Kraliçe II. Elizabeth’ten Elizabeth Taylor’a…
Marilyn Monroe’ya, Audrey Hepburn’e…
Frank Sinatra’dan Winston Churchill’e…
…ve hatta Coco Chanel’den Salvador Dali’ye kadar pek çok ünlüyü karşısına alarak pozlarını ölümsüz kıldı; Cecil Beaton.
Yani Oscar ödüllü fotoğraf sanatçısı…veya en çok fotoğrafı çekilen fotoğraf sanatçısı…zerafet, ihtişam ve tarz da sundu.
Şimdi de Londra Ulusal Portre Galerisi bu tarihi figürü ve kendi yaşamına dair ayrıntıları bir sergi ile karşımıza çıkardı…ben de bir hafta sonra sona erecek bu serginin ve Cecil Beaton etkisinin ayrıntılarına girmek istedim.
Hem de hazır havalar dışarıda dolaşmak için çok da çekici değilken. Bir müze ciddiyeti ve kalitesi ile, sanat ile iç içe ve seçkin meraklılarla birkaç saat…

Cecil Beaton’ın savaş fotoğrafçılığından Vogue dergisi için moda fotoğrafçılığına ve oradan da kendisine Oscar Ödülü’nü getiren pozisyona kadar olan ilginç yükselişi oldu. İngilizlerin en bilinen, en başarılı kabul edilen ve en tanınmış fotoğraf sanatçısıdır.
Her şey aslında merak, ilgi ve hobi sahibi olmak ile alakalı ve öyle başladı. Küçük yaştan beri bu işe ilgi duyunca kendi aile bireylerini karşısına alarak başladı ve sürekli fotoğraflarını çekti. Dönemin şartlarını, fotoğraf çekmek için gereken malzeme ve ortamın ne kadar kıymetli olduğunu hatırda tutmak lazım.
Gayretli ve ilgiliydi ama çekici bulduğu konuya sadece. Cambridge Üniversitesi okullarından girişin en zor ve eğitimin de en ağır kabul edildiği yer olan St John Okulu’nda sanat, tarih ve mimarlık okuyordu ama az yarıda bırakanlardan biri oldu.
Gayret ve ilgisi fotoğrafçılığa doğru devam etti. Bu gayret ve ilgiyle hızla yükseldi ve cemiyet insanlarının ama özellikle de kraliyet kadınlarının ilgisini çekti. ‘Saray Fotoğrafçısı’ olarak tanınmaya başladı. Kendisine göre ilk başta az yetenekli ama büyük bir hırsa sahipti.
Cecil Beaton ilk kez Kraliçe Victoria’nın kızı Prenses Louise için saraya geldi ama onu ünlendiren kişi tabi dönemin moda ikonu, şapka düşkünü, şıklık abidesi ve tabi harcama şampiyonlu Kraliçe Elizabeth oldu ki biz onu kızı 2. Elizabeth olarak hükümdar olunca Ana Kraliçe olarak tanıdık.
Cecil bey, kraliyet kadınlarının en savurganından Buckingham Sarayı bahçesinde fotoğraflamak için sadece 20 dakikalık bir randevu alınca ve harikulade şeyler ortaya çıkarınca daha da bir ünlendi. Söz konusu 20 dakika da 5 saatten fazla sürdü denir. Çünkü Ana Kraliçe güzelliğine düşkün genç bir hanım idi. Günümüzde yaşasaydı sayısız poz verip, en iyiyi yakalamaya çalışan duruşuna ve pozuna önem verenlerden olurdu sanırım.
Yine de en iyiyi bulma çabası, karamsarlığa kapılmaması ve sağlam irade ile poz vermesi de takdir edilesi bir şey değil midir?
Bay Beaton dünyanın da en çok fotoğrafı çekilen fotoğraf sanatçısı oldu.
George Bernard Shaw’un eseri olsa da müzikali yapılan ve çiçekçi kızın nasıl hanımefendi olduğuna tanık olduğumuz Benim Tatlı Meleğim müzikalindeki Audrey Hepburn için hazırladığı kostümler sebebiyle Oscar Ödülü’nü de aldı.
Onun gözünden fotoğraflanmak isteyenler olduğu gibi büyülendiği ve fotoğraflamak için peşinden koşturan kadınlar da oldu; Osmanlı prensesi Dürrüşehvar Sultan. Duygulu bakışı ve sükuneti, felsefe, edebiyat sevgisi ve çeşitli yabancı lisanlardaki becerisi dikkatini çekti ve peşine düştü.
Kendisine Londra’da ve Hindistan’ta birkaç kere poz vermeye ikna etti.
Ayrıca…2015 yılında Pera Müzesi ‘Cecil Beaton, Portreler’ isimli bir sergi de düzenlendi. Cemiyet hayatının önde gelenlerinin fotoğraflarını çekse de Ara Güler’imiz gibi çarpıcı ve anlık yakaladığı fotoğrafları da önemlidir, kendisi de sosyal ve toplumsal konulara dikkat çeker.
Kendisi halini, duruşunu ve yaklaşımını 'Şahane planlarım var ve fevkalade şeyler yapacağım…’ diyerek açıkladı…
"Cesur olun, farklı olun, pratik olmaya gerek yok, amacın bütünlüğünü ve hayal gücünün vizyonunu zedeleyecek her şey olun." ifadesiyle sonlandırmak isterim.
Sergiye gidince birkaç özelliğini hatırlayarak gezmek uygun olur sanırım.
