Yağmurun yağması, güneşin doğması, nehirlerin akması, rüzgarın esmesi, milyonlarca yıldan bu yana devam eden değişmez tabiat hareketleridir…
Deprem de, hiçbir zaman kuralları değişmeyen bu doğa olaylarından sadece bir tanesidir…
Tıpkı yerçekimi gibi…
Fotosentez gibi…
Ayın hareketlerinin, dünyanın yörüngesinin, güneşin ve diğer yıldızların tabi olduğu kuralların daha önce değiştiğini iddia eden var mı?
Gerçekleşmek için, sadece zamanını ve şartlarının oluşmasını bekler bu olaylar…
O zamanı ve şartları da belirleyen yalnızca Allah’tır…
Öyle inanırız…
Kutsal kitabımızda, her şeyi mutlaka bir “ölçü” içinde yarattığını söyler çünkü… (Kamer’49)
Allah’ın takdir ettiği bu ölçülerin nelerden ibaret olduğunu bilimsel çalışmalarla anlamaya çabalar insan…
Ve insanın bu çabası ibadet sayılır üstelik…
“Kader” kelimesi “ölçü” demektir…
“Deprem bir kaderdir” denildiğinde; “depremin de kendine has bir ölçüsü, formülü, kuralı var…” demek istenir…
Ortaya başka bir anlam çıkmaz!
Depremi önleyemezsiniz… Yağmurun yağmasını, güneşin doğmasını önleyemediğiniz gibi…
Cenabı Allah kullarından şunu ister:
- Kendinizi bu ölçüye uydurun!... Yaşantınıza bu ölçülere göre yön verin!
- Sakın ölçüleri değiştirmeye kalkmayın!...
- Ölçülerle oynamak, fesatlıktır, azgınlık ve bozgunculuktur!...
Soğuk bir hava varsa, üstüne kalın giymen gerekir…
Yüzme bilmiyorsan göle atlamaman gerekir…
Eğer seni, yer çekiminden koruyacak kanatların yoksa havalanmaman gerekir!...
Doğanın kanunlarına, tabiatın ölçülerine aykırı davranıp, bundan farklı sonuçlar beklemek Allah’a isyandır!...
Böyle diyor Kur’an!
“Kadere iman” dediğimiz şeyin aslı bu!...
Cenabı Allah, durduk yere insanlara şer (kötülük) bulaştırmaz!...
Hayır Allah’tandır… Şer ise kulun kendi yaptıklarındandır…
Kur’andaki ayetlerin tamamı insanoğlunun şerden uzaklaşmasıyla ilgilidir!...
Aklını kullan ve karşılaşacağın her duruma karşı:
-
- Hazırlığını yap…
- Tedbirini önceden al…
- Konulan kurallara uy…
- Haddini sakın aşma!
İster ahiret için, ister dünya için…
Böyle okumamız lazım…
Böyle düşünmemiz lazım…
Aklımız olduğu için sorumluluğumuz var!
Hayvanlar gibi aklımız olmasaydı, sorumluluğumuz da olmazdı…
Bize bahşedilen bu aklı kullanmadığımızda, hesabı sorulmayacak mı?
Medyada boy gösteren, sözüm ona “din alimi” geçinen bazı gafiller deprem dolayısıyla kendilerine yeni bir “pazaryeri” daha buldular!...
Neymiş, depremler Allah’ın gazabıymış!...
Allah, bazı şeylere çok kızmış ve böylece gazabını göstermiş!...
İnsanları korkutarak ve bilgisizliklerinden istifade ederek yine istismar etmeye başladılar…
Açıkça, hem Allah’a iftira ediyorlar; hem de depremzedelere…
Allah sizi ıslah etsin!...
İnsanları öldüren deprem değil…
Bazılarını evsiz-barksız bırakan deprem değil…
Bazılarını yoksul, kimsesiz bırakan deprem değil…
Deprem, yağmur gibi, güneş gibi Allah’ın bir nimetidir…
Olacağı tahmin edilebilen sıradan bir doğa olayıdır…
Bizi öldüren şey ölçüsüzlüğümüz;
Ölçülere olan inançsızlığımızdır…
Yani dayanıklı bina yapmayışımız;
Sağlam malzeme kullanmayışımızdır…
Tarım yapacağımız yerlere ev yapıyoruz… Ev yapmamız gereken sahalarda da tarım yapmaya uğraşıyoruz!
Kadere iman, ölçüyü aşanlar için bir “sigorta poliçesi” değildir!...
Ölçüyü aşan her kimse hesabını vermeli…
- Müteahhit ise müteahhit…
- Bürokratsa bürokrat…
- Siyasetçiyse siyasetçi…
Ölen, yaralanan, mağdur olan insanlara ve en başta da Allah’a iftira ederek, depremin “ilahi bir gazap" olduğunu söyleyenlere sadece şu ayeti hatırlatıyorum:
- “Hiçbir delile dayanmadan, insanları saptırmak için yalan uydurup, Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Şüphesiz Allah, o zalimlere hidayet etmez.” (Enam,144)
Ey müfteriler!
Ey ölçüyü bozanlar!
Yaptığınız hatanın farkına varabilirseniz; merhamet kapısı size bile açık:
- “De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer, 53)
Daha ne istiyorsunuz?