Anlaşılan İmamoğlu Suç Örgütü Davası, çok kolay yürüyen bir süreç olmayacak. Çetelesini bile tutmaktan aciz kaldığımız sayısız suçlama ve bunlara ilişkin savunmalar yerine; her duruşmaya damga vuran ‘yavuz hırsız pişkinliklerini’ konuşacağız.

Ne demek, “Selamlama konuşması yapacağım”?

Ekrem Bey, miting kürsüsünde değil, sanık sandalyesinde bulunuyorsun.

“İstanbul yargılıyor…” ‘İstanbul’ diye özneleştirdiğiniz, İstanbullunun rızkına çökmek için kurduğunuz ‘SİSTEM’ mi?

Hem siz kimi yargılıyorsunuz? Türk Adaletini mi?

Bir şeyi unutuyorsunuz; Türk Adaleti, kararlarını Türk Milleti adına verir. Sizin, ‘Sarayın Yargısı’ diye çamur sıçratmaya kalkmanız, bu gerçeği değiştirmez.

Bir şeyi daha unutuyorsunuz; yargılamanın konusu siyasî-ideolojik suç değil. Yasalarda, yüz kızartıcı diye nitelendiriliyor.

Ortada 4 bin sayfayı bulan bir iddianame var. Mahkemede 407 sanık, an az 161 milyar lira toplamlı; yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, irtikâp, görevi kötüye kullanma ve nihayet casusluk gibi suçlamalarla yargılanıyor.

SADECE GECİKTİRİR

Öyle 4 tane gizli tanığı dilinize dolayarak; düzinelerce tanık, onca MASAK raporu, sayısız HTS ve kamera kaydı ile baz çakışması delilleriyle ortaya konulan suçlamaları savuşturacağınızı mı sanıyorsunuz?

Bu pişkinlikler, sadece yargılamayı geciktirir, o kadar!...

Ya çoğu bizzat CHP mensubu olan 76 itirafçıyı nereye koyacaksınız? ‘İftiracı’ diye betimleme kurnazlığı, sizi bu çukurdan çıkarmaya yeter mi?

Az sabredin hele; daha heybeden ne turplar çıkacak. İftiracı dediğiniz itirafçı sanıklar, mahkeme salonunda sizin gözlerinizin içine bakarak, savcılıktaki itiraflarını tekrarladığında ne yapacaksınız? Düne kadar beraber ‘götürdüğünüz’ SİSTEM ortaklarınızı, kankalarınızı, partili yoldaşlarınızı mahkeme salonunda linç mi edeceksiniz?

Hadi, bir adım daha ileri gidelim: Ya Murat Ongun, hatta ‘kafa koparıcınız’ Fatih Keleş veya aynı ‘klastaki’ bazı elemanlar da itirafçı olursa?.. Belki uzak bir ihtimal ama, ABD-İngiltere-İsrail istihbaratları hesabına casusluk suçlamasıyla sizinle birlikte yargılanan Hüseyin Gün de ucuz kurtulmak için itirafçı olursa?...

ADALETİN TOKMAĞI İNER

Bizzat Ekrem İmamoğlu’nun avukat ordusu içinden, ‘itirafçı olmaksızın tanıklık etmek’ isteyen birileri olduğu haberleri geliyor.

Ya Ekrem İmamoğlu ‘itirafçı’ olursa? O zaman da ‘iftiracı Ekrem’ diyebilecek misiniz?

Mahkemeyi sirk çadırına çevirmek, CHP’yi içine düştüğü çukurdan kurtarmaz. Hukuk, adalet, mahkeme herkes içindir.

Sanığın, “Hâkim!.. Ayağa kalk!...” diye hadsizlik etmesi, sadece ucuz bir şov olarak kalır. Nihayetinde, Mahkeme Başkanının; “Sanık!... Ayağa kalk!...” nidasıyla adaletin tokmağı iner ve noktayı koyar.

“Biz CHP’yiz!... Bizi yargılamaya sizin gücünüz yetmez. Hatta biz, mahkemeyi ve onun hâkimlerini yargılarız…” kabadayılığı, efsunlanmış kitleyi daha derin uykulara daldırabilir.

Fakat günün sonunda yargı kararını verir. Siz istediğiniz kadar, “Sarayın yargısının kararını tanımıyoruz!...” diye efelenin.

Su akar, yatağını bulur. İmamoğlu balonu söner; CHP yeni bir ‘Cumhurbaşkanı’ seçer (!). Tabi, o zamana kadar ortada CHP diye bir parti kalırsa

BİR DE İSTİKLAL MARŞI VE ‘HİTABEYE’ BAK

Dün, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 105’inci yıldönümüydü. Dikkatimizden kaçmasın; İstiklal Marşı’mız, Kurtuluş Savaşımızın en netameli günlerinin yaşandığı 1921’de yazıldı ve kabul edildi. Yani her şey bitip, ortalık sütliman olduktan sonra, Ankara Kalesi’nden keyif çayı eşliğinde ‘kurtulmuş Ankara’yı temaşa ederek yazılmadı.

O yüzden ‘İstiklal Marşı’ oldu. O yüzden, Türk Milleti’ni kurtuluş yolunda yüreklendirmek için, ‘Korkma!...’ nidasıyla başladı.

Haçlı istilasına karşı; “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var…” özgüvenini haykırdı.

Milletin hakikî temsilcileri, TBMM kürsüsünden ‘Türk İstiklalini’ haykırırken… İstiklalin destanını yazanlar, konulan ödülü kabul etmeyip, millet yolunda sefaletleriyle yetinmeyi seçerkenTürk Ordusu, işgalci sürüsünü denize dökmek için canını dişine takmışken…

Firavun İmanlı hainlerin, kurtuluş sonrasının nimetlerini paylaşmak için, Ankara’nın izbe köşelerinde hesap-kitaba daldıklarını da unutmadık.

Bir şeyi daha unutmuyoruz: Gazi’nin ‘Gençliğe Hitabe’sinde, bir uyarı olarak vurguladığı; ‘dâhili ve harici bedhahları’, ‘gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanları’ ve dahi ‘şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edenleri’

Şimdi oturup; Batılı efendilerine, “Bizi yalnız bırakmayın!..” diye yalvaran satılmışlar ile Türk Yargısına parmak sallama cüretindeki, ‘denize dökülmüşlerden arta kalanları’ ve dahi İstanbullunun rızkından çalarak Türk Devleti’ne çökmeye çalışan haramzadeleri bir de bu gözle değerlendirelim..