Anadolu’ya geldiğimizden sonra, 800 yıldan fazla huzur ve barış içinde yaşadık onlarla… Devletimize sadakatlerini, ‘millet-i sâdıka’ unvanıyla ödüllendirdik.

Ta ki, güçten düşmeye; Batı karşısında gerilemeye başlayıncaya kadar… Devletimiz için zeval yaklaştıkça, ciğerimizi sökmek için fırsat kollayan sırtlanların iştahı da açıldıkça açıldı.

Hıristiyanlığı kabul ettikleri 301 yılından itibaren Ermenilerin ‘resmî mezhebi’ olan Apostolik inanç, bu bahtsız milleti Türklere karşı kışkırtmak amacıyla sürekli ifsat edildi.

Bizans Ortodoksluğu, zaten Ermeni Apostolik inancını yasaklı, hatta ‘kâfirlik’ sayılıyordu.

Önce Çarlık Rusya kolları sıvadı; 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’yla elde ettiği ‘Hıristiyan hamiliği’ imtiyazıyla, Ermenilere nüfuz etmeye girişti.

Fransa’nın arkaladığı Katolik misyonerler, yoğun çabalar sonunda 1830’da Ermenilere Katolik kilisesini ‘hediye’ etti.

Sonra Boston/ABD merkezli Protestan misyonerlerin yanısıra, İngiliz ve Alman Protestan misyonerleri de kepçeyi daldırdı, Ermeni toplumunun içine. Onlar da 1847’de muratlarına ererek, Ermeni Protestan Kilisesi kurmayı başardı.

Böylece Ermeniler, 4 ayrı mezhebe bölünmüş oldu. Her bir mezhep üzerinde, Batılı bir veya birden fazla devletin nüfuzu vardı.

SOYKIRIM MASALI

İşte o nüfuzları kullanarak, Ermenileri ‘harcamak’ pahasına, Türk Devleti’nin bünyesini zayıflatılmaya çalıştılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Rus ordusu içindeki 200 bin Osmanlı vatandaşı ermeni, General Antranik komutasında Türk Devleti’ne karşı savaşıyordu. Yani Batılı emperyalistler, amaçlarına ulaşmıştı.

O emperyalistlerin silahlandırıp azdırdığı Ermeni çeteler, Türk Ordusu’nun cephede olmasını fırsat bilerek, bilhassa Türkiye’nin Doğusunda yaklaşık 500 bin Müslümanı katletti.

Sonuçta devletimiz, bir göç ve iskân kararı (tehcir) almaya mecbur kaldı. Ermeni vatandaşların çoğunluğu, Anadolu şehirlerinden alınarak, o zamanlar ülke topraklarımıza dâhil olan Halep, Şam, Deyrizor ve Lübnan civarlarına yerleştirildi.

Elbette bu kolay olmadı. Dönemin şartlarında bunca yolculuğun getirdiği zorluklar bir yana, savaş sebebiyle zaten ülkede açlık ve hastalık kol geziyordu. Hatırlatalım; 1912-1922 arasında yitirilen Türk nüfusu 4,5 milyona varmıştı.

Bir de Ermenilerle araya ‘kan’ girmişti. Bazı aşiretlerin intikam hırslarını dizginleyecek yeterli kolluk gücü de yoktu. Bu da, tehcir sırasında yaklaşık 360 bin Ermeni vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebep oldu.

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Batılı emperyalistlerin Türkiye üzerindeki çıkar hesaplarına göre, ölen Ermeni sayısı 1,5 milyona kadar artırıldı. Oysa o dönem bütün Osmanlı mülkündeki Ermeni sayısı zaten 1,5 milyon idi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında köpürtülen ‘Ermeni Soykırımı’ masalı, hem Türkiye’nin başını bir hayli ağrıttı, hem de Ermenileri boş hayaller peşinde perişan etti.

ÜLKE YAŞANMAZ HALE GELİNCE

Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik hasmane tutumdan dolayı, bağımsızlık sonrasında 3,5 milyon olan Ermenistan nüfusu, bugün gelinen noktada 2 milyonun altına geriledi. Cılız nüfus bir de temelsiz ekonomi ile birleşince, vatandaşların neredeyse yarısı ülkeyi terk etti.

Elbette diasporada yaşayan ve ‘kinini din edinmiş’ Ermeni örgütlerinin tuzu kuruydu. Ermenistan’da yaşayanların sefil ve perişan olması çok da umurlarında olmadı.

Bir de iç siyasette Türk düşmanlığının ekmeğini tepe tepe yiyen hırslı fakat kifayetsiz politikacılar olunca…

Nihayet, 30 yıllık işgalin ardından Karabağ 2020’de kahraman Azerbaycan ordusu tarafından özgürleştirilince, Ermenistan’da akıllar başa gelmeye başladı.

İlk uyanan, Başbakan Nikol Paşinyan oldu. 2020’deki savaşı kaybetmesine rağmen Paşinyan’ın yeniden seçilmesi, Ermenistan halkının da artık suni Türk düşmanlığının bitmesini istediğini ortaya koydu.

Aslında Türkiye, komşu Ermenistan’ın da ayağa kalkmasını, ekonomik bakımdan kalkınmasını, barış ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda dile getirdiği, Ermenistan’ı da içine alan Kafkasya barış ve ekonomik işbirliği modeli o iyi niyetin bir ifadesiydi. Lakin Ermenistan iç politikasına kurban gitti.

Nihayetinde iş, Zengezur Koridoru meselesine geldi dayandı. Paşinyan, Ermenistan’ı Avrupa ve Asya’ya kara ve demiryoluyla bağlayacak olan o ballı projeyi iyi idrak etti ve sahiplendi. İçeriden çıkan çatlak sesler ve darbe girişimleri de bir şekilde etkisizleştirildi.

Hele de ABD Başkanı Donald Trump da Zengezur Koridoru’na ‘isim babalığı’ yapınca, proje iyiden iyiye benimsendi.

DEĞİŞEN ERMENİSTAN SİYASETİ

Geçtiğimiz günlerde bir rapor hazırlayan Ermenistan Dış İstihbarat Servisi, 2026'da Azerbaycan ile askeri gerilim riskinin düşük olduğunu belirterek, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan ile ulaşım bağlantılarının yeniden tesis edilmesinin bölgenin rekabet gücünü ve uluslararası cazibesini artıracağını açıkladı.

Raporda; 2026 yılı içinde sınırların belirlenmesi, ikili ticaret ve ekonomik girişimlerde, iki toplum arasındaki diyalogda, insani ve diğer alanlarda ilerleme sağlanmasının yüksek olasılık olduğu ve bölgesel ulaşım altyapılarının açılması konusunda devam eden süreçlerde ilerleme kaydedileceği vurgulandı.

Raporda özetle; Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan’la iyi ilişkileri geliştirmesi ve üzerinde çalışılan ekonomi temelli kalkınma projelerinden pay alması gerektiği dile getirildi.

Bu arada, Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahang Khachaturyan, Türkiye ve Azerbaycan ile diplomatik ilişkilerin kurulması yönünde ‘siyasi iradenin’ mevcut olduğunu vurguladı.

Zaten Başbakan Nikol Paşinyan da Türkiye ve Azerbaycan ile olan ilişkileri hızlı bir şekilde düzeltmek için hem risk alıyor hem de elinden gelen çabayı gösteriyor.

Paşinyan, ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarının da ziyadesiyle abartıldığı ve emperyalistlerin amacına hizmet uğruna köpürtüldüğüne dair cümleler de kuruyor.

Hâsılı kelam, Ermenistan giderek akıl ve mantık çizgisine geliyor; Türk Dünyası ile kavga etmenin veya anlamsız hayaller peşinde koşmanın, Ermeni halkına ve devletine hiçbir yarar sağlamayacağını görüyor.

Türkiye ve Azerbaycan’la arasını düzeltmesi, Ermenistan’ı içine düştüğü açmazdan hızla kurtaracaktır. Aklı başında olan Ermeni devlet adamı ve aydınları da bu gerçeği görüyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri