Türk soyu, ana hatlarıyla 3 kola ayrılıyor: Oğuz, Kıpçak ve Karluk

Oğuz soyu, genel olarak coğrafyamızın güneyli kesimlerinde yoğunlaşırken, Kıpçak soyu kuzeye doğru uzanıyor. İki boyun arasında sayabileceğimiz Karluk soyu ise, kuzey ile güneyin ortalarında yer alıyor. Yani, bugünkü Özbekistan ile Doğu Türkistan’da kümeleniyor.

Kıpçak Türk boyu içinde Hıristiyan topluluklar çokça yer alıyor. Çuvaş, Tuva, Hakas, Altay ve Yakut Türkleri gibi…

Hoş, bu Türk topluluklarının ne ölçüde Hıristiyanlaştığı tartışılır. Zira bu Türk topluluklarının dinî inanış ve ritüellerinde, hiç de azımsanmayacak ölçüde Şamanî unsurlar bulunmaktadır.

Oğuz Türkleri içindeki tek Hıristiyan topluluk ise Gök Oğuzlar… Belki biraz zorlayacak olursak; büyük bir hatayla, ‘Rum’ olduklarını varsayarak, Lozan Antlaşması kapsamında Yunanistan’la mübadele ettiğimiz Karamanlı Türklerini de Hıristiyan Türklere dâhil edebiliriz.

Fakat Karaman Türklerinin ‘Oğuz’ mu yoksa ‘Kıpçak’ mı olduğuna dair net bir bilgiye sahip değiliz.

Mevcut bilgiler ışığında, Türk’ün Oğuz soyu içindeki tek Hıristiyan topluluğun Gagauzlar (Gök Oğuz) olduğunu söyleyebiliriz.

İSLAM’LA HARMANLANMIŞ HIRİSTİYANLIK

Bununla birlikte, Gagauz Türklerinin Hıristiyanlık inancının, bir ölçüde Müslümanlıkla iç içe geçtiğini söylemek yanlış olmaz.

Çoğu Gagauz dua ve ilahileri Türkçedir. İnanca dair birçok kavram ve isimlendirme, doğrudan Müslümanlıkla ilişkili.

Gök Oğuzlar, ‘Tanrı’ kavramı olarak, doğrudan ‘Allah’ lafzını telaffuz ediyor. Hıristiyan Gök Oğuzların kullandığı dinî terminolojiye dair bazı kelime ve kavramları da, yeri gelmişken sıralayalım: vallaa (vallahi), maşalla (maşallah), Allah raz’olsun, Allah raamet eylesin, din, iman, dua, oruç, hacı, cennet, cendem (cehennem), şeytan, melek, günah, günahker, haram, helal, kıyamet, son şaraat (mahşer günü), gâur (gâvur), hederlez (hıdrellez), klisa (kilise), popaz (papaz) gibi…

İslamî terminolojinin Gagauz dinî hayatına nasıl yerleştiği bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, Hıristiyan Karamanlı Türklerinin getirip Gagauzlara sattığı dinî kitaplar aracılığıyla bir İslamî nüfuz oluştuğunu öne sürse de, bu tezi kabullenmek mümkün görünmüyor.

Gök Oğuzların, önce Müslüman ve sonradan Hıristiyan olduklarına dair de herhangi bir bilgi bulunmuyor.

RUS ORTODOKS KİLİSESİNE BAĞLI

Dolayısıyla Hıristiyan Gök Oğuzların, genellikle Arapça ve Farsça kaynaklı İslamî kavramları hangi yolla benimsedikleri, bir sır olarak kalıyor.

Gagauzların dinî hayatlarına ilişkin kavramlaştırmaları ve ana dilleriyle dinî eserler ortaya koymalarında, Mihail Çakır’ın (1861-1938) büyük emekleri olduğunu, bir kez daha hatırlatalım. İlaveten, Dimitri Karaçoban’ın (1933-1986) derleme ve yayınlarını da unutmayalım.

Moldova’ya bağlı bir özerk cumhuriyet olan Gagauz Yeri’nin tüm yerleşim birimlerinde Ortodoks Kiliseleri yer alıyor. Gagauz Ortodoks kiliseleri, merkezi Moskova’da bulunan Rus Ortodoks Patrikliği’ne bağlıdır.

İlaveten, bir kısım misyonerlik çalışmaları neticesinde, bazı şehir, kasaba ve köylerde Katolik ve Protestan temelli tapınakların yerleşmeye çalıştığı da gözden kaçmıyor.

