İran’a yaptığı saldırılardan umduğunu bulamayan ABD Başkanı Donald Trump, belli ki ‘onurlu bir çıkış yolu’ arıyor.

Tabi bu arayışını da, tam olarak ‘Trump’ça’ yapıyor. Sabah söylediğini akşam yalanlıyor. Bir bakıyorsunuz, “İran’ı yendik. 156 gemilerini denize gömdük, deniz kuvvetlerini yok ettik. Hava savunma sistemlerini de bitirdik…” türünden laflar ediyor. Aynı konuşmanın devamında, daha işlerinin bitmediğini, çok daha sert saldıracaklarını beyan ediyor.

Peki Trump, ne söylediğini bilmeyen birisi mi? Hiç sanmıyorum. Vaşington’daki hesabın Hürmüz’e uymadığını gördüğünden, içine düştüğü çamurdan kurtuluş için söylemsel zemin hazırlıyor.

İranlı yetkililerin, kendisiyle görüşmek için çaba gösterdiğini, hatta yalvardığını söyleyebiliyor. İran’dan gelen, “Asla!.. ABD ile görüşme arayışımız yok…” açıklamalarını duymazdan geliyor.

Trump’ın sözlerini her zaman ihtiyatla karşılamakta yarar var. Zira sık sık ‘doğruluğu kuşkulu’ ifadeler kullanıyor.

Trump öyle de İran çok mu farklı? Onların da aleyhlerinde olan ve birkaç saat sonra ortaya çıkacak gerçekleri inkâr etmek gibi tuhaf bir huyu var.

GÜVENİLİR ARABULUCU

Bu durumda, ABD-İran müzakerelerine dair bu zıt açıklamalar arasında, ‘gerçek’ nerede duruyor? Muhtemelen işin doğrusu, her iki açıklamanın ortalarında bir yerlere denk düşüyor.

Belli ki ABD ile İran arasında bazı ‘arka kapı diplomasisi’ kanalları çalışıyor. Ve kuvvetli ihtimal, bu ‘istikşafi’ görüşmelerin merkezinde Türkiye ile Pakistan yer alıyor. Denkleme Mısır’ın da dâhil olması, uzak bir ihtimal değil.

Elbette Türkiye’nin gözardı edilemez bir diplomasi ve arabuluculuk gücü var. Bunu, başta Ukrayna-Rusya ve Somali-Etiyopya gibi önemli çatışma noktalarında açıkça gördük.

İlaveten, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile Başkan Trump arasında, değerli bir liderler diplomasisi bulunduğu gerçeğini de atlamayalım.

Türkiye, gerek Rusya-Ukrayna savaşında, gerekse ABD/İsrail-İran savaşında, tarihin ve vicdanın doğru tarafında duruyor. Savaşlar karşısında tarafsızlığını korurken, aynı zamanda hak ve adaletin gereğini dile getirmekten de çekinmiyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin diplomatik çabalarının, hem İran için hem de ABD için kıymetli olduğu kesin.

Denilebilir ki, savaşın bir tarafı daha var: İsrail

SİYONİST ANCAK DAYAKTAN ANLAR

Evet, İsrail bu savaşın kurgulayıcısı, başlatıcısı ve devamını sağlamak için her türlü fırıldağı çeviren bir terör örgütü. İşin daha da kötüsü, sapkın bir teolojik temel üzerinde yürüyen İsrail terör örgütü, akıl çizgisinden alabildiğine uzak kalmak için özel gayret gösteriyor.

Esasen Başkan Trump’ın, girmemesi gereken bu savaştan çıkış için çare arayışları önündeki en büyük engel, katil Netanyahu kişiliksizliğinde temsil edilen Siyonist güruhtur.

Şimdi… Trump, İran’la olan savaşı bitirmek için fiilî ya da sözlü hamleler yapıyor olsa bile, Siyonistleri ikna etmeden bu savaş bitmez.

Peki, Siyonist güruh nasıl ikna edilecek? Zor soru bu…

Merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın o meşhur sözü, bu noktada yine gündemimize geliyor: Siyonist, sadece güçten (yani dayaktan) anlar.

NÜKLEER RİSKİ OLSA DA…

İran’ın yediği dayağı gözardı etmiyoruz. Beri cephede ise dayağın çoğunu ABD yiyor. Savaşın akıl sınırlarını zorlayan maliyeti bir yana, dünyanın ‘süper gücü’, takatini ve itibarını Hürmüz Boğazı’na gömüyor.

Eğer İran kısa sürede bu savaşı bitirmeyi istiyorsa, yapacağı en mantıklı eylem, Tel Aviv, Hayfa, Kudüs başta olmak üzere, tüm şehirlerdeki stratejik hedeflere, İsrail’in belini kıracak ölçekte saldırılar yapmaktır.

Elbette bunun ciddi riskleri var. En büyük risk, yenilgiyi tatmış bir İsrail’in, İran’a nükleer bomba atmaktan çekinmeyeceğidir. İran, nükleer saldırıya maruz kalma riskini göze almak durumundadır. Tabi, nükleer bomba kullanmanın, ABD ve İsrail için, geleceğe dönük çok ağır faturalar doğuracağı, gerçeğin öbür yüzüdür.

Evet… İsrail ve ABD’deki Siyonistlerin burnu sürtülmeden bu savaş bitmez. Netanyahu’yu barışa ikna etmesi gereken Trump, kendisini İran’a saldırmaya zorlayan o Siyonist çeteye ne ölçüde paçasını kaptırmış, bunu bilmiyoruz. Yani Epstein Dosyalarının Trump’a dair içeriğinin kalınlığı, bu noktada en belirleyici unsur olacak.