Geçen haftaki yorumumda, Hollanda’nın Zaandam kentinden Eylem Kösoğlu’nun siyasal katılım mücadelesini ele almıştım. Bu haftaki yorumumda ise, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları ve muhtemelen daha örgütlü oldukları Rotterdam’da, Sosyalist Parti’de siyaset yapan bir gencimizden söz edeceğim. Gencimizin babası, yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, kırk yıllık dostum ülkücü Hüseyin Başoğlu’dur. Oğlu Emin Başoğlu ise üçüncü kuşak Türkler arasında yer almakta ve yerel yönetimlerde söz sahibi olabilmek için çetin bir siyasal katılım mücadelesi vermektedir.
Daha önceki yorumlarımda değindiğim gibi, Türklerin, yaklaşık kırk yıllık siyasal katılım mücadelesi, iki ana hat üzerinden ilerlemiştir. Rotterdamlı Emin Başoğlu da, Zaandam’daki sözü edilen Türk kökenli siyasetçiler gibi, siyasal kariyerini sol bir partide, Sosyalist Parti’de sürdürmektedir. Öyle ki, Zaandamlı Eylem Kösoğlu gibi, Emin Başoğlu da Rotterdam’da partisinin liste başı adayıdır. Liste başı olmak kolay değildir. Parti içinde uzun soluklu bir emek, istikrarlı bir mücadele ve delegelerin güvenini kazanmış olmak gerekir.
Emin Başoğlu’nu tanımaya geçmeden önce, “ülkücü babadan sosyalist politikacı evlat...” meselesine kısaca değinelim. Babalar ve oğullar denildiğinde, ister istemez Rus edebiyatının klasiklerinden İvan Sergeyeviç Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” eseri akla gelir. Turgenyev bu eserinde, eski kuşak ile nihilist genç kuşak arasındaki değer çatışmasını ele alır; aynı zamanda dönemin Rusya’sındaki toplumsal çalkantılara ışık tutar. Elbette ülkücülerde bu denli sert ve köklü bir kuşak çatışmasının yaşandığını söylemek mümkün değildir. Ancak ülkücü bir baba ile sosyalist bir politikacı oğul örneğinde, kaçınılmaz bir değişime dikkat çekebiliriz. Hatta Emin Başoğlu’nun düşüncelerine bakıldığında, ülkücü babanın belki de farkında olmadan, Türklerin “itikat imamı” olan, ancak pek bilinmeyen Mâtürîdî çizgisine yakın bir duruş sergilediği dahi söylenebilir.
Şimdi kısaca Emin Başoğlu’nu tanıyalım: Sosyal medya paylaşımlarından ve kamuoyundaki faaliyetlerinden hareketle, Emin Başoğlu’nun Rotterdam siyasetinde aktif bir isim olduğu görülmektedir. Sosyalist Parti Rotterdam teşkilatında öne çıkan Başoğlu; iyi yetişmiş, ikna kabiliyeti yüksek ve hitabeti güçlü bir politikacıdır. Özellikle yerel siyasette toplumcu, yani katılımcı politikalara vurgu yapması en belirgin özelliklerinden biridir.

Rotterdam’da partisinin çeşitli alanlarda temsilciliğini ve sözcülüğünü üstlenen Başoğlu, yerel siyasette şu başlıklarla öne çıkmaktadır:
– Uygun fiyatlı ve kaliteli sosyal konutların artırılması,
– Toplu taşıma ve bakım hizmetleri başta olmak üzere kamu hizmetlerine erişimin
iyileştirilmesi,
– Rotterdamlıların refahının ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi,
– Yerel halkın yönetime dâhil edilmesi; karar süreçlerinden haberdar olması ve bu
süreçleri etkileyebilmesi.
Başoğlu, bu anlayışı yalnızca söylem düzeyinde bırakmamakta; “asociale sloopplannen” olarak adlandırılan sosyal konutların yıkım planlarına karşı durarak, “schimmelwoningen” yani küflü ev sorunlarında, kent sakinlerini destekleyerek ve “kültürel tesislerin korunması”na yönelik kampanyalarda aktif rol alarak hayata geçirmektedir.
Emin’in insanlara iyilik yapmak için harekete geçmesinde elbette fıtrat gereğidir. Bunun yanı sıra onun henüz 9 yaşındayken 99 Marmara depreminde göçük altında kalması, uçak ambulansla Hollanda’ya getirilmesi, bir ayağının kesilerek protez takılması dahi Erasmus Üniversitesi’nden sosyolog olarak mezun olması önemli rol oynamıştır.
Değerli okuyucularım, Emin’nin doğup büyüdüğü Rotterdam halkının yönetime aktif katılımını savunmasını, kentte refah ve yaşam kalitesinin artması için mücadele etmesini hangi ülkücü baba desteklemez? Hatta ülkücü baba, böyle bir durumda oğluna şu nasihatte bulunur: “Oğlum Emin, doğduğun ve büyüdüğün şehir Rotterdam uluslararası bir şehirdir. Burada 193 ülkeden 170 ayrı milletten insan yaşıyor. Madem bu insanlara hizmet etmek için siyasete girdin, o hâlde kimseye ayrım yapmadan hizmet et. Açları doyurmayı sağla, yoksulları gözet. Ahlaki değerlerin hâkim olması için çabala. Komşunu ve akrabanı unutma. Kul hakkını yeme. Haksızlık ve kuralsızlık karşısında asla susma. Allah yar ve yardımcın olsun.”
Artık; Zaandamlı Eylem Kösoğlu gibi Rotterdamlı Emin Başoğlu gibi onlarca üçüncü nesil Türk kökenli siyasetçinin Hollanda’nın geleceği için sorumluluk aldığını görmekteyiz. Bu gelişme Hollanda Türk toplumunun gurur kaynağı iken, Hollanda demokrasisinin de zenginliğidir.
Veyis Güngör
2 Şubat 2026
