Değerli dostlarım, bugün sizlere son yazım “Avrupa’daki Bulgaristan Türkleri” referans alınarak gönderilen bir mektubu paylaşacağım. Mektup isimsiz gönderilmiş. Ancak ele aldığı konulardan anlıyorum ki, beni öğrencilik yıllarımdan itibaren tanıyan, takip eden, hatta Türkevi’nde konuşulan bazı meseleleri de bilen birisi.

Gelin bu isimsiz mektubu birlikte okuyalım.

“Veyis Bey, beni hatırlaman bir hayli zor. 1984 yılıydı. Amsterdam Fatih Camii cemaatinden kayınbabam, beni alıp, Dam Meydanı’na yakın olan Edebiyat Fakültesi kantininde sizinle tanıştırmıştı. Üniversitenin dil kursuna yazdırmıştın. Etrafında o kadar öğrenci vardı ki, hepsinin ayrı bir isteğine cevap vermeye çalışıyordun. Rahmetli kayınbabam seni çok seviyordu. O yıllarda her faaliyetinin afişini ve kitapçığını eve getirirdi. “İbn Haldun ve Göç Tarihi” kitabı hâlâ kitaplığımda duruyor.

Veyis Gungor Orkes Muhammed Medya Mensuplariyla

Ben okula devam etmedim, ticarete atıldım. Amsterdam, Apeldoorn, Utrecht ve Rotterdam’da iş yerlerim var.

Beni bu mektubu yazmaya zorlayan, son yazılarından ‘Bulgaristan Türkleri’ oldu. Bulgaristan’da seçimler olduğunu, vatandaşların seçimlere katılmalarını, stratejik oy kullanmalarını istiyorsun. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bu konuda bir çağrı yaptı. Elbette bu istek her Türk’ün isteğidir. Kabul ediyorum. Ama Avrupa’da dört, beş milyon Türk vatandaşı var. Bu yönde ortada kayda değer bir çalışma yokken, sen sanki üzerine vazifeymiş gibi hareket ediyorsun. Milleti sandığa davet ediyorsun, siyasal katılımdan bahsediyorsun. Birilerinin dikkatini çektiğini söylememe gerek yok, herhalde.

Hatırlar mısın bilemiyorum; benzer bir çalışmayı 2010’lu yıllarda Avrupa’da Uygur Türkleri için de yapmıştın. Amerika’da yaşayan Dünya Uygur Kongresi lideri Rabia Kadir’i belirli aralıklarla Avrupa’ya davet etmiştin. Amsterdam, Den Haag ve Brüksel’de programlar düzenlemiştin. Doğu Türkistan’daki Çin baskısını, işkencesini ve zulmünü Avrupa kamuoyuna duyurmuştun. Rabia Kadir Avrupa Parlamentosu’nda bir konuşma yapmıştı. Hatta seninle ilgili notlarım arasında; 5 Haziran 1989 günü beyaz tişörtlü, sırtında bir çanta ile Pekin’de kızıl Çin ordusu tanklarının önünde tek başına duran Uygur Türkü Orkes Nur Muhammed Devleti’yi, Amsterdam Türkevi’nde basın mensuplarının önüne çıkardığın da var.

Uygur Türkleriyle ilgili yaptığın faaliyetler birilerini, özellikle de Çin’i oldukça rahatsız etmişti. O yıllarda Türkevi toplantılarına sürekli katılan ortak bir dostumuz ‘Türk hariciyesinin içinde bir grubun da bu faaliyetlerden rahatsız olduğunu, uzun vadede başını ağrıtacaklarını’ söylemişti.

Senin de iyi hatırlayacağın üzere; özellikle 2017–2019 yılları arasında, sosyal medya üzerinden hakkında akla hayale gelmeyecek asılsız haberler yapıldı. Foto-montajlarla birlikte 2000’li yıllara ait fotoğraflar kullanılarak müthiş bir itibarsızlaştırma operasyonuyla karşı karşıya kaldın. Suçlamadıkları bir şey kalmadı: ocu, bucu, şucu, oraya çalışıyor, buraya çalışıyor gibi birbiriyle çelişen iftiralara maruz kaldın. Bu süreç, bu oyun belki günümüzde de sinsi bir şekilde devam ediyordur.

Bütün bunlar yetmedi. O yıllarda Türk devletinden maaş alan bazı kişiler, büyük bir aymazlık yaparak sosyal medyada yayılan bu düzmece haberlerin çıktısını alıp dosya hâlinde Lahey Büyükelçiliği’ne verdiler. Haber yapanlar, yayınlatanlar ve dosya sunanlar aynı kişilerdi.

Ortak dostumuzun, yani Hollanda’nın “kara kutusu”nun yıllar önce söylediği “uzun vadede başını ağrıtacaklar” sözü böylece gerçekleşmiş oldu. Günümüzde bile uygulanan ambargolar ve engellemelere hiç girmek istemiyorum. Bunu en iyi sen ve yapanlar bilir.

Merak ettiğim ve bu mektubu yazmama vesile olan şey ise; karşılaştığın onca kahpe, çirkin, sinsi ve bir o kadar da insanlık dışı oyuna rağmen, hâlâ köşene çekilmiyorsun. Alanda pek görülmüyorsun, etkinliklere katılmıyorsun ama inandığın yolda yürümeye devam ediyorsun. Onca haksızlığa ve kimi resmî yetkililerin anlamsız dışlamalarına rağmen; hâlâ Türkistan, hâlâ Uygur Türkleri, hâlâ Özbek Türkleri, hâlâ Avrupa Türkleri, hâlâ Gazze, hâlâ mazlumlar demeye devam ediyorsun. Geçen hafta Bulgaristan Türklerini gündeme getirdiğin gibi…

Veyis Bey, bunun sırrını gerçekten çok merak ediyorum…
Selamlarımı sunarım.”

Veyis Gungor Imzasiz Mektup

Değerli dostlarım, bu mektubu okurken yalnızca üç beş hatırayı değil, kendi hayatımın uzun ve çetin bir yürüyüşünü yeniden hatırladım. İsimsiz dostumuzun satırları bana bir gerçeği bir kez daha gösterdi: Ben bu yolda yaptıklarımla değil, vazgeçmediklerimle var oldum. Haksızlıklarla karşılaştım. İftiralara uğradım. Dışlandım. Görmezden gelindim. Ama hiçbir zaman inandığım değerlerden geri adım atmadım. Çünkü benim için mesele kişiler olmadı; mesele her zaman bir duruşa bir iradeye sadık kalabilmekti. Bugün de aynı yerdeyim. Ne alkışa bakarak yürüdüm ne de engellere bakarak durdum. Yazmaya, hatırlatmaya ve ses vermeye devam ediyorsam, bu bir kuru inat değil; bir vefa ve bir iman meselesidir. Milletime, kendime, geçmişime ve bu yolda tanıdığım insanlara olan vefamdır. Bu mektubu yazan dostuma da, bana bu uzun yolculuğu yeniden hatırlattığı için içtenlikle teşekkür ediyorum.

Veyis Güngör
21 Nisan 2026