Seçimler, Hollanda’da yaşayan Türkler için sadece bir oy verme işlemi değildir. Aynı zamanda 40 yıldır süren bir mücadelenin, kazanılmış bir hakkın ve demokratik sorumluluğun ifadesidir. Bu nedenle her seçim dönemi, geçmişte verilen siyasal katılım mücadelesini hatırlamak ve bu hakkı ne ölçüde kullandığımızı yeniden değerlendirmek için önemli bir fırsattır.

Hollanda, 18 Mart Çarşamba günü belediye seçimleri için sandık başına gidecek. Her seçim döneminde olduğu gibi, Mart ayındaki seçimler için de siyasal katılımın önemli olduğuna dair yorumlar yayınladım. Zaandam ve Rotterdam’dan verdiğim örneklerle, artık Hollanda’da doğup büyüyen Türklerin yaşadıkları şehirler için sorumluluk aldıklarına işaret ettim.

Bazı okuyucularım, “Her seçim dönemi olduğu gibi, bu seçimlerde de sandığa gidip oy vermemizin önemli olduğunu söylüyorsun. Kime oy vereceğimizi de yaz da daha rahat hareket edelim” diyorlar.

Veyis Gungor Secim 1

Değerli okurlarım, her bireyin oy kullanma davranışı farklıdır. Bazılarımız bir siyasi partinin görüşlerine göre seçim davranışını sergilerken, bazılarımız da partilerin aday gösterdikleri isimlere göre oylarını kullanırız. Her iki seçim davranışına da saygılı olmak durumundayız. Dolayısıyla benim önerdiğim bir partiyi veya adayı siz beğenmeyebileceğiniz gibi, bunun tam tersi de olabilir.

Birkaç hafta önce, Zaandam’da Türk kökenli bir siyasetçiyi, “Hollanda’da siyasal katılım mücadelesi ve Eylem Köseoğlu’nun zaferi” başlığı ile sizlere tanıtmıştım.
Zaandam’da, GroenLinks–PvdA ittifakının, Köseoğlu’nu liste başı yaparak seçimlere girdiğine dikkat çekmiştim.

Yine seçimler çerçevesinde, Rotterdam’da Türk kökenli bir başka siyasetçiyi, “Ülkücü babadan sosyalist politikacı evlat…” başlığı ile ele almıştım. Rotterdam’da Sosyalist Parti’nin de, seçimlere ülkücü bir babanın oğlu olan Emin Başoğlu’nu liste başı göstererek katıldığını belirtmiştim.

Birkaç ay önce ise, Amsterdam’daki Türklerin siyasal katılımı çerçevesinde, “Amsterdam Belediyesinden tarihi karar: Artık ‘Sincan’ yok, ‘Doğu Türkistan’ var” başlığı ile, DENK Partisi Meclis Üyesi Süleyman Koyuncu’nun etkisini yazmıştım. Zira Amsterdam Belediye Meclisi, Koyuncu’nun çabalarıyla, Doğu Türkistan’la ilgili bir karar almıştı. Karara göre, bundan böyle Çin’in “Sincan” olarak adlandırılan bölge için, “Doğu Türkistan” ifadesi kullanılacak.

Şimdi Zaandam, Rotterdam ve Amsterdam’dan verdiğim üç örnekle neyi anlatmak istediğimi muhtemelen tahmin etmişsinizdir.
Bu üç örnek, bir taraftan Hollanda’da Türklerin siyasal katılım sürecinde nereye geldiklerini anlatırken, diğer taraftan da üçüncü nesil Türk çocuklarının doğup büyüdükleri şehirlerin geleceği için sorumluluk aldıklarını ortaya koymaktadır. Örneklerin bize gösterdiği bir başka güzellik ise, siyasi partilerin Türk kökenli siyasetçilere güvendiğini ve onların parti içinde mücadele ederek yükselebileceklerini göstermesidir.

Üç ayrı şehir ve üç ayrı siyasi partiden verdiğimiz örnekler, elbette bunlarla sınırlı değildir. Seçim listelerine baktığımızda, kısıtlı da olsa, Türk kökenli siyasetçilerin hemen hemen her partide yer aldıklarını ve belediye meclislerine girmek için mücadele verdiklerini görmekteyiz. Hatta kendi listeleriyle seçimlere girenler bile var.

Farklı partilerde mücadele veren Türk kökenli adaylar için, Hollanda Türk toplumunun tercihli oy kullanması gerekmektedir. Türk kökenli adaylara destek vermek, sadece bir vatandaşlık vazifesi değil, aynı zamanda Hollanda demokrasisine sahip çıkmak ve hukuk devletini güçlendirmek olarak görülmelidir.

Çarşamba günü oy kullanmak Hollanda Türk toplumunun demokratik görünürlüğünü güçlendirecektir.

Bu düşünceler doğrultusunda 18 Mart Çarşamba günü sabah saat 09.00 ile akşam saat 21.00 arasında beğendiğimiz bir parti ve tanıdığımız bir aday için oyumuzu kullanmalıyız.
Oy kullanmak yetmez, etrafımızdaki dostlarımızı, akrabalarımızı ve komşularımızı da sandığa gitmeleri için teşvik etmeliyiz. Çünkü demokrasi ancak vatandaşların katılımıyla güçlenir.

Veyis Güngör
14 Mart 2026