Birkaç bin nüfuslu Gagauz köylerinde bile Ortodoks Kilisesinin yanısıra, bilhassa Protestanlığın bazı kollarına ait kiliseler peydahlanmış bulunuyor.

Asya ve Afrika’nın her yerinde cirit atan Katolik ve Protestan misyonerler, Gagauz Dolayı’na da el atmış bulunuyor.

Komrat:

Gagauz Yeri’nin yönetim merkezi olan Komrat’ta birden fazla kilise bulunuyor. Şehrin Ioana Predteçi Katedrali adını taşıyan merkezî kilisesi, Halk Topluşu’nun (Meclis) tam karşısında yer alıyor.

VAFTİZ, KIRKLAMAYA BENZİYOR

Komrat’taki kiliseyi, Gagauz dostlarım Petro Kristioğlu ve Nikolay Sakallı ile birlikte ziyaretimizde, 10 kadar çocuğun vaftiz törenine denk geldik.

Kendisi Başköy’den olan Papaz Yardımcısı Dimitri Tanasoğlu’dan izin alıp, vaftiz töreninden fotoğraf ve video çektim.

Vaftizin ne zaman yapıldığını sorduğum bir Gagauz kadın, “Bebek 40 günlük olduktan sonra vaftiz zamanı başlar, benim gibi 60 yaşını geçse de vaftiz yapılabilir.” cevabını verdi.

Ne tesadüf; bizde de bebekler 40 günlük olunca ‘kırklanır’. Her iki gelenek de, ‘yunup arınmayı’ temsil ediyor.

Papaz Yardımcısı Dimitri Tanasoğlu ile bir süre sohbet etme fırsatı bulunca, Gök Oğuz Türklerinin dini inançları ile toplumsal dokusuna dair bilgi sahibi olmaya çalıştım.

Gagauz Türkleri, genellikle Rus menşeli Hıristiyan isimlerini alıyor. Fakat soyadlarının neredeyse tamamına yakını Türkçe. Topal, Kara, Karaçoban, Esir, Sakallı, Kıpçak, Bıçakçı, Demir, Demirci gibi… Birçok kişinin soyadı ise; ‘-oğlu’ ile tamamlanıyor. Kristioğlu, Tanasoğlu gibi…

ERKEKLER KİLİSEDEN KAYTARIYOR

Gök Oğuz Dolayı ziyaretimde çoğunlukla ikamet ettiği Başköy’deki (Kirsova) büyük kilise, İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1940’ta Kızılordu’nun bu bölgeyi ele geçirmesinden hemen sonra kapatılmış.

1985’ten sonra Sovyetler Birliği’nde başlayan yumuşama süreci ve nihayet Komünist düzenin çökmesiyle birlikte, Gök Oğuzların da dinî özgürlük alanları genişledi.

Böylece, birçok Gagauz kilisesiyle birlikte, Başköy’deki büyük kilise de yeniden cemaatine kavuştu.

Başköy’deki büyük kiliseye, 2025’in son Perşembe sabahı uğradığımda, sabah duası bitmiş, cemaati oluşturan yaşlı kadınlar kiliseden ayrılıyordu.

Kilise cemaatinden birkaçıyla ayaküstü konuştum. Cumartesi akşamı kilisede önemli bir ayin olacağını söylediler. Ortodoks Gagauzlar, Hazreti İsa’nın doğum günü münasebetiyle, senenin son 40 gününde perhiz tarzı oruç tutuyormuş. Bu orucun 35. günü akşamında o ayin yapılıyormuş.

Anılan zamanda kiliseye vardım. Cemaati saydım; 29 kadın, 2 erkek, biri kız diğeri erkek 2 çocuk vardı. O vesileyle, kilise cemaatinin çoğunluğunu kadınların oluşturmasına mukabil, erkeklerin genellikle kiliseden kaytardığını gözlemledim.

GÜNAH ÇIKARKEN YAŞANAN

Başköy’deki büyük Ortodoks kilisesinin 2 papazı var; ikisi de Moldovan… Ayrıca kasabada, bir Katolik kilisesinin yanısıra, ev tarzı bazı Protestan kiliseleri de bulunuyor. Elbette Protestan kiliseleri, yakın döneme ait ‘Misyonerlik’ çabalarının ürünü.

Kilisedeki ayin sonunda, Başpapaz ve yardımcısı, cemaatten isteyen kişilerin günahını çıkardı. En sona kalan 50 yaş civarındaki bir erkek, günah çıkarma sırasında tuhaf sesler çıkararak yere yuvarlandı. Sonra da sara nöbeti geçirirmişçesine çırpınmaya başladı.

O sırada papazların sakinliği dikkatimi çekti. Kriz geçiren adam kendine gelip kiliseden ayrılınca, olup biteni, Yardımcı Papaz Vyeçeslav’a sordum. Onun söylediğine göre; kriz geçiren şahıs, ‘günahlarının ağırlığından dolayı’, günah çıkarma sırasında şok yaşamış. Papaz Vyeçeslav, benzer olaylara zaman zaman tanık olduklarını söyledi.

YA CUMA NAMAZI 2 SAAT SÜRSEYDİ?

Ertesi sabah 8’de başlayacak Pazar ayinini takip edebilmek ve resim çekimi için, Vyeçeslav aracılığıyla Başpapazdan izin alarak, kiliseden ayrıldım.

Pazar ayini biraz daha kalabalıktı. 29 erkek, 60 kadar kadın ve birkaç çocuk… Ayin 2 saat kadar sürdü.

O sırada, Cuma günleri vaaz, hutbe ve 2 rekât farz namaz için yarım saati zor geçirişimiz ve namazın selamı tamamlanmadan kapıya koşuşmamız aklıma gelince, istemsizce gülümsedim.

Kiliseden ayrılırken, Yardımcı Papaz Vyeçeslav’dan telefon numarasını alarak, daha sonra çay sohbeti yapmak mutabakatıyla, vedalaştım. Fakat bu çay içme ziyaretine fırsatımız olmadı.

Kongaz:

Kongaz’daki büyük kilise, Kutsal Üçler Kilisesi (Holly Trinity Church) olarak adlandırılıyor. Kilise, 1814’te inşa edilmiş ve 1879’da kapsamlı bir onarım görmüş.

Sovyetler Birliği döneminde, bölgede kapatılmayan tek kilise olmasıyla biliniyor.

Kiliseyi, Kongaz Belediye Başkanı Mihail Esir’le birlikte ziyaret ettik.

Kilise girişinde, sol tarafta yer alan, Hazreti İsa’nın bebekliği, Hazreti Meryem ve bazı havarilerin resmedildiği 3 boyutlu tablo/panorama hayli dikkat çekiyor. Yine kilise girişinin sol yanında sıralanan farklı boylardaki çanlar da ilginç görünüyor.

Ziyaretimiz sırasında bir ayin olmasa da, kilisenin görevli papazıyla ayaküstü sohbet imkânı bulduk.

Çadır Lunga:

Gagauz Yeri’nin ikinci büyük şehri ve aynı zamanda Gök Oğuzların en önemli lideri Mihail Çakır’ın doğum yeri olan Çadır Lunga’yı, 2026 yılının ikinci günü, sert bir ayaz eşliğinde ziyaret ettik.

Çadır Lunga’nın en görünür yüzü, buradaki Demetrius Kadınlar Manastırı.

Esasen manastırın ana unsurunu oluşturan kilise, geçmişte, şimdiki yerinden birkaç kilometre güneyde, kent merkezinde, ‘Aziz Petrus Kilisesi’ adıyla inşa edilmişti. Kilise, Eylül 1972’de, dönemin Sovyet yetkililerince bombalanarak havaya uçurulmuş.

O sıralarda 14 yaşında bir çocuk olan Dimitri Baba (Kirioğlu), kilisenin yıkıntıları arasından, sağlam kalan 2 ikonu çıkarmış. Hikâyeyi bizzat kendisinden dinledim.

GAGAUZ İNANCINDA ÖNEMLİ BİR SİMA: DİMİTRİ BABA

İlerleyen yıllarda Moskova’da ilahiyat eğitimi alan Dimitri Baba, yıkılan kiliseyi yeniden yapmak üzere 1988’de halktan imza toplayarak SSCB Yüksek Sovyeti’ne başvurdu. Başvuru, kilisenin kent merkezi dışına inşa edilmesi şartıyla kabul edildi.

2000 yılında ise; Rus Ortodoks Kilisesi Kutsal Meclisi, kilisenin ‘Aziz Demetrius’ adıyla kadınlar manastırına dönüştürülmesi için karar aldı.

Manastırın inşa edildiği arazide, 2014 yılında toprak kayması tespit edilmiş. Manastırdaki kilise ve diğer binaları korumak amacıyla, 2017’de kapsamlı bir arazi güçlendirmesi yapılmış.

Manastırın kilisesinde; biri Selanik’in ‘kutsal büyük şehidi’ Demetrius adına, diğeri de Aziz Nikolas adına 2 taht bulunuyor. Dimitri Baba’nın 14 yaşında bir çocukken, bombalanan kilisenin yıkıntıları altından çıkardığı 2 ikon da kilisede yer alıyor.

Yaklaşık 50 bin metrekarelik bir alanda yerleşik olan manastırda, bir ruhanî eğitim merkezi, değişik boyutlarda çanların bulunduğu çan kulesi, rahibelerin hücreleri ve tarımsal üretim amaçlı bir bina bulunuyor.

Manastır arazisindeki üzüm bağlarından elde edilen gelir, manastırın harcamaları için kullanılıyor.

Manastırı, 21 sene önceki ilk ziyaretimize nazaran canlılığını yitirmiş buldum. Binalar yenilenmiş, kiliseye epeyce sanat eseri ikonlar yerleşmiş olsa da, manastır sakini rahibe kadınların sayısı 20’lerden 8’e inmiş.

Geçmişte uzun yıllar manastıra hizmet etmiş olan Dimitri Baba’ya bunun sebebini sorduğumda, tatmin edici bir cevap alamadım. Ya da kendisinden sonra görev alanları eleştirmek istemedi.

GÜNAH ÇIKARMA KONUSUNDAKİ BULANIKLIK

Dimitri Baba ile birlikte geçirdiğim zaman diliminde, Gök Oğuzların Hıristiyanlığına dair bazı hususlardaki merakımı giderme gayretim oldu.

İnançlarının temel unsurlarını sorduğumda; bizim ‘Amentümüze’ benzer bir akaidin yanısıra, temel İslamî kabullerden olan; cana kıymamak, hırsızlık yapmamak, yalan söylememek, zinadan uzak durmak gibi yasakları sıraladı.

İnanca dair bu temel maddelerdeki Müslümanlıkla benzerlikler bir gerçek olmakla birlikte, bizim ‘tevhit’ inancımıza karşılık Hıristiyanlıktaki ‘teslis’ (üçleme) anlayışı, hiçbir şekilde uzlaşamaz.

Hazreti İsa, bizim inancımıza göre bir peygamberdir. Hıristiyanlığın hemen tüm mezhepleri, Hazreti İsa’yı sadece bir peygamber olarak görmekle kalmıyor; onu ‘Tanrı’ın Oğlu’ kabul ediyor. Ve elbette Hazreti İsa, aynı zamanda bir ‘Tanrı’ olarak görülüyor.

Dimitri Baba ile bu ‘üçleme’ mevzusuna pek girmedik. Zira çok uzun sürecek, derin felsefi tartışmaları gerektirebilirdi.

Bununla birlikte, eriştiğim başkaca kaynaklarda, ‘Üçlü Tanrı’ anlayışının, ‘Allah’ın aynı zamanda İsa kimliğinde zuhuru’ gibi tevil edilmeye çalışıldığına rastladım.

Elbette bütün Hıristiyan mezheplerinin bu konuda aynı itikadı taşıdığını söylemek pek kolay olmasa gerek.

İslam ile Hıristiyanlığın uzlaşamayacağı bir diğer önemli konu, ‘günah çıkarma’ meselesi… Konuyu açtığımda, Dimitri Baba, çok net ifadeler kullanmamakla birlikte, şuna yakın bir izahta bulundu:

“Günahın niteliğine göre, yapılması gereken dualar var. Papaz olarak biz, günahını itiraf ederek pişmanlık gösteren kişiye, uygun bir dua telkininde bulunuyoruz. Bizin inancımıza göre, günah çıkarmayla birlikte o günah, bir bakıma askıya alınmış oluyor. Kişi o günahı tekrarlamazsa, ahirette, yapılan tövbe gerekçesiyle o günahın affedilmiş olacağına inanıyoruz.”

Evet, Dimitri Baba tam olarak bu cümleleri kurmamış olsa da, fazlaca köşeli olmayan anlatımlarından çıkarmış olduğum anlam böyle oldu.

Gagauz Türklerinin inanç ve ibadetlerine dair yazılıp söylenecek çok şey olduğu kesin. Fakat mevzu hem benim uzmanlığımı, hem de kullandığım sütunun hacmini aştığından, burada noktalıyorum.

Gelecekte belki yeniden bir Gagauz’ya ziyareti ve bunun semeresi yazı ve resimler mümkün olabilir. Şimdilik Gök Oğuz Dolayı notlarımıza burada son veriyorum.

Yazımızla ilişkili epeyce özgün fotoğrafımızı, Foto Galeri bölümünde bulabilirsiniz.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri