Geçtiğimiz haftalarda üst üste yayınladığım “Avrupa Türkleri” kavramı ile ilgili tespit ve tekliflerime, Almanya Duisburg’dan, düşünce ürünü bir cevap geldi. Tartışmalara katkıda bulunacağına inandığım Ali Şahin beyin yorumunu siz değerli okuyucularımla paylaşmak isterim.
Şahin’in yorumunu gelin birlikte okuyalım:
“Ad değil, istikamet ve maya: Töreliler…
Uzun zamandır dile getirdiğim “diaspora”, “il tutma” ve “Töreliler” kavramları üzerine yazılarımda esasen üzerinde durduğum mesele, Avrupa Türklerini en doğru ve kuşatıcı şekilde tarif edebilecek bir isim arayışıydı. Bu bakımdan Veyis Güngör Bey’in son yazılarında ortaya koyduğu “Avrupa Türkleri kavramı güncelleştirilmeli” çıkışı, doğrusu beni ziyadesiyle memnun etti. Aynı istikamette düşünüyor oluşumuz, meselenin bireysel bir hassasiyetten öte, ortak bir ihtiyaç hâline geldiğini de göstermektedir.
Zira bu çıkış, meselenin yalnızca bir adlandırma değil, daha derin bir kimlik ve istikamet arayışı olduğunu teyit etmektedir.
Veyis Güngör Bey’in başlattığı bu fikir, ilk bakışta bir terminoloji tartışması gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha derin: Bu, kendimizi nasıl tarif edeceğimizden önce, nasıl var olacağımıza dair bir istikamet arayışıdır.

Bugün Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağılmış bir millet olarak, kendimizi kuşatıcı ve kurucu bir kavramla ifade edemiyor oluşumuz artık ertelenemez bir sorun hâline gelmiştir. Çünkü isim meselesi, yalnızca bir adlandırma meselesi değildir. İsim, aynı zamanda bir iddia, bir yön ve bir varlık tarifidir.
Tam da bu nedenle aradığımız şey basit bir “isim” değildir. Aradığımız şey bir mayadır.
Maya; masa başında üretilen bir etiket değil, bir topluluğu içeriden yoğuran, ona süreklilik kazandıran ve dış dünyaya karşı anlamlı kılan kurucu özdür. Bir medeniyet, önce kelimelerle değil, o kelimelerin taşıdığı zihniyetle inşa edilir. Bu yüzden teklif edeceğimiz kavram, gelip geçici bir slogan değil; bir zihniyetin taşıyıcısı olmak zorundadır.
Bugün sormamız gereken temel soru şudur: “Türk” dediğimiz hakikat, hangi kurucu ilke etrafında anlam kazanacaktır?
Modern dönemin bize dayattığı etnisite, ulus-devlet aidiyeti ya da folklorik kültür gibi kategoriler bu soruya cevap vermekte yetersizdir. Çünkü bunlar tarif etmekten çok indirger, inşa etmekten çok parçalar. Bizi bir bütün hâlinde anlamlandırmak yerine, parçalı kimliklerin içine sıkıştırır.
İşte bu noktada Dr. Sait Başer’in dile getirdiği “Töreliler” kavramı, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir imkân sunmaktadır.
Çünkü töre, yalnızca geçmişten devralınmış bir gelenekler bütünü değildir. Töre; normatif bir düzeni, ahlaki bir çerçeveyi ve varoluşa dair bir anlam sistemini ifade eder. Yani töre, yaşayan, canlı, heran yenilenen yani zuhurat içeren bir medeniyet kodudur.
Bu perspektiften bakıldığında “Töreliler” kavramı, Türk’ü dar bir etnik ya da coğrafi kategori olmaktan çıkarır ve onu bir değerler sistemi içinde yeniden tarif eder. Böylece kimliği kanla, toprakla ya da folklorla değil; varoluş anlayışı, ilke, ahlak ve nizam ile temellendirir.
Daha da önemlisi, doğru anlaşıldığında bu kavram etnik daralmaları aşındıran bir imkân sunar. Çünkü töre, dışlayıcı bir aidiyet değil; kuşatıcı bir ölçüdür. Kimliğin sınırını soy değil, ontoloji, ilke çizer.
Bu noktada daha önce sıkça vurguladığımız “il tutma” meselesini yeniden hatırlamak gerekir. Çünkü diaspora dediğimiz hâl, yalnızca coğrafi bir dağılma değil; aynı zamanda yeni bir varoluş imtihanıdır. Tarih boyunca Türk, bulunduğu yeri sadece mesken edinmemiş; orayı nizam, adalet ve anlam ile yoğurarak “il” hâline getirmiştir. Bugün Avrupa’da karşı karşıya olduğumuz durum da bundan farklı değildir. Eğer kendimizi sadece “göçmen”, “azınlık” ya da “diaspora” gibi edilgen kavramlarla tarif edersek, bulunduğumuz zemini dönüştürme iddiamızı da kaybederiz. Oysa “Töreliler” perspektifi, bulunduğu yeri anlamlandıran, bulunduğu topluma bir teklif sunan ve varlığını edilgen değil kurucu bir istikamet üzerinden tanımlayan bir duruşu ima eder. Bu bakımdan mesele sadece kim olduğumuz değil, nerede ve nasıl durduğumuz meselesidir.
Çünkü kimlik, sabit bir etiket değil; istikametle şekillenen canlı bir süreçtir. İstikameti olmayan bir kimlik, zamanla ya çözülür ya da başkalarının tanımladığı kalıplara hapsolur. Bu nedenle “Töreliler” teklifini sadece bir isim değil, bir yön tayini olarak okumak gerekir. Bu yön, geçmişe nostaljik bir dönüş değil; köklerden beslenerek geleceğe doğru kurucu bir yürüyüştür.
Eğer gerçekten efradını cami, ağyarını mani bir kavram arıyorsak, “Töreliler” bu ihtiyaca güçlü bir karşılık üretmektedir. Hem içeriyi tahkim eden hem de dışarıya karşı anlamlı bir sınır çizen bir çerçeve sunar.
Bu nedenle Veyis Güngör Bey’in başlattığı isim arayışında, “Töreliler” kavramının yalnızca bir seçenek olarak değil, taşıdığı medeniyet perspektifiyle birlikte ciddi bir teklif olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Aksi hâlde, biz kavram üretmediğimiz sürece, başkalarının ürettiği kategoriler içinde kendimizi tarif etmeye devam edeceğiz. Ve çoğu zaman farkına bile varmadan, başkalarının kurduğu oyunun içinde rol alacağız.
Bu ise sadece bir isim meselesi değildir. Bu, bir zihniyet meselesidir. Ve belki de bir medeniyet meselesidir.”
Evet, değerli okuyucularım, “Avrupa Türkleri kavramı güncellenmeli” teklifim, önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edecek.
Veyis Güngör
22 Mayıs 2026
