CHP’nin 6 okundan biri ‘halkçılık’. Konu ‘söylem’ olunca, CHP’lilerin dilinden düşmüyor ‘halkçılık’ kelimesi.

Peki, nedir ‘halkçılık’? Herkes kendi tanımını yapabilir. Bizce ‘halkçılık’; vatandaşların çoğunluğunun, özellikle de ekonomik ve sosyal bakımdan görece ‘mahrum’ olanların hak ve menfaatlerini önceleyen bir siyaset yapma tarzıdır.

Eğer bu tanımı, yaklaşık olarak doğru kabul edersek, kendisini ‘halkçı’ olarak tanımlayan bir siyasî hareketin, taban desteğinin çoğunu, toplumun bilhassa alt gelir gruplarından, biraz da itilip-kakılmışlarından alması beklenir.

Buradan hareket edersek, CHP sosyolojisinin çoğunluğunu; alt gelir gruplarındaki vatandaşlar ile sosyo-kültürel bakımdan sıkıntı yaşayan kesimlerin oluşturması gerekir.

Peki CHP’nin söylem ve politikaları; sosyolojik bakımdan, bahse konu toplum kesimleriyle denk düşüyor mu?

SEÇKİN VE ZENGİNLER PARTİSİ

Saha gerçekliği bunun tam tersini gösteriyor. CHP, seçimlerde en yüksek oyu, Türkiye’nin en zengin muhitlerinden alıyor. Büyük şehirlerin ‘seçkin’ ve cüzdanı kabarık vatandaşların çoğunluğu teşkil ettiği muhitlerinde, CHP oyları yüzde 80’lere dayanıyor. Mesela; Şişli, Beşiktaş, Kadıköy, Çankaya, İzmir ve villaların ağırlıkta olduğu sahiller…

Kâğıt üzerinde CHP, Sosyalist Enternasyonal üyesi, sol/sosyalist bir partidir. Buna karşın, ‘emek/sermaye’ mevzusuna gelince, CHP en büyük desteği, Türkiye’nin en büyük kapitalistlerinden alıyor.

Sosyalist jargona göre, ‘komprador burjuva’ (Hadi daha net söyleyelim: Uluslararası kapitalist sistemin Türkiye’deki işbirlikçisi sermayedarlar…) tanımına uyan büyük sermayenin neredeyse tamamı, CHP’ye oy vermekle kalmaz; onun seçim kazanması için elinden geleni yapar.

Hatta bu uğurda, sağ hükümetlere posta koymaktan da geri durmaz. Örnek; TÜSİAD üyesi büyük sermayenin, geride kalan 25-30 senedeki icraatları ve duruşu

İşin tuhaf yanı, Türkiye’nin büyük aristokrat sermayesi, sağ iktidarların ekonomiyi büyüten icraatlarından en büyük payı almalarına rağmen, CHP’yi desteklemekten geri durmaz.

‘SAĞ’ SOL, ‘SOL’ SAĞ…

‘Halk’ dediğimiz geniş ve görece yoksul ve yoksun kitleler de, ağırlıklı olarak, merkez partilerden milliyetçi-muhafazakâr olanlara kadar, ‘sağ’ tanımlamasına giren partilere yönelir.

Dünyanın üzerinde mutabık olduğu ‘sağ/sol’ tanımlamasını esas alırsak; bizdeki sağ ‘sol’, sol ise ‘sağ’ olur.

Dikkatinizi çekti mi acaba? İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekseninde yürüyen yolsuzluk, rüşvet ve saire suçlara dair davada yargılanan üst düzey bürokratların hepsi, İstanbul’un en lüks ve havuzlu villalarında yaşıyor.

O villalar ki, sadece aylık kira ve site aidatları, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın maaşından bile yüksektir. Hadi, ‘derenin suyunun nereden geldiğini’ sorgulamayalım; eline fırsat geçince bunca lüks ve şatafata batmak, solculuğun neresine düşüyor?

Adını net koyalım; o şatafat ve haz ehlinin tamamı CHP’nin ileri gidenlerinden oluşmaktadır.

CHP ve çevresi, lafa gelince ‘siyasette dürüstlüğü’ kimseye bırakmaz. Hatta sağ hükümetleri, ‘Siyasî Ahlâk Yasası’ çıkartmaları için sürekli sıkıştırır.

CHP’nin, eline geçirdiği belediyelerdeki siyasî veya toplumsal ahlâkını, geldiğimiz noktada konuşmaya dahi gerek yok.

Partili-partisiz, düzinelerce kadından gelen taciz-tecavüz iddialarını hiç mevzu yapmayalım. Bugünlerde mahkemelere düşmüş olan CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet vakalarına girersek, bu sütunu en az 1 yıl boyunca tahsis etmemiz gerekir. Her şey, hepimizin gözü önünde gerçekleşiyor. O yüzden, geçiyoruz.

HALKÇILIK DEĞİL SEÇKİNCİLİK

Dilerseniz, ‘halkçılığın’ kültürel ve toplumsal statü boyutuna da azıcık göz atalım:

CHP kafasının hâkim olduğu dönemlerde, küçük ilçe ve kasabalarda hayat bulan ‘Şehir Kulüpleri’ni bir hatırlayın.

Ne için ortaya çıkmıştı, o kendini ‘elit’ zanneden CHP’li memur tayfasının takıldığı kahvehaneler?

Bildiniz… ‘Halk’ denilen ‘ayak takımının’ gittiği kahvehaneler, CHP’li memur tayfasının şanına, kibrine ve seçkinliğine uymadığı için… Yani ‘statü’ meselesi…

CHP’nin kendini ‘aydınlanmış’ zanneden yancıları, Türk halkını; ağzı çorba kokanlar, fasa fiso vatandaşlar, bidon kafalılar, göbeğini kaşıyanlar gibi aşağılayıcı sıfatlarla anıyor.

Hatta bazısı hızını alamayıp, “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir olur mu?” diye serzenişte bulunuyor.

Öyle ya, adını ‘halk’ koyduğunuz o kitle; gel dediğiniz zaman gelecek, git dediğiniz zaman gidecek kuru bir kalabalıktan ibaret… Nasıl olur da CHP elitleriyle aynı oy hakkına sahip olurlar? Hadi, elinizi korkak alıştırmayın; çobanın bir oyuna karşılık, sizin iki oy hakkınız olsun.

YAŞAM TARZI MESELESİ

Şaka bir yana, ülkemizdeki CHP siyaseti için belirleyici olan husus, ‘halkçılık’ veya ‘demokrasi’ kavramlarıyla açıklanamaz.

Belki ‘yaşam tarzı’ ve ‘sekülerlik’ kavramları üzerinden gidilirse, anlamlı bir sonuca ulaşılabilir.

Daha açık ifade edelim; dünyevî rahatlığı, hazları ve serbest yaşam tarzını tercih eden ve bu hayat tarzını temin edecek düzeyde geliri olan toplum kesimleri, kendilerini CHP’ye daha yakın hissediyor.

Nitekim CHP’nin sesi çok çıkan müntesipleri, çoğu zaman ‘yaşam tarzımıza karışamazsınız’ söylemi üzerinden siyaset yapıyor.

Bir küçük ilave yapalım: Dikkat edilirse, ‘lâik’ yerine ‘seküler’ kavramını tercih ettim. Lâiklik; dinle ilişkisi sınırlı olsa bile, dine ve dindarlara saygılı ve onların yaşam şekline karşı özgürlükçü olmayı ifade eder.

Sekülerlik ise; sadece kendisinin rahat ve özgür yaşam tarzıyla meşgul olup, gayrının inanç ve özgürlüklerini kısıtlama, en azından umursamama halini tanımlar.

İşte, böyle olur CHP halkçılığı; zengin, seküler ve sadece kendine özgürlükçü…

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri