Tarihte bazı olaylar vardır; yaşandığı dönemi aşar, bir çağın ruhunu ele verir…

Jeffrey Epstein olayı da tam olarak böyledir. Bu hadiseye, sadece bir “suç dosyası”, sadece bir “skandal” olarak bakmak doğru değildir...

Epstein meselesi, modern dünyanın vitrininin arkasındaki çürümüşlüğü gösteren bir röntgendir… Gücü, parayı ve iktidarı elinde tutanların hangi ahlaki boşlukta gezindiğini ifşa eden ibretlik bir aynadır…

Bu adamın adı anıldığında herkesin zihninde benzer çağrışımlar uyanıyor: Özel jetler, adalar, elit davetler, siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler, kraliyet mensupları… Ve elbette, susturulmuş mağdurlar…

Burada asıl mesele, Epstein’ın kim olduğu değil; onun etrafında kümelenen “dokunulmazlar sınıfı”nın kim olduğudur. Çünkü Epstein, tek başına bir sapkın değil… O, küresel düzenin lanet semptomlarından yalnızca biri!...

Güç Sarhoşluğu ve Sınırsızlık Yanılsaması

Bizim kültürümüzde “hadsizlik” önemli bir ahlaki sorundur… Herkesin haddini bilmesi ve haddini aşmaması gerekir…

Fakat insanlık tarihi, gücü eline geçirenlerin “sınırlarıyla olan imtihanının” bir tarihidir. Güç, denetlenmediğinde ahlak aşınır. Para ise bu aşınmayı hızlandıran çözücü gibidir…

Modern çağda buna bir de “küresel dokunulmazlık” eklendi… Artık bazı insanlar, ulus-devletlerin hukuki sınırlarının üstünde yaşadıklarına inanıyorlar. Epstein dosyası, bu inancın ne kadar yaygın olduğunu ortaya çıkardı.

Bu insanlara göre ahlak, alt sınıflar için yazılmış bir metindir… Kendileri ise tüm kurallardan istisnadır… Kurallar, başkaları içindir. Hukuk, yoksullar için işler. Utanç, güçsüzlerin duygusudur. Güçlü olan, utanmaz!... Bilakis yaptığı işlerden gurur duyar… “Neden utanalım ki?” sorusu onlar açısından cevabı olmayan bir sorudur!...

Burada aslında sormamız gereken şudur: Para ve iktidar ele geçirildikten sonra insan ne ile tatmin olur?... Görünen o ki, bir noktadan sonra servet de, makam da, alkış da yetmiyor… İnsan, sınırları zorlamaya başlıyor. Yasak olan cazipleşiyor. Ahlak, bir engel gibi algılanıyor. Ve en nihayetinde, insan, insanlıktan çıkıyor!...

Elitlerin Gizli Dünyası

Epstein olayını asıl ürkütücü kılan şey, bu tür sapmaların “istisna” olmaktan çıkmış olmasıdır… Bu dosya, elitlerin kapalı devre bir dünyada, kendi kurallarını kendilerinin yazdığını gösterdi. Medya, akademi, siyaset ve sermaye; hepsi bu ağın farklı düğümleri gibi çalışıyor. Bir isim ortaya çıktığında, diğerleri sessiz kalıyor... Sessizlik, suç ortaklığının kanıtıdır!

Dosyaların kaybolması, tanıkların susturulması, davaların sürüncemede bırakılması… Bütün bunlar bize şunu söylüyor: Küresel düzen, adalet üretmek için değil; düzeni korumak için var. Ve o düzenin merkezinde, ahlak değil çıkar bulunuyor…

Epstein’ın hapishanedeki “ölümü” bile bu çürümüşlüğün sembolüdür. Resmi açıklamalar ne söylerse söylesin, dünya kamuoyunun büyük bir kısmı bu anlatıya inanmadı. Çünkü güven duygusu çoktan yok olmuştu. İnsanlar artık şunu biliyor: Gerçek, çoğu zaman güçlülerin işine geldiği kadar açıklanır!...

Küresel Ahlaki Çöküş

Bu meseleyi sadece Batı’ya, sadece Amerika’ya, sadece “ötekilere” ait bir problem gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Ahlaki erozyon küreseldir. Güç neredeyse, benzer deformasyonlar orada da görülür. Sadece aktörler değişir, senaryo aynı kalır…

Bugün dünyayı yönetenlerin büyük bir kısmı, insanlığı bir değer olarak değil, yönetilmesi gereken bir kalabalık olarak görüyor. İnsan onuru, söylem düzeyinde var; pratikte yok. Çocuklar, kadınlar, yoksullar, göçmenler… Hepsi bu düzenin “harcanabilir unsurları” haline gelmiş durumda.

Epstein dosyası, çocukların bile bu kirli çarkta nasıl bir meta haline getirilebildiğini gözler önüne serdi. Bu, sadece bireysel sapkınlıkla açıklanamaz. Bu, sistemsel bir ahlak çöküşüdür.

Medya ve Aydınların Sınavı

Bu noktada medya ve aydınların rolü de sorgulanmalıdır. Epstein dosyası ilk ortaya çıktığında, ana akım medyanın büyük bir kısmı ya sessiz kaldı ya da konuyu magazinleştirdi. İsimler gizlendi. Bağlantılar bulanıklaştırıldı. Hakikat, küçük parçalara bölündü.

Oysa aydının görevi, iktidar sahiplerinin hoşuna gidecek cümleler kurmak değildir. Gazetecinin görevi, güçlülerin konforunu korumak hiç değildir. Ne yazık ki bugün birçok ülkede medya, güç ve iktidar sahiplerinin bir uzantısı haline gelmiştir. Bu da ahlaki çöküşün bir başka boyutudur…

Epstein olayı bize şunu da gösterdi: Hakikat, ancak bağımsız sesler sayesinde ayakta kalabiliyor. Bedel ödemeyi göze alan gazeteciler, akademisyenler ve aktivistler olmasa, bu dosya çoktan tarihin karanlık raflarına kaldırılmıştı.

“Ama Bizden Değil” Demek Kolaycılıktır

Bu tür olaylar karşısında toplumların sıkça başvurduğu bir savunma mekanizması vardır:

Onlar başka, biz başka.”… Oysa güç ilişkileri her yerde benzer sonuçlar üretir. Denetimsiz güç, bulunduğu her coğrafyayı yozlaştırır… Ahlak, ancak hesap verebilirlikle ayakta kalan bir kurumdur…

Kendi ülkemize baktığımızda da, küçük ölçekte benzer çürümelerin izlerini görmek mümkün... Güç sahiplerinin hakkınca sorgulanmadığı, paranın kutsallaştırıldığı, “bizden olanın” her şeyinin meşru sayıldığı her yerde “Epsteinvari” çürümeler filizlenir… Belki ada yoktur, belki jet yoktur; ama zihniyet aynıdır…

Ahlak Bir Lüks Değil, Zorunluluktur

Epstein dosyası kapanmadı. Kapatılmak isteniyor, evet… Ama kapatılamadı… Çünkü bu dosya, insanlığın vicdanına açılmış bir dava haline geldi. Bu dava, sadece Epstein’a karşı değil; onu mümkün kılan düzene karşı da bir davadır…

Bugün dünyayı yönetenler şunu bilmelidir: Para ve güç, insanı büyütmez; insanın içini açığa çıkarır... İçeride ahlak yoksa, dışarıda medeniyet maskesi işe yaramaz. Ahlak, süs değildir. Kriz anlarında vazgeçilecek bir lüks hiç değildir. Ahlak, bir toplumun sigortasıdır.

Ve belki de asıl soru şudur: Gücü ele geçirenler, bir gün gerçekten hesap verecek mi? Tarih bize şunu söylüyor: Geç de olsa, eksik de olsa, o hesap mutlaka gelir… Ama bazen geç gelen adalet, sadece ibret olur; teselli olmaz…

Epstein olayı, bize ibretlik bir hikâye bıraktı. Mesele, bu hikâyeden ders alıp almayacağımızdır. Çünkü ahlaki çöküş, başkalarının sorunu sanıldığında, eninde sonunda herkesin kapısını mutlaka çalar…

Karanlık aynaların yansıttığı parlaklığa aldanmamak gerek… Gün gelir, küçük bir ışık o sahte parıltıları ortadan kaldırır ve acı gerçeği anında ortaya çıkarıverir!...

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri