama birbirimizin kederinden bihaber kalacak kadar uzağız...

Akıllı telefonlarımızın mavi ışığı yüzümüzü loş bir hüzünle aydınlatıyor belki… Ruhlarımız da gece gündüz dijital bir okyanusta "çevrimiçi" dolaşıyor!... Ama hiçbirimiz gerçek hayatta, sanal dünyadakinin tam tersine mutlak bir "bağlantısızlık" içinde olduğumuzu ve kara deliklere doğru sürüklendiğimizi fark etmiyoruz…

Ne ironik değil mi? İnsanlık tarihinin en kalabalık döneminde, tarihin en yalnız türü haline geldik... Eskiden "ıssız ada" metaforuyla anlatılan yalnızlıklar, şimdilerde metrobüs kuyruklarında, popüler kafelerin mermer masalarında veya plaza ofislerinin açık alanlarında pusu kurmuş bekliyor!...

Modern insan, kalabalıklar içinde bir başına kalmanın o tuhaf, ekşi tadıyla her gün yüzleşiyor.

Ancak bu durum artık sadece edebiyatçıların veya melankolik şairlerin meselesi olmaktan çıktı… Konu artık bir "kamu sağlığı" krizine dönüştü... Analitik veriler, kalbimizdeki o boşluğun tıbbi bir karşılığı olduğunu kanıtlamış durumda…

Brigham Young Üniversitesi’nde yapılan kapsamlı bilimsel araştırmalar, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın vücut üzerindeki etkisinin, “günde 15 adet sigara içmekle eşdeğer” bir erken ölüm riski taşıdığını ortaya koyuyor…

Yani yalnızlık, ciğerlerimizi değil belki ama ruhumuzu ve ömrümüzü yavaş yavaş tüketen sessiz bir zehir gibi…

Durum o kadar trajikomik bir hal aldı ki, İngiltere’de 2018 yılında, "Yalnızlık Bakanlığı" kurulmuş… Japonya da benzer bir kurum ihdas ederek onu takip etmiş… İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkelerinde yalnız yaşayanların oranı yüzde 50’yi geçmiş… Türkiye’yi merak ediyorsanız söyleyeyim… Bizde de bu oran şimdilik yüzde 19!...

Modern dünya, insanın en temel ihtiyacı olan "bağ kurma" yetisini o kadar kaybetti ki, devletler artık vatandaşlarının elini tutacak resmi kurumlar ihdas etmek zorunda kaldı…

Bizler "beğeni" butonlarına basarak birine sevgi gösterdiğimizi, "retweet" yaparak bir fikre ortak olduğumuzu sanırken; biyolojik saatimiz milyonlarca yıl öncesinin o sıcak temasını, bir göz kontağını, içten bir el sıkışmasını özlemle arar oldu!...

Teknoloji bizi, şehirdeki birer veri noktasına dönüştürdü… Farkında mısınız bilmiyorum; en büyük lüksümüz "ulaşılabilir” olmak değil, "anlaşılabilir” olmak!...

Her gün telefonumuza binlerce bildirim geliyor ama kapımızı çalan tek kişi ise kuryeler!...

Paketler teslim ediliyor, yemekler geliyor, ekranlar kayıyor ama o kadim mahalle kültürünün, bakkalla edilen iki çift lakırdının yerini hiçbir algoritma dolduramıyor…

Bu "yalnızlık pandemisinden” kurtulmak için yeni bir uygulamaya, daha hızlı bir internete veya daha lüks bir rezidans dairesine ihtiyacımız yok,,.

Belki de ihtiyacımız olan tek şey, asansörde karşılaştığımız o komşumuza, telefonumuza gömülmeden samimi bir "günaydın" demek!...

Teknoloji ve şehir bizi tamamen yutmadan, camdan duvarlarımızı biraz olsun aralamalıyız…

Uzmanların dediği gibi; en gürültülü kalabalıklar, her zaman en derin yalnızlıkları saklar... Ve bazen, bir insanın dünyasını değiştirmek için, sadece onun varlığını fark ettiğinizi hissettirmeniz yeterlidir… Çözüm aslında bu kadar kolay!...

Fakat durum öyle absürt hale gelmiş ki; gördüklerimiz bilim kurgu filmlerini aratmıyor… Mesela, Japonya’da popülerleşen ve hızla dünyaya yayılan "kiralık aile" veya "kiralık arkadaş" sektörü, bu toplumsal yaraya basılan en acı tuzlardan biri…

İnsanlar sadece akşam yemeğinde kendilerine eşlik etmesi veya dertlerini dinlemesi için profesyonel "yabancılara" saatlik ücret ödüyorlar. BBC'nin konuyla ilgili raporları, bu hizmeti kullananların büyük çoğunluğunun aslında geniş sosyal çevrelere sahipmiş gibi görünen ama hayatında "gerçek" bir bağ kuramayan şehir sakinleri olduğunu gösteriyor…

Yani bugün birine ayıracağınız beş dakikalık samimi bir vakit, piyasa değeri olan, nadir bulunan ve satın alınmaya çalışılan bir mücevher değerinde sanki...

Şehirler bizi birer veri noktasına indirgerken, birbirimize "ücretsiz" ayırdığımız o hesapsız vakitler, galiba insanlığın yıkılmayan son kalesi olacak!...

Yalnızlık, modern zamanın bir vebası gibi yayılırken, benim naçizane tavsiyem şu:

Yolda izde karşılaştığınız her insana gönülden bir “merhaba” diyerek aşılanabilir ve bunu sürekli hale getirerek de “antikor” üretebilirsiniz!...

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti