İsrail adlı terör örgütünün uçuk çıkarları uğruna başlatılan İran Savaşının bitmesi an meselesi...
Bu satırların yazıldığı saatlerde, ABD tarafı ‘anlaştık’ derken, İran cephesi ‘bazı pürüzler henüz halledilmedi’ havasındaydı.
ABD Başkanı Trump’ın her hafta birkaç kez tekrarladığı, ‘bitiriyoruz’ mesajlarını fazla ciddiye almasak bile, İranlı yetkililer ilk defa anlaşmanın uzak olmadığı ifadelerini kullanıyor.
Her neyse… Trump’ın doğum gününe yetişmemiş olsa da, önümüzdeki kısa bir zaman dilimi içinde, savaşın bittiğine dair resmî açıklamaları bekleyebiliriz.
100 küsur gün önce ABD/İsrail tarafının İran’a saldırmasıyla başlayan bu anlamsız savaş, aslında birbuçuk aydır askıya alınmış durumda. Arada bir çatışma halleri görülse de, fiilî bir ateşkesin olduğu sır değil.
VAZİYETİN ÖZETİ
Gelinen noktada savaşan tarafların pozisyonunu şöyle özetleyebiliriz:
ABD: Ülke menfaati bulunmayan bu savaştan bir an önce kendisini kurtarmak istiyor. Tabi, ‘zafer’ diye sunabileceği bir şeyler elde ederek… İstemediği savaşa mecburen sürüklenen Başkan Trump, yaklaşan ara seçimlere mevcut tabloyla gidilirse, siyasî sonunun geleceğini net şekilde görebiliyor.
İsrail: Fitnenin başı olan Netanyahu katili, İran Savaşının mevcut haliyle bitmesiyle, kendi siyasî ömrünün de biteceğini hesaplıyor. Dolayısıyla, ABD sırtından yürütülen savaşın, mümkünse sonsuza kadar sürmesinden yana.
İran: Savaşın mağduru konumundaki İran, kaybedebileceklerini zaten kaybetmiş bulunuyor. Mevcut haliyle durağanlaşmış bu savaşın, bir ‘barış anlaşmasıyla’ noktalanması veya ‘dağınık kalması’, İran için çok fazla bir şey değiştirmiyor.
Elbette İran’a uygulanan ambargoların gevşetilmesi, dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı’ndan geçiş karşılığında ‘baç’ elde etmesi, bu ülke için çok önemli. Bununla birlikte, savaşı bir an önce noktalama konusunda İran’ın acelesi yok.
SAVAŞ ELBET BİTECEK DE…
Tarihte çok uzun süren savaşlar yaşandı. 100 Yıl Savaşları… 30 Yıl Savaşları… Birinci Dünya Savaşı… İkinci Dünya Savaşı… Uzun sürmüş olsa da, her savaş bir gün biter. ABD/İsrail-İran Savaşı da gün gelip bitecek.
Peki, bu savaştan geriye ne kalacak?
Her şeyden önce, bu savaşın bir zafer kazananı var mı? Evet, savaş yüzünden taraflar epeyce kayba uğradı. Ya zafer?
İsrail’in ‘kısa günün kârı’ saydığı, İran’ın törpülenmesi durumunu saymazsak, kimsenin net bir kazancı yok.
İran açısından bakarsak; deniz ve hava gücünün büyük bölümünü kaybetti veya harcadı. Nükleer tesisleri büyük zarar gördü. Bazı önemli altyapıları tahrip oldu. Başta dinî lider Ali Hamaney olmak üzere, birçok üst düzey yöneticisi katledildi.
Buna rağmen, İran diz çökmedi, teslim olmadı. Saldırganlar tarafından kendisine dayatılan ağır mağlubiyet teklifini kabul etmedi, direndi.
SİYONİST ÇAKALLAR İDRAK EDECEK
İsrail de azımsanmayacak kayıplar yaşadı. Bir kere, adı efsaneye çıkarılan Demir Kubbe’si, deyim yerindeyse, kevgire döndü. İran’ın kendi yaptığı ucuz füzeler ve dronlar, İsrail’in astronomik maliyetli savunma sistemlerini perişan etti. Daha da önemlisi, İsrail, İran’la olan savaş ile Gazze ve Lübnan’da yürüttüğü acımasız katliamlar yüzünden, bütün dünya nazarındaki ‘masumiyetini/mazlumiyetini’ yitirdi. Azıcık vicdanı olan bir yeryüzü sakini, artık ‘Holokost’ masalları veya ‘Antisemitizm’ yaygaralarını ciddiye almıyor; Yahudilerin mazlum değil zalim olduğunu biliyor. Şayet İsrail ve Siyonist tayfa; bugüne kadar insanlıktan sömürdüğü her türlü menfaatin temelinde, o ‘inşa edilmiş mağduriyet/mazlumiyet’ imajının yattığını biliyorsa, yaşadığı ve yaşayacağı kayıpların da ne kadar hayatî olduğunu idrak edecektir.
ABD’ye gelirsek… Kendisine ait gerekçeleri olmayan bu savaşın en büyük kaybedeni ABD’dir. Tüm dünyanın bunu anlaması için onlarca yıl geçmesi gerekmeyecek.
Devasa bir donanma ve hava gücünü okyanusa yığıp, İran’a aylarca bomba yağdırmanın ve karşı tarafın saldırılarında imha olan veya hasar alan tesisleri ile kaybettiği uçak, helikopter ve sair savaş unsurlarının yüklediği ekonomik maliyetleri saymayalım…
KARİZME GİTTİ; DAHA NE OLSUN?
ABD, bu savaşta ‘karizmasını’ kaybetti. ‘Çizdirdi’ demiyorum; kaybetti…
Bir ‘USS Army’ efsanesi vardı. Tarihin en büyük askerî gücü, ‘yenilmez armadası’… Venezuela gibi egemen bir ülkenin Devlet Başkanlığı Sarayını basıp, liderini ‘kaldırabilecek’ kadar güçlü bir askerî yapı…
Bir 20 yıl geriye gidersek… “6. Filo Akdeniz’e doğru hareketlendi…” yollu haberlerle; Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve dünyanın geri kalanının ‘hazırol’ vaziyetinde hizalanmasını gerektirecek kadar etkili bir askerî güç imajı…
Şimdi geride ne kaldı?
Hürmüz Boğazı ağzına konuşlandırdığı onbinlerce asker, binlerce uçak, onlarca gemi ve uçak gemisi ile saymakla bitiremeyeceğimiz ölçüdeki askerî gücüne rağmen…
Tepesine haftalarca bomba yağdırdığı bir ülkenin bileğini bükememiş, yönetimini devirememiş, topraklarına asker çıkaramamış, okyanusun ortasında patinaj yapan bir ‘Süper Güç’…
Ve o Süper Gücün ‘Başkomutanının’, “Ulan size teslim olun, yenilgiyi kabul edin diyorum; beni çıldırtmayın...” veya “Savaşı bitirmek için bana yalvarıyorlar…” gibi saçmalaması…
Evet… Dünyanın Süper Gücü ve jandarması, İran Savaşı’yla birlikte, karizmasını ve dünya üzerinde sahip olduğu patronluk imajını, Hürmüz Boğazı sularında kaybetti.
An itibarıyla, dünyanın bir Süper Gücü bulunmadığı gibi, galiba bundan böyle insanlığın böyle bir süperliğe ihtiyacı da olmayacak.
