Bir tarafta dünyanın kabadayılığına soyunmuş; fakat kabadayılığın raconundan uzak, zalimlikte sınır tanımayan ABD

Diğer tarafta, sözleriyle eylemleri pek fazla örtüşmeyen; ne zaman makas değiştireceği elli olmayan İran

Her iki tarafın dünyaya verdiği görüntü, aralarında ‘ciddiye alınması gereken’ bir restleşme olduğu yönünde…

İsrail, ABD’yi bir koçbaşı gibi kullanarak, İran’ın ‘fazlalıklarının’ budanmasını istiyor.

ABD, bir yandan İsrail’in haddini aşan taleplerini ‘mecburiyetten’ karşılamak zorunda hissediyor; öte yandan, Ortadoğu siyasetinin mihenk noktası olan İran’ı ‘oyundan düşürmemek’ için formül arıyor.

İran ise, İsrail ile karşılıklı bir realite olan ‘varlık sebebini’ yitirmek istemiyor.

Ortada, savaş tehdidini de içeren bir ‘kontrollü gerilim’ yaşanıyor.

ABD, masaya sürdüğü 4 temel konuda istenileni yapmazsa, İran’ı pişman edeceğine dair cümleler kuruyor.

Başkan Trump, işi biraz daha ileri bir noktaya taşıyarak, ‘İran’daki rejimi değiştirmekten’ söz ediyor.

İşte tam da burada dişimize taş değiyor. O yüzden, aşağıda tekrar değinmek üzere, bu ‘rejim değiştirme’ meselesine bir mim koyalım.

TEATRAL KOKULU RESTLEŞME

İran’ın ‘seçilmemiş rejim sahipleri’, ABD saldırısına, başta uçak gemileri olmak üzere, tüm hedeflere füze ve kamikaze dronlarla karşılık vereceklerini beyan ediyor. Hatta bu işin çizgi filmlerini yaparak, paylaşıyorlar.

ABD-İran konusunu tartıştığım bir yazıda (16 Ocak 2026), İran’ın dik durması halinde, denklemde çok şeyin değişeceğini ifade etmiştim.

Hâlâ aynı kanıdayım. Lakin, İran’ın verdiği ciddiyeti tartışılır görüntü, aradaki restleşmenin ‘teatral bir ağırlık’ taşıdığını hissettiriyor.

Şayet durum, tüm dünyaya hissettirildiği gibi ‘çok ciddi’ ise; İran’ın, daha bir ciddiyetle bağdaşır strateji izlemesi gerekirdi.

Televizyonlarda tartışan ‘uzman’ yorumcuların ekseriyeti. ABD’nin İran’a çok ağır darbe vuracak bir saldırıya hazırlandığı öngörürüyle birlikte, saldırının şekli üzerinde ihtilaf sergiliyor.

Az sayıdaki yorumcu ise, ABD’nin İran’ı zaafa düşürecek bir saldırı yapmasının, kendi temel siyasetine aykırı olacağını dile getiriyor.

ABD’nin Ortadoğu politikası üzerine kalem oynatmak, hayli derin ve kapsamlı bir mevzu. Sadece şunu söyleyelim, ABD, İran gibi bir ‘kozu’ yitirmek istemez.

TERS MANYEL OLMASIN

Tekrar Trump’ın ‘rejim değiştirme’ niyetine gelirsek… ABD Başkanı’nın bu konudaki söylemleri, insanın aklına ‘ters manyel’ ihtimalini getiriyor.

Şöyle açalım: Şu anda İran’daki rejim, devrimden sonraki en zor zamanlarını yaşıyor. Halkta bir bezginlik, yoksulluk, tükenmişlik, bunalmışlık belirtileri var. O yüzden, birkaç hafta öncesinde yaşanan ve 6 bin ile 30 bin arasında ölümden söz edilen halk ayaklanması, İran’daki rejimi hayli silkelemiş durumda.

Rejime karşı biriken toplumsal öfkenin oluşturduğu tansiyonu düşürmek ve ülke içindeki dağınıklığı toparlamak için en tesirli ilaç, ABD ve İsrail’in İran’daki rejimi değiştirmeye dönük saldırı söylemleridir.

Halk, her ne kadar rejime karşı öfke biriktirmiş olsa da, ABD ve İsrail menşeli bir ‘rejim değiştirme’ hamlesine kolay kolay sıcak bakmaz.

Tam da bu noktada insanın aklına, “Acaba ABD, rejimi değiştirme amaçlı saldırı söylemleriyle, Ali Hamaney liderliğindeki rejime hayat öpücüğü mü vermek istiyor?” sorusu geliyor.

Nitekim İran-İsrail-ABD denkleminin mazisinde yaşananlar, böylesi bir ihtimali önemsememiz için yeterince malzeme veriyor.

HÜRMÜZ BOĞAZI KİME ZARAR?

Ortalığa pompalanan savaş söylemlerinin en önemli unsurlarından birisi de, Hürmüz Boğazı meselesi…

Televizyonların ‘uzman’ yorumcularının beyanlarına bakarsak, İran’ın elinde, ‘Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmak’ gibi, çok önemli bir koz var.

Bu tezin gerekçesi olarak; zorda kalması halinde İran’ın birkaç tankeri kritik bir noktada batırmak suretiyle Hürmüz Boğazı’nı ulaşıma kapatabileceği, böylece bölge ülkelerinden dünyaya petrol ve sıvılaştırılmış gaz nakliyesini durduracağı, bunun da ABD’nin en fazla ‘çekindiği’ nokta olduğu öne sürülüyor.

Peki, ABD gerçekten Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından endişe duyuyor mu?

İşin aslına bakarsak; ABD, petrol ve gaz ithal eden bir ülke değil. Tam tersine, dünyanın dört bir yanında ürettiği petrol ve bilhassa kaya gazını ihraç eden bir ülke.

Dolayısıyla dünyanın geri kalanının petrol ve gazı pahalıya alması, ABD’nin pek umurunda olmadığı gibi, yükselen fiyatlardan Rusya ve diğer petrol ihracatçısı ülkelerle birlikte en fazla kazançlı çıkacak ülke ABD’dir.

GERİSİNİ ÇİN VE AVRUPA DÜŞÜNSÜN

Tersinden okuyacak olursak; Hürmüz Boğazı’nın tanker trafiğine kapanmasından en büyük zararı görecek ülke Çin’dir. Onu Avrupa takip eder. Net enerji ithalatçısı olan Çin ve Avrupa ülkeleri, petrol ve gaz fiyatlarının yükselmesinden en büyük zararı görecek ülkedir.

O halde, ABD, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından niye endişe etsin? Yoksa burada da bir ‘ters manyel’ durumuna mı muhatabız? Yani İran’ı gazlayıp, Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını sağlamak…

Böylece hem İran, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, petrol ithalatçısı tüm dünyanın tepkisiyle yüzleşecek, hem de ABD’nin petrol ve gaz satış gelirleri katlanacak. Gerisini Avrupa ülkeleri ve Çin düşünsün.

Küçük bir hatırlatma; Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ilk aylarında, Rusya’dan Avrupa’ya doğalgaz taşıyan Kuzey Hattı bir sabotajla patlatılmış ve gaz akışı sıfırlanmış; enerjisiz kalan Avrupa, Rusya’dan aldığı doğalgazın birkaç katı fiyatla, ABD’nin sıvılaştırılmış kaya gazını almak zorunda kalmıştı. Durum halen böyle…

Hürmüz Boğazı kapanırsa, yaşanacaklar bundan farklı mı olacak?

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri