Avrupa’nın geleceğini bugünden yorumlayabilmek için kıtanın üç başat ülkesini iyi tanımak gerekmektedir. Coğrafi olarak küçük ancak çok kültürlü bir yapıya sahip olan Avrupa’da, toplumların aynı dine mensup olmalarına rağmen mezhepsel ayrılıklar nedeniyle milyonlarca insanın hayatını kaybettiği savaşlar yaşanmıştır. Başka dinlere karşı savaş açma ve yağma kültürü de bu kıtada doğmuş; kısa vadeli birliktelikler ve müttefiklik ilişkileri öncelikle bu kıtada şekillenmiştir.

Menfaatlerin ve savaşların biçimlendirdiği Avrupa’daki çatışmaların önemli bir bölümü, kıtanın başat ülkeleri ve milletleri arasındaki paylaşım mücadelelerinden kaynaklanmıştır. Tarihin son iki büyük dünya savaşı da bu kıtada başlamış ve Avrupa’nın üç başat milleti bu kanlı mücadelelerde belirleyici roller üstlenmiştir.

Tarihsel olarak geriye bakıldığında, bu üç milletin birlikte yer aldığı önemli hareketlerden biri Haçlı Seferleri’dir. Ancak bu birliktelikler bile kısa sürmüş ve kanlı kavgalara neden olmuştur. Manevi öğretiler ve dinî söylemler etrafında toplanan ordular, dönüş yolunda ganimet kavgaları nedeniyle dağılmıştır. Tarumar edilen coğrafyaların insanları ise arkalarından gelip bulduğu her şeyi kendisinin sanarak üzerine atlayan bu görgüsüz saldırganları, “Mal bulmuş Mağribî gibi” sözüyle tarif etmişlerdir.

Kıtanın geleceğinde ortaya çıkabilecek silahlı çatışmaların içerisinde de bu üç büyük ülkeden birinin, ikisinin veya tamamının bulunması ihtimali göz ardı edilmemelidir. Böyle bir mücadele, tarafların birbirlerini işlevsiz hâle getirebilecekleri kadar sert olabilir. Çünkü rakiplerin gücü ile birbirlerine verebilecekleri zarar çoğu zaman doğru orantılıdır.

Yeni çatışmaların habercisi olmak için değil ama İngiltere, Fransa ve Almanya birbirine güvenirse dünya barış içerisinde yaşayabilir; aksi hâlde herkesin bu üç ülkeden endişe etmesi gerekir. Bu üç milletin ortak menfaatlerde birleştiği söylenirken Londra’nın neden Avrupa Birliği’nden ayrıldığı ise ne İngilizler ne de Avrupa’nın diğer milletleri tarafından tam olarak anlaşılabilmiştir.

Birbirlerine çelme takmayı ve “el ense çekmeyi” de ihmal etmeyen bu üç ülkeyi daha yakından tanımak adına mevcut durumlarına göz atmak gerekmektedir.

İngiltere

İngiltere; yönetim sistemi, hukuk düzeni, devlet yapısı, din-devlet ilişkileri ve ekonomik modeli bakımından Fransa ve Almanya’dan önemli ölçüde ayrılmaktadır. Ülke anayasal monarşiyle yönetilmektedir. Kral devletin başı olmasına rağmen siyasi kararları hükûmet ve başbakan almaktadır. İngiltere’de yazılı ve tek bir anayasa metni bulunmamaktadır. Anayasal düzen; kanunlar, gelenekler, mahkeme kararları ve tarihî belgeler üzerinden şekillenmiştir.

İngiliz hukuk sistemi, büyük ölçüde mahkeme kararlarına ve içtihatlara dayanan “Common Law” geleneğini benimsemektedir. Devlet yapısı üniter olmakla birlikte İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’ya belirli alanlarda geniş yetkiler devredilmiştir. Din-devlet ilişkilerinde de farklı bir model bulunmaktadır. İngiltere Kilisesi resmî bir konuma sahiptir ve kral aynı zamanda kilisenin sembolik lideridir.

İngiliz ekonomisinin merkezinde finans, sigorta, ticaret ve hizmet sektörleri yer almaktadır. Özellikle Londra, dünyanın önde gelen finans merkezlerinden biridir. Sanayi önemini korumakla birlikte hizmet sektörünün ülke ekonomisindeki ağırlığı oldukça fazladır.

Fransa

Fransa, yarı başkanlık sistemiyle yönetilen üniter bir cumhuriyettir. Cumhurbaşkanı, İngiltere ve Almanya’daki devlet başkanlarına kıyasla daha güçlü siyasi yetkilere sahiptir. Başbakan hükûmet çalışmalarını yönetirken cumhurbaşkanı özellikle dış politika, güvenlik ve devletin genel yönelimi üzerinde etkili olmaktadır.

Fransa’nın devlet yapısında merkeziyetçi yönetim geleneği belirgindir. Yerel yönetimler çeşitli yetkilere sahip olsa da Paris merkezli devlet mekanizması güçlü konumunu korumaktadır. Fransız hukuk sistemi, yazılı kanunlara dayanan Kıta Avrupası hukuk geleneğinin önemli örneklerinden biridir. Napolyon döneminde hazırlanan Medeni Kanun, ülkenin hukuk sisteminin gelişmesinde belirleyici olmuştur.

Fransa’da din ve devlet işleri, “laïcité” olarak adlandırılan katı laiklik ilkesi doğrultusunda birbirinden ayrılmıştır. Dinî sembollerin kamu kurumlarındaki görünürlüğü zaman zaman yoğun tartışmalara yol açmaktadır. Ülke ekonomisinde devletin yönlendirici rolü, İngiltere’ye kıyasla daha güçlüdür. Turizm, havacılık, savunma, enerji, tarım, moda ve lüks tüketim sektörleri Fransa’nın uluslararası rekabet gücünü desteklemektedir.

Almanya

Almanya, federal parlamenter cumhuriyet sistemiyle yönetilmektedir. Ülke, kendi hükûmetleri ve parlamentoları bulunan 16 eyaletten oluşmaktadır. Eğitim, kültür, güvenlik ve yerel yönetim gibi birçok konuda eyaletlerin önemli yetkileri vardır. Bu federal yapı, Almanya’yı merkeziyetçi Fransa’dan ve yetki devrine dayalı üniter İngiltere’den ayırmaktadır.

Almanya’da şansölye, hükûmetin ve siyasi karar alma süreçlerinin merkezinde yer almaktadır. Cumhurbaşkanı ise daha çok devleti temsil eden sembolik bir görev üstlenmektedir. Alman hukuk sistemi, yazılı kanunlara ve Kıta Avrupası hukuk geleneğine dayanmaktadır.

Din-devlet ilişkilerinde iş birliğini esas alan bir model uygulanmaktadır. Devlet, belirli şartları karşılayan dinî cemaatlerle kurumsal ilişkiler kurabilmekte ve kilise vergisini tahsil edebilmektedir. Almanya’nın ekonomik modeli ise güçlü sanayi üretimi, ihracat ve mesleki eğitim sistemi üzerine kuruludur. Otomotiv, makine, kimya, teknoloji ve enerji sektörleri ülke ekonomisinin temel alanlarıdır. “Mittelstand” adı verilen küçük ve orta ölçekli işletmeler de Almanya’nın üretim, istihdam ve ihracat kapasitesinde stratejik bir rol oynamaktadır.

Bu üç ülkenin birbirleriyle örtüşen ve ters düşen yönlerini serimizin gelecek bölümlerinde daha kapsamlı biçimde ele alacağız. Çünkü İngiltere, Fransa ve Almanya arasındaki rekabetin, çıkar çatışmalarının, siyasi gerilimlerin ve güvensizliklerin önümüzdeki dönemde yalnızca Avrupa’nın geleceğini değil; Türkiye’nin stratejik konumunu ve diğer ülkelerin Avrupa ile ilişkilerini de doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu üç güç arasındaki dengelerin değişmesi, Rusya’nın Avrupa politikasından Çin’in ekonomik hamlelerine, Amerika Birleşik Devletleri’nin kıtadaki siyasi ve askerî ağırlığından Türkiye’nin bölgesel rolüne kadar geniş bir alanda önemli sonuçlar doğuracaktır. Dolayısıyla bu ülkeler arasındaki ilişkileri yakından takip etmek, yalnızca Avrupa’yı değil, geleceğin küresel güç dengelerini de doğru okuyabilmek açısından her geçen gün daha büyük önem kazanmaktadır. “Avrupa İçin Gelecek Tasavvurları” başlıklı yazı dizimiz, bu stratejik ilişkileri ve muhtemel gelişmeleri farklı yönleriyle değerlendirmeye devam edecektir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